BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ailemle yemek yemeye hasret kaldım

Ailemle yemek yemeye hasret kaldım

Megakentin emniyetine bakmak kolay değil. Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, beş cep telefonu kullanıyor. Evine en erken gecenin ikisinde dönüp sabah yedi buçukta gidiyor. Göreve başladığı günden bu yana evinde hiç yemek yememiş



İkisine korumalarının, üçüne kendisinin baktığı beş cep telefonu kullanıyor, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah. Cep telefonu çaldığında oda ‘çökertme’ türküsünün melodisiyle doluyor. Ege türkülerini, Ege folklorünü çok sevdiğini söylüyor. Çocukluğu Balıkesir’de geçen Cerrah, o günlerden bu yana o türkülerin sevdalısı. ‘Ya halk oyunları, oynayabilir misiniz?’ diye sorunca cevabı ‘Evet, oynarım’ oluyor. Celalettin Cerrah’ın makam odasındaki kartal figürleri dikkat çekiyor. Bir de Fenerbahçeli dostlarının hediye ettiği sarı kanaryanın ötüşü. Galatasaray yönetiminin getirdiği “Aslan” sembolüyse bir camekanın içinde. ‘İstanbul’un emniyet müdürü olunca bu üç kulübü de unutmamak lazım, ama ben taraftarlığım konusunda hiç politik cevap vermem, koyu bir Beşiktaşlıyım. Bunu da hiç saklamadım’ diyor. Vakit ayıramıyorum Evine en erken gecenin ikisinde gidip sabah yedi buçukta işte olan Cerrah hiç dinlenmediğini anlatıyor. Hafta sonları da çeşitli programlar nedeniyle dolu geçen emniyet müdürü, 2003’te göreve başladığından beri evinde hiç yemek yememiş. “Çok güzel bir bahçemiz var, toplam on kere oturmamışımdır daha. Sivas’tayken en büyük zevkim çocuklarla akşam yemeği yemekti. Kimin ne işi olursa olsun akşam yemeğinde herkes masada olurdu. Şimdi çocuklar beni özleyince buraya yemeğe geliyorlar. Onlara hiç vakit ayıramıyorum. Eşim böyle olacağını biliyordu alıştı bu duruma, ama çocuklar alışamadılar. Kızımın büyüdüğünü göremedim. Şimdi konuşmalarından hareketlerinden bakıyorum ‘ne kadar büyümüş, neler öğrenmiş’ şaşıyorum.” “Biz yılmayız” Londra’daki patlamalar herkesi tedirgin ederken İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ‘İstanbul halkı huzur içinde hayatına devam etsin biz onlar için her şeyi yapıyoruz’ diyor... ‘Çağımızın en önemli problemi güvenlik olacak’ tezi ne yazık ki günden güne güçleniyor. Bir yandan bütün dünya için büyük bir tehdit haline gelen terör, diğer yandan suç çeşitlenmesi insanları ‘korku’yla yaşamaya alıştırıyor. Hal böyle olunca herkes emniyet birimlerinden daha fazla şey beklemeye başladı. Biz de İstanbul’daki durumu ve çalışmaları İl Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’la konuştuk. * Dünyanın en iyi korunan şehirlerinden biri sayılan Londra’da meydana gelen patlamalar sizi İstanbul’un güvenliği konusunda ek tedbirler almaya yöneltti mi? Son olaylardan sonra değil, bizim tedbirlerimiz göreve geldiğimiz 2003 Mart ayından itibaren başlıyor. Biliyorsunuz 2003’te bir hafta arayla iki patlama olayı yaşadık. O patlamalardan sonra güvenlik sistemimizi daha geniş alanlara yaydık, nerelerde patlamalar olabilirse oralara uygun tedbirler aldık, planlar yaptık.. Londra’daki patlamaların ardından eleştirildik ‘metrolarda güvenlik sistemi yok’ diye. Metrolarda güvenlik sistemi belediye tarafından sağlanıyor. Biz asayişe yönelik tedbirler alırız. Oralarda ben sivil görevlilerle tedbir almıştım. Şimdi hem sivil hem de resmi tedbirlerimiz var ana merkezlerde, metrolarda. Köpekli, bombalara duyarlı timlerimiz çalışmalara devam ediyor. * Şimdi kameralar konacak mı metro istasyonlarına? Metrolara kamera sistemi için bildiğim kadarıyla belediyeler çalışmalarına devam ediyor. Bunların bize aktarılması söz konusu, önümüzdeki günlerde o çalışmalar sonuçlanacaktır... Yakalarız gerisine karışmayız * Uyum yasaları çerçevesindeki değişiklikler ve yeni ceza yasasıyla polisin işinin zorlaştığı söyleniyor. ‘Bu gömlek bize uymadı’ deniyor. Uygulamada problem yaşanıyor mu? Biz güvenlik güçleri olarak yasaları uygulamak zorundayız, yasalarla ilgili yorum yapma lüksümüz yok. Tatbikat neticesinde uymayan tarafları olmazsa düzeltilir. Mesela terörle mücadele konusunda değişiklikler gündemde. Biz suç işleyenleri yakalamakla görevliyiz. Ondan sonra yasalara göre ceza alır, ya da serbest kalır. Bu bizim işimizi etkilemez. * Bir yandan da boşlukları kullanmaya çalışanlar var. 18 yaşın altındaki çocuklardan oluşan suç çeteleri artıyor. Ondan halkımız da, biz de mustaribiz. 18 yaşın altındakileri cezaevine göndermektense rehabilite etmeye yönelik düşünce ve yasalar var. Rehabilite merkezlerinin çoğaltılması, çocuk mahkemelerinin de ülke geneline yayılması lazım. Suç işleyen çocukların bir kısmı yuvalara yerleştiriliyor, ama çoğunlukla aileye teslim ediliyor. Zaten anne baba ona talimat veriyor ‘git ekmek getir’ diye. Eğitim ve ekonomik nedenler çok önemli. Büyük çoğunluğu maalesef suç işlemeye devam ediyor, bazı şebekelerin eline geçmişlerse kurtarmak zor oluyor. Bazı çocuklar 20-25 defa aynı suçu işliyor. Ama bizim yılmamız mümkün değil. MOBESE işe yarıyor ama yetersiz * MOBESE projesiyle ilgili şu ana kadar geçen süreçle ilgili bir değerlendirme yapabilir miyiz? Memurlarımız hâlâ adaptasyon safhasında. Adaptasyon sağlanınca sonuçlarını hep beraber alacağız. Yakalanan oto hırsızları var. Kameralarda çalıntı plaka tespit edildiğinde diğer ekip ikaz ediliyor ve yakalanması sağlanıyor. Korsan cd-kitap satanlarla, yankesicilikle mücadelede büyük faydaları var. Veya o bölgede bir kapkaç olayı varsa kapkaç yapan kişinin resimlerini alıp suç faillerini yakalamamızda faydaları var... Şu anda şehrin önemli noktalarına yerleştirilmiş 570 kamera bulunuyor. Önümüzdeki günlerde bunu beş bine çıkarmayı hedefliyoruz. Londra’da sadece olayların meydana geldiği bölgede 13 bin kamera var. Otobüslerin içinden bile fotoğraflarını almışlar saldırganların. Biz sokaklara kamera yerleştirince bazı aydınlar, yazarlar ‘özel hayata müdahale’ diye eleştirdi. * Kamera sayısının az olma nedeni ekonomik mi, bu eleştirilerin payı var mı? Hayır tamamen ekonomik. Sistemin bileşenleri, ana bölümüyle birlikte 22 trilyon para harcadık. Her kameranın aktarılış, kablo masrafıyla beraber maliyeti 10 milyar. Önümüzdeki günlerde belediye başkanları, kaymakamlarla toplantılar yapacağız. Onlar da bölgelerindeki esnafla konuşacaklar ve iş birliği yapacağız. Sırf devlet imkanlarıyla bunu yapmamız mümkün değil. Örnek vermek gerekirse Beyoğlu’nda öyle sokaklarımız var ki bir kamerayla gözlenmesi yeterli değil. Bunun için de işyeri sahiplerinin katılımını sağlayacağız. * Diyelim ki vatandaşlar ‘Biz sokağımıza kamera istiyoruz, maliyetini karşılayacağız’ dediler. Sisteme dahil olabilirler mi, kamera koyar mısınız? -Hemen, hemen koyarız. MOBESE sistemi sadece ana merkezi olan Vatan Caddesinde kurulu değil. Onun bir küçüğü 32 ilçe merkezinde var. O ilçe merkezlerine de istenildiği kadar kamera ilave edilebilir. “Sarı kanarya” besliyor ama “Kartal” fanatiği “İstanbul’un Emniyet Müdürü olunca üç kulübü de unutmamak lazım” diyen Celalettin Cerrah’a Fenerbahçeli dostları “Sarı kanarya” hediye etmiş, Galatasaray yönetimi de “Aslan” sembolü. Fakat o koyu bir Beşiktaşlı ve odası “Kartal” figürleriyle dolu... En büyük tehlike göç * Kapkaç bir ara herkesin korkulu rüyasıydı. ‘Olaylar gerçekten fazla mı, medya mı çok gündeme taşıdı’ diye de tartışıldı. Son zamanlarda kapkaç çok konuşulmuyor. Olaylar mı azaldı? Geçmişte belki vatandaşlarımızın şikayetleri yoğun olarak düşünülebilir, ama arkadaşlarımızın da önlemek için yoğun çalışmaları var. Kapkaç sadece bizim ülkemizin sorunu değil. Bu konuda hep İtalya örneği verilir. ‘Otellerde bile dikkatli olun, şuralara gitmeyin’ diye. İstanbul’da çok şükür böyle bir şey yok. Göç durdurulmadıkça İstanbul’un sorunlarının çözülmesi mümkün değil. Fakir aileler göç ediyor, çok sayıda çocukları var ve iş bulmaları lazım. Mecburen birtakım suçlara dahil oluyorlar. 89 yılında ayrıldım İstanbul’dan. O günlerde de kapkaç olayları vardı ama çok azdı. O zaman 6 milyon olan nüfus şimdi iki katına çıktı. Başbakanımız Büyükşehir Belediye Başkanıyken ‘İstanbul’a vizeyle girilmesi gerekir’ diye konuşulmuştu. Keşke 90’lı yıllarda o başlatılabilseydi. İstanbul çok daha temiz kalabilirdi. Göçü geri döndürmemiz lazım İstanbul’un kurtulabilmesi için. Yoksa bugün 12 milyon olan nüfus yarın 20 milyona çıkacak. 20 milyonluk İstanbul’a hakim olmak mümkün değil. Bu genişleme devam ederse İstanbul’u çok zor günler bekliyor. Huzurlu ortamı isimsiz kahramanlara borçluyuz * İstanbul’un emniyetiyle ilgili öncelikleriniz neler? Halkımızı en çok rahatsız eden kapkaç, hırsızlık, uyuşturucu ve fuhuş olayları. Zamanımızın çoğunu bu konulara ayırıyoruz. Terör şubemizin örgütlere karşı iyi operasyonları oluyor. Bu sakin ortamı da o isimsiz kahramanlara borçluyuz. Onlar oldukça bu huzurlu ortam devam edecek. En çok üzerinde durduğumuz konu küçük çocukların uyuşturucu, fuhşa zorlanması. Yurt dışına çıkacakken yakaladığımız büyük miktardaki uyuşturucular beni çok fazla sevindirmiyor, sokak operasyonlarında aldığımız bir kilo uyuşturucu beni daha çok mutlu ediyor. Bu kendi çocuklarımıza, dönüyor, kendi gençlerimize satılmaya çalışılıyor. Şubemizde çalışan arkadaşlarımızın büyük çoğunluğunu, imkanlarını sokak operasyonlarına ayırdım. İstanbul güvenli * İstanbul güvenli bir şehir mi sizce? ‘İstanbul güvenli değil’ demeyi gerektirecek bir sebep yok. 2004-2005 yılımız oldukça sakin geçti. Hem siyasi şubemizin, hem narkotik, hem de asayiş şubemizin yaptığı güzel operasyonlar var. Asayiş şubemizin yaptığı operasyonlar çerçevesinde piyasada ismi geçen mafya babalarının hepsi cezaevinde. Narkotik şubemizin yaptığı operasyonlarla elde edilen uyuşturucu Türkiye genelindeki rakamlarla kıyaslandığında İstanbul lider durumda, rekor kırdılar. Geçtiğimiz hafta 370 kiloya yakın eroin ele geçirildi. İstihbaratımız çok iyi. Kısacası İstanbul polisi birlik beraberlik içinde, sevgi saygı çerçevesinde çok iyi çalışmalar yapıyor. Halkla iç içe olmalıyız * İstanbul’un emniyetinden sorumlu kişiyi İstanbul’da neresi rahatlatır? Her yeri. Yabancı heyetler, konuklar İstanbul’u ‘büyülü şehir’ diye tanımlar, gerçekten de her yeri âdeta büyülü İstanbul’un. Sirkeci’den vapura binip Kadıköy’e Üsküdar’a gitmek, ya da Boğaz’ın sonuna kadar gidip tekrar dönen vapurla iki saat yolculuk her şeye değer vatandaşla birlikte. İnsanlar çok alışkın değil emniyet müdürünü aralarında görmeye. O sohbetleri çok seviyorum. Genellikle sıkıntılarını, asayişle, trafik kazalarıyla ilgili dertlerini anlatıyorlar. * Size göre polisle vatandaş ne kadar yakın birbirine Türkiye’de? Arada bayağı kopukluklar var vatandaşımızla. Ama yabancı ülke polisleriyle halk arasında hiç iletişim yok, bizim ülkemizde daha fazla. Daha da iyi olmalı diye düşünüyorum. Ben Sivas’tayken halkla çok yakın iletişim halindeydim. Tabii orası küçük bir yer. Aynı iletişimi İstanbul’da da kurmak istiyorum ama iş yoğunluğu nedeniyle çok fazla yapamıyorum. Yoksa gönlüm hep halkla iç içe olmaktan yana. Vatandaşın katkısı, desteği olmadıktan sonra çok fazla bir şey yapamayız. > ‘Çağımızın en önemli problemi güvenlik olacak’ tezi ne yazık ki günden güne güçleniyor. Bir yandan bütün dünya için büyük bir tehdit haline gelen terör, diğer yandan suç çeşitlenmesi insanları ‘korku’yla yaşamaya alıştırıyor. > Biz güvenlik güçleri olarak yasaları uygulamak zorundayız, yorum yapma lüksümüz yok. Tatbikat neticesinde uymayan tarafları olmazsa düzeltilir. Zanlı kanunlara göre ceza alır ya da serbest kalır. Bu bizim işimizi etkilemez. > Kapkaç sadece bizim ülkemizin meselesi değil. Bu konuda hep İtalya örneği verilir. ‘Otellerde bile dikkatli olun, şuralara gitmeyin’ diye. İstanbul’da çok şükür böyle bir şey yok. Göç durdurulmadıkça çözülmesi mümkün değil.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT