BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çocuklarımızı kurtarın

Çocuklarımızı kurtarın

Muzafferabad’da bir anneye rastlıyoruz. Adı Norin... Üzerini çullarla örttüğü iki ço-cuğunun başında, “Ne olur yardım edin, yavrularımı kaybetmek istemiyorum” diyor. ‘Niye sokakta yatırıyorsun?’ diye soruyoruz. “Soba yok, ateş yok, onları güneşte ısıtıyorum” diyor. Ama çocuklar tir tir titriyor.



> Osman Sağırlı - Ziya Sandıkçıoğlu - * Pakistan MUZAFFERABAD- Kurban Bayramı’nı bizler sıcacık evlerimizde karşılarken, Pakistanlı depremzedeler dondurucu soğukta hastalıklarla pençeleşiyor. Bırakın yıkanmayı içmeye su yok. Çadırları bit istila etmiş durumda. Halk aç ve biilaç. Hemen hergün birkaç çocuk toprağa veriliyor. Şimdilerde en büyük korku ise toplu ölümlerin yasanması... Engelli araziler depremden dolayı oluşan heyelan sonrası yıkılan yollar ve kar yüzünden bir türlü hedefine ulaştırılamayan yardımlar Pakistanlıların derdine dert ekliyor. Dramın her geçen gün derinleştiği deprem bölgesinde Pakistanlı annelerden ‘yavrularımızı kurtarın’ feryadı yükseliyor. Kızılay’ın İslamabad’da kurduğu Çadırkent yaralara merhem olsa da, deprem bölgesinde genel durum sanıldığından daha kötüye gidiyor. Karayolu yok olmuş Türkiye ekibi olarak Pakistan’dayız. Depremin büyük zarar verdiği yaklaşık 70 bin insanın hayatını kaybettiği Muzafferabad’a gitmek için BM yetkililerine Kızılay aracılığıyla yaptığımız müracaatlar uzun prosedürlerin ardından kabul ediliyor. Ve nihayet sabahın ilk ışıklarıyla Rus pilotların kullandığı BM helikopteriyle İslamabad’dan havalanıyoruz. Pakistanlı Subay Shahid ve 3 İspanyol askerin de yolculuk yaptığı helikopterde bir Kızılay görevlisi ile birlikte Türk gazeteciler olarak sadece biz varız. Karayollarında meydana gelen heyelan ve derin yarıklar sebebiyle bölgeye ancak hava araçlarıyla ulaşmak mümkün. Dağlar bile yıkılmış İslamabad’dan uzaklaştıkça acının merkezine de yaklaştığımızı hissediyoruz. Manshara adeta çadırlardan oluşan bir kent. Hem İslamabad’a yakınlığı hem de uluslar arası yardım örgütlerinin organizasyon merkezi olması sebebiyle de burası önemli bir merkez. Helikopter bir süre burada mola verdikten ve birkaç yardım malzemesi aldıktan sonra tekrar havalanıyor. Muzafferabad’a yaklaştıkça dağlardaki ağartılar birer kar kütleleri olarak çıkıyor karşımıza. Karton gibi yıkılmış evler, hayalet gibi duran enkazlar karşılıyor bizi. Khila’ın üzerine geldiğimizde dağın yarısının olmadığını görüyoruz. Adeta kanımız donuyor. Burası depremin merkezi olana Khalabat bölgesine 12 km uzaklıkta kalan bölge. Zaten ölümlerin bir çoğu da burada yaşanmış. Deprem öncesi Hindistan ile yaşanan Keşmir sorunu sebebiyle Pakistan birliklerinin yoğun olduğu bir yer. Dağın ortasındaki köyler de olduğu gibi yok olmuş. Enkazına dahi ulaşılamayan binlerce cesetten bahsediliyor. Kurbansız bayram Ve karayolu ile zahmetli ve saatlerce sürecek yolculuğumuz Helikopterle 45 dakikada sona eriyor. Binlerce enkazın kaldırılmayı beklediği şehirde, Daha önceki bayramlarda kurban kesen Muzafferabadlıların bir çoğu maalesef bu bayram kurban kesemeyecek. Sokak aralarında tek tük pazarlıklar var o kadar. Doktor gözlüyorlar Bu şehirde ne tarafa bakacaksanız mutlaka fotoğraf makinesinin objektifiyle bakmak zorundasınız. Çünkü her şey kaçırılmayacak bir fotoğraf karesi kadar dramatik. Yıkılan yollardan bin bir zorlukla ilerlemeye çalıştığımız Tarıkabad’daki çadırlara vardığımızda etrafımızı çocuklar çeviriyor. Boş boş yüzümüze bakıp her biri bir yerini gösteriyor. Buralara arada sırada doktor geldiğinden bizleri de doktor sanıyorlar. Çadırın önündeki sedyede yatan Khalil dede de bizi yanına çağırıp kırılan ayağını gösteriyor. Gece sıcaklık -25 Çadırın birinin yanından geçerken bir anne adeta yalvar yakar bir şeyler söylüyor. İster istemez duruyoruz. Üzerini çullarla örttüğü iki çocuğunun başını okşayan Norin anne bir yandan gözyaşı döküyor bir yandan da derdini anlatmaya çalışıyor. Eşinin dağıtılan yardımlardan almak için gittiğini söyleyen üç çocuk annesi Norin, hafifçe araladığı çulun arasından soluk yüzlü çocuklarını gösteriyor. 5 yaşındaki Şaide ve 3,5 yaşındaki Şeyda ateşler içinde. Çocuklarının soğuk yüzünden üşüttüğünü söyleyen anne öksürük krizlerine giren yavrularını sabah güneşine çıkardığını söylüyor. Norin, soba olmayan çadırda gece -25 derece soğuktan korumaya çalışıyorum. Çocuklarımı kaybetmek istemiyorum” diyor. Bit salgını başladı Sıkıntılar sadece soğukla kalmıyor. Banyonun olmadığı bölgedeki çocukların hemen hemen hepsi bitlenmiş durumda. Anneleri çadır önlerinde günde birkaç kez bit ayıklıyor. Kimi çocukların yüzünde gözünde yaralar çıkmış. Kısacası en büyük sıkıntıyı her zaman olduğu gibi burada da çocuklar çekiyor. Bir bardak çayımızı için * Enkazlar arasında dolaşırken en çok ilgimizi çeken şey, yıkılan binaların hemen üzerine kurulmuş çadırlar oluyor. Muzafferabadlılara sorduğumuzda, “Neresi sağlam ki!” diye soruyor. Öyle ya dağları bile yerle bir eden depremde sağlam yer mi olur. O ailelerden biri Mümtaz ve babası Abdülgayyım. 12 nüfus olarak yaşadıkları barakayı kendi imkanları ile yapmışlar. Bu güne kadar kimseden yardım alamadıklarını söyleyen aileyi en çok salgın hastalıklar ve ayaz geceler düşündürüyor. Yokluk içinde de olsalar “ Ne olur bir bardak çayımızı için” diyerek bizi barakalarına davet eden aileye teşekkür ederek oradan ayrılıyoruz. * Sözün özü Muzafferabad’da binalar harap insanlar bitap. Dünyanın unuttuğu bu insanların çok acil gıda, ilaç ve kışlık giyeceklere ihtiyaçları var.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102459
    % 0.88
  • 5.6399
    % -0.71
  • 6.3294
    % -0.71
  • 7.0547
    % 0.08
  • 260.991
    % -0.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT