BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > George Eastman

George Eastman

“Düğmeye bas, gerisini bize bırak” sloganı ile fotoğrafçılığı eğlence haline getiren Kodak, amatörlere yönelir ve dev gibi bir sektör doğar...



Biliyor musunuz? foto muhabirleri kendi aralarında ikiye ayrılırlar. Canoncular, Nikoncular... Hakkını vermek gerekirse Minolta, Pentax, Olympus da onlardan aşağı kalmaz. Fuji, Sony, JVC, Ricoh, Panasonic, Casio, Yashika, Mamiya, Sigma, Toshiba deseniz ona keza... Dikkat ederseniz piyasanın neredeyse tamamı Japonların elindedir, peki geriye ne kalır? Amerikalı Kodak, Alman Leica... İşte biz bu gün Kodak’ın hikayesini anlatacağız okurlarımıza. Merak bu ya... George Eastman okumaya meraklı bir çocuktur ancak sekiz yaşındayken babasını kaybedince hevesi kaçar. Dul kalan annesi evin odalarını tek tek kiraya verse de dişe dokunur bir para kazanamaz. George tahsilin kendisi için lüks olduğunu anlayınca mektebi bırakır çorba peşinde koşar. Zira iki sakat kızkardeşi vardır, annesini rahatlatabilmek için kendini paralar. İlk işi bir sigorta şirketinde getir götür işleri yapmak olur, derken Rochester Savings Bank’ın muhasebesine bakar. Bu arada fotoğrafçılığa merak salar, kırık dökük aletler, mercekler toparlar. 24 yaşında iken Santo Domingo cihetine bir gezi planlar, manzara nefistir “o anları” dondurabilmek için çok çabalar. Lakin makine o kadar büyüktür ki katırlar bile taşıyamaz. Bu yarım kalan macera içine dert olur, artık daha pratik bir makine için kafa yormaya başlar. Bu mevzuda yazılmış ne kadar kitap varsa toplar, sırf bu yüzden Fransızca ve Almanca öğrenir ve ustaların peşinden koşar. O devir fotoğrafçıları “gülümse çekiyorum” demekle kalmaz, ciddi ciddi fizikten kimyadan anlarlar. Kaldı ki fotoğraf elde etmekte kullanılan levhalar ağır ve hantaldır, ıslak plakalar bir kerede pozlanmalı ve anında banyoya daldırılmalıdırlar. Bu ağır panoları taşımak hele ışıktan korumak can sıkar. Bir sürü asitler bazlar, tuzlar. Neyse ki 1880’li yıllarda İngiliz fotoğrafçı R.L.Maddox kimyasalı jelatinle kaplar da yeni bir çığır açar. Kolları sıvayınca Eastman böyle bir şeyi daha evvel neden düşünemediği için vahvahlanır. Hadiseyi zihninde mayalandırır ve bir adım ötesine atlamaya bakar. İlk işi mutfağını laboratuara dönüştürmek olur ve bıkıp usanmadan formüller üzerinde oynar. Nitekim 1881’den itibaren kuru levhalar üretir ve tasarlayıp ürettiği kaplama makinesi ile sektöre hız katar. Eastman, orada da durmaz, her çekimden sonra ortalığı karartmaya, el yordamıyla levha değiştirmeye son verir, yüz pozluk şeffaf ve esnek filmi makaraya sarar. Bu arada hiçbir manaya gelmeyen ama kolay hatırlanan bir isim “Kodak” bulur, tescilini yaptırıp marka olmaya bakar. Ancak bu makaralar elin makinesine oturmaz, film tutucularla problem nispeten çözülürse de standart ölçüleri olan bir makine imali şart olur. Eastman ruloyu da içine koyar ve 25 dolardan elini öpene tokalar. Küçük ve basit Şimdi bütün pozları çekip bitirdiniz, paşa paşa makinenizi getirirsiniz. Onlar filmi yıkar, paklar, içine yeni bir rulo koyup 10 dolarınızı daha alırlar. Bu hizmet amatörlerin de hoşuna gider, bilen bilmeyen fotoğrafçılığa kalkar. Zaman zaman yakaladıkları pozlarla profesyonellere bile taş çıkarırlar. Mr. George 1888’de olabilecek en basit fotoğraf makinesini (Box camera) yapar. Aslında bu ışık geçirmez bir kutudur o kadar... Önde sıradan bir objetif vardır, arkada makara taşıyan kızak. Pozlama süresi ve diyafram değerleri sabit olup saniyenin 1/25’inde açar kapar. Takdir edersiniz ki odaklaması bulunmaz, haliyle yakınları flu yapar. Eastman 890’lı yılların başında kâğıt filmleri selüloit ile değiştirir. Böylece jelatin tabakasından da kurtulur ve çıkardıkları cep kamerasıyla (Pocket Kodak -1895) iyi para kazanırlar. Gün gelir, New Jersey merkezli firma dünyanın dört bir yanına el atar. “You press the button, we do the rest’ (Düğmeye bas, gerisini bize bırak) sloganı ile fotoğrafçılığı eğlence haline getirir, hayli taraftar toplar. Hâttâ taaa Avustralyalara gider fabrika açar, Pasifik piyasasına da el koyarlar. Kodak’ın personeli bir anda 20 bini aşar. Renkli piyasa Geliştirilmiş kameralar, flaşlar, iki renkli, üç renkli, dört renkli filmler (Kodacolor) derken renkli film işini Fransız Lumiere kardeşlerin bıraktığı yerden alır işbilen kimyagerlerle geliştirip sınıf atlatırlar (1915). Ardından mikrofilm ve sinema işine de (CineKodak) atlar. Bu arada Jelatin ve suni elyaf piyasasını ele geçirir adeta tek kale maç yaparlar. Doğrusu Mr. George fotoğrafçılığı milyonlarca insanın eğlencesi haline getirerek sektörü omuzlar. Sadece albümleri renklendirmekle kalmaz, gazetecilik ve film sektörüne de hız katar. Hepsi bir yana sıfırdan başlayarak uluslar arası bir firma kurmak maharet ister, bir zamanlar açlıktan nefesi kokan ofis boy, işçi - işveren münasebetlerinde de çığır açar. Kaldı ki ortaklarını heyecanlandırmasını bilir, para bulmakta zorlanmaz. Dünyanın dört bir yanına uzanan dağıtım ağı kurar, Kusursuz organizasyonlara imza atar. Fotoğrafçılığın zengin işi olduğu yıllarda maliyetleri düşürüp seri üretime geçmek “macera” gibi görünse de, afilli reklamlarla kitlelere ulaşır ve müşteri memnuniyetini daima önde tutar. Eastman zengin ve ünlü olunca oturmaz, “benimle kim baş edebilir ki” gibi bir duyguya asla kapılmaz. Rakiplerinden önde olabilmek için araştırma ve geliştirmeye ciddi paralar harcar. O günlerde cep tipi Kodak’lar 5 dolara satılmaktadır ancak Eastman daha basit ama en az diğerleri kadar verimli bir makine için çalışmalar yapar. 1900’de Meşhur Brownie fotoğraf makinelerini 1 dolara, film rulosunu ise 15 sente satar, tabiri caizse bedavadan ucuza verir, hasımlarını doğmadan boğar. Mr. George reklâma harcadığı paraya hiç acımaz, dahası üniversitelere, hastanelere, diş kliniklerine bağışlarda bulunur adı hayırsevere çıkar. Prim artı sigorta Sonra personelini korur kollar, onları da kâra ortak eder, pazarlamacılara prim verip mesai üstü çalışmalarını sağlar. Elemanlar müesseseye güvenir, haklarının yenmeyeceğine inanırlar. Muhtemel kazalara karşı tedbir almakla kalmaz, firma bünyesinde bir sigorta sandığı kurar. İşçilerine maluliyet ve emeklilik hakkı verir, gönüllerini hoş tutar. Sonra... Sonra n’olsun adamın yapacak işi kalmaz. Yaşı 77’ye varan George Eastman, “My work is done. Why wait?” İşimi tamamladım, niçin bekleyeyim gibi mantıksız bir mantıkla canına kıyar (1932).
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102595
    % 1.49
  • 5.6822
    % -0.05
  • 6.3496
    % -0.44
  • 7.0798
    % -0.04
  • 260.062
    % -0.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT