BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nefsine düşmanlık et!..

Nefsine düşmanlık et!..

Allahü teâlâ, insana, kendi nefsine düşmanlık etmesini ve nefislerin, Allahü teâlâya düşman olduğunu bildirdi ve nefs ile cihâd etmeye cihâd-ı ekber ismini verdi...



İnsanın nefsi, Allahü teâlâ ile kul arasında en büyük engel, en büyük duvardır. Bu duvarı delmek, aşmak lâzımdır. Bu duvar, şöhrettir, âmir olmaktır, emir vermek arzusudur ve kibirdir. Kibir ve kibirli olmak ise, çok tehlikelidir. Çünkü cenâb-ı Hak, bir hadis-i kudside; (Azamet ve kibriyâ bana mahsûstur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, çok acı azâb ederim) buyurmaktadır. İnsan, ne pahasına olursa olsun, kibirden uzak durmalıdır. Çünkü kibrin ucunda, sağında, solunda şirke doğru yol vardır. Bunun için Allahü teâlâ, insana, bazı yetkiler, bazı imkânlar, bazı güzellikler verdiği zaman çok korkmak lâzımdır. Bunun bir imtihan olduğunu anlamak lâzımdır. Zira mülkün sahibi yani her şeyi veren, yaratan Allahü teâlâdır. İnsana çok güzel suret, göz, kaş verdiği gibi, bunları almasını da bilir. Nitekim, mükemmel gören insanların bir müddet sonra göremediklerini hep biliyoruz. O halde göz bir nimettir. Akıl da bir nimettir. Nitekim akılsız insanlar çoktur. Sağlık da bir nimettir. Hastaneler hastalarla dolup taşmaktadır. Hürriyet de bir nimettir. Hapishaneler insanlarla dolup taşıyor ve orada ömürleri çürüyüp gidiyor. İnsan, nimetleri kendinden bilmemelidir. Ne varsa, ne verilmiş ise, hepsi Allahü teâlâdandır ve Ona çok şükretmek lâzımdır. Günahlarımız için tövbe etmeli ve kibirlenmemeliyiz, yoksa helâk oluruz. Allah dostlarını sevmek... Bütün günahlara, Allahü teâlâ, sıfatları ile düşmandır. Kibirliye ise, zâtı düşmandır. Bu duvarların yıkılması için âletler farklıdır. Bunun ilâcı ibâdet değil, imâm-ı Rabbânî hazretleri gibi bir Allah dostunu sevmek, onlarla beraber olmak veya kitaplarını, hayatlarını okumaktır. Böyle Allah dostlarını seven, kitaplarını okuyup yollarında olan kimse, bu büyüklerle beraber olmuş demektir. Allahü teâlâ, insana, kendi nefsine düşmanlık etmesini ve nefislerin, Allahü teâlâya düşman olduğunu bildirdi ve nefs ile cihâd etmeye cihâd-ı ekber ismini verdi. Çünkü nefs, Allahü teâlâya düşmandır. Allahü teâlâ nefsi yarattığı zaman ona; -Sen kimsin, ben kimim? buyurunca, nefs; -Ene ene, ente ente yani ben benim, sen sensin cevabını vermiştir. Bu tehlikeli ve Allahü teâlâya düşman olan mahluk, içimizdedir. Dine, imâna inanmaz, gıdası haramlardır. Allahü teâlâ onu böyle yaratmış ve; (Nefsine düşmanlık et, çünkü o benim düşmanımdır) buyurmuştur. İslamiyet’in her hükmünde nefsi kırma payı vardır. Emir ve yasaklar, onu kontrol altına almak içindir. İnsanların çektikleri sıkıntıların sebebi, nefsi tanımamaları, bunun isteklerini kendi isteği zannetmeleridir. Günah işlemek nefse tatlı gelir. Bütün bid’atler, günahlar, Allahü teâlânın düşmanı olan nefsi besler, kuvvetlendirir. Her günahın işlenmesi, nefsi kuvvetlendirir. Nefs, insanın en büyük düşmanıdır. Zira insanın imânını yok etmek ister ve bundan zevk alır. Bu bakımdan nefsi iyi tanımak, hilelerini bilmek gerekir. Bir hadis-i şerifte; (Nefsini tanıyan Rabbini tanır) buyurulmuştur. Nefsi zayıflatacak birinci ilâç, İslâmiyet’e uymaktır. Haramların hepsi, dünya malına, mevkisine, zevklerine düşkün olmak, nefsin gıdâsıdır, onu besler, kuvvetlendirirler. Nefs kuvvetlenince, bütün iyiliklerin, güzel ahlâkın ve medeniyetin kaynağı olan İslâmiyet’e saldırır. Din ile, imân ile, Allahü teâlânın emirleri ile alay eder. Çünkü nefsimiz, Allah’ın düşmanıdır. Allahü teâlâ buyurdu ki: (Nefsine düşmanlık ederek bana dost ol!) ? Yürüyen ölü olmak!.. İşte Allahü teâlâ, içimize böyle bir nefsi koydu, ama bunun yanında insana her zaman doğruyu gösterecek, iyiyi-kötüyü, eğriyi-doğruyu tartacak bir miyar, ölçü aleti de verdi. Bu da akıldır. Aklın vazifesi; içeriden, dışarıdan gelen karmakarışık şeylerin eğrisini doğrusunu kalbe bildirmektir. Aklın da doğruyu bulabilmesi için, bu karışık şeylere dalmaması için, sağlam sıhhatli olması lâzımdır. Akıl nasıl sıhhatli olur. Aklın sağlam olması için kefen giymesi lâzımdır. Peygamber efendimiz; (Yürüyen ölü görmek isteyen Ebu Kuhafe’nin oğluna yani Ebu Bekir’e baksın) buyurmuşlardır. Çünkü hazret-i Ebu Bekir kendini her an kefen içinde görürdü. Eshab- ı kirâmın en akıllısı idi. Zira kendini bir an kefenin dışında görmedi. İşte aklın doğru karar verebilmesi için ölümü ve ölümden sonrasını hiç unutmaması lâzımdır. Eğer ölümü unutursa o zaman dünyaya göre hareket eder. Halbuki âhiret sonsuzdur. İşte bu bozuk akla yani âhireti, ölümü unutmuş, dünyaya dalmış akla, akl-ı meaş denir ki bu akıl, yanılır. Ölümü unutmayan, âhirete göre karar veren akla, akl-ı muâd denir ki buna, akl-ı selim de denmektedir. Netice olarak Ebû Bekir Verrâk hazretlerinin buyurduğu gibi; “Nefsine âşık olan, kibirli, kıskanç, aşağı ve hakîr olur.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT