BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gerçek pehlivan nefsini yenendir

Gerçek pehlivan nefsini yenendir

Küçük ortada fırtına gibi esen Ahmet, çok kısa zamanda büyükortada güreşmeye başlamıştı.



Küçük ortada fırtına gibi esen Ahmet, çok kısa zamanda büyükortada güreşmeye başlamıştı. Bir yılı aşkın zamandır büyükortada güreşiyordu. Büyükortadaki pehlivanlar, “Sen artık başaltı pehlivanı oldun” şeklinde itiraz etmeye başlayınca durumu Deli Hafız’a, bildirmiş, Deli Hafız, buna rağmen, biraz sabır demişti. Geçen iki yıllık zaman içinde, Ahmet, gittiği yerlerde hep iki kişiyi aramıştı, bunlarda biri Koca Yusuf, diğeri de Yakup pehlivandı. Yakup’a bazen rastlamış, ama o başaltında güreştiği için karşı karşıya gelememişti. Yakup, Ahmet’i her gördüğünde, “Ooo donla güleşen başpelvan, nasılsın” diye dalga geçmişti. Ahmet, Yakup pehlivana saldırmamak için kendini zor tutmuştu. Hocası Deli Hafız, Ahmet’in Yakup’tan intikam almak için nasıl yanıp tutuştuğunu bildiğini için, “Evladım, bizim yolumuzda intikam için güleşmek, bu yola ihanettir. Asıl pehlivanlık, kızdığında istediğini yapabilecek iken kızgınlığını yenmek, seninle alay edene, iyilikle muamele edebilmektir. Gerçek pehlivan, nefsini yenendir” demiş... Ahmet’e mani olmuştu. Bir türlü kısmet olmamıştı Ahmet’e... Kırkpınar’ın efsanevi başpehlivanı Aliço’yu yenerek Kırkpınar başpehlivanı olan Koca Yusuf’la tanışmak. Yusuf’un güreşleri, Deliorman’da, Osmanlı’nın Avrupa topraklarından destan gibi anlatılıyordu. Bu iki sene zarfında, ustasının izin vermesiyle zaman zaman değirmen ve çiftlikler çalışmıştı. Güreşlerden aldığı ödüllerle de üç beş kuruş dünyalık yapmış. Bir ata sahip olmuştu. Atalarımızın, “Yiğit yiğidin yoldaşı/At yiğidin öz kardaşı” sözüyle ne demek istediklerini çok iyi anlamıştı. 1888’in Mart ayında ustası Deli Hafız hastalanmıştı. Kara Ahmet’i çağırmış, gözyaşları içinde ona son sözlerini söylemişti: “Evladım... Ayrılık, emaneti teslim zamanımız geldi. Emaneti ehil ellere teslim etmeliyiz ki, kanatlansın, nice güzel ufuklara kanat açsın. Oğlum. Benim sana öğretebilecek pek bir şeyim kalmadı. Artık yaş da ilerledi. Seninle birlikte memleket memleket güleş kovalayacak halim yok. Bir pelvanın güleşini söndürmemesi, ilerletmesi için memleket memleket gezmesi, senenin 364 günü idmanını eksik etmemesi gerekli. Bu sebepten, yollarımız ayrılacak.... Seni bundan sonra çırağım İbrahim’e ısmarlıyorum. Kendisi senden sekiz yaş kadar büyüktür. Çok usta, çok zeki bir pelvandır. Üç yıl kadar önce İstanbul’a gitti. Gitmekle de iyi yaptı. Çünkü İstanbul, ilim merkezi olduğu gibi, güleşin de, daha doğrusu bana göre dünyanın merkezidir. Her şeyin en iyisi oradadır. İstanbul’a gider, İbrahim pelvanı bulursun. Burada hergele, çifte koşulan at sürüsüne çobanlık yaptığı için Hergeleci İbrahim diye meşhur olmuştur. İşittiğim kadarıyla, bundan iki yıl kadar önce İstanbul’da Koca Yusuf ile çok zorlu bir güleş yapmış ve berabere kalmış. Koca Yusuf, kendisi hakkında, Aliço ile güleşirken bile bu kadar zorlanmadım, demiştir.” ¥ DEVAMI VAR
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT