BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gerçek deprem...

Gerçek deprem...

Deprem bizi o kadar yıkmamıştı da, o günlerde Erkan bebeğin Clinton’a sarılışını görünce içimizin ezik tarafı gerçek yıkımı yaşatıyordu bize... Çünkü Özal’dan sonra gidip kucaklamak isteyeceğimiz sıcaklıkta bir liderimiz olmamıştı...



Deprem bizi o kadar yıkmamıştı da, o günlerde Erkan bebeğin Clinton’a sarılışını görünce içimizin ezik tarafı gerçek yıkımı yaşatıyordu bize... Çünkü Özal’dan sonra gidip kucaklamak isteyeceğimiz sıcaklıkta bir liderimiz olmamıştı... Ne hikmetse siyasetçilerimiz “mahkeme duvarı” duruşları ve “anadan doğma siyasetçi” meslekleriyle adeta duygusuzluk abidesiydiler... “Politika yapma bana!” sözünü, siyasetçi doğru söylemez ön yargısı oluşturarak kültürümüze armağan eden onlardır nihayetinde... O günlerde yazmıştım ve sormuştum; Erkan bebek hangi liderimizin kucağında huzur bulur ve burnunu sıkar diye... Ecevit’in mi, Demirel’in mi, Yılmaz’ın mı? Siz güncelleyip başkalarını da hatırlayın şimdi... Aradan yıllar geçti... Tam da depremin yıldönümünde 11 yaşındaki Hazal kızın Başbakan Erdoğan’a sarılıp ağlaması içimizin o ezik tarafının serinlediğinin fotoğrafı oldu... Artık çocukların koşup sarılabileceği, o çocuklara cep telefonunu verebilecek kadar içten bir Başbakanımız var... *** Ama bugün sıradan bir çocuğun... Halkın içinden bir çocuğun kendisini kucaklamasından korkanların korkularıyla uğraşıyoruz şimdi... Kendini aydın zanneden... Aslında aydın değil de, bu memleketin nimetlerini ve iktidarını kendilerine sonsuza kadar bahşedilmiş bir hak ve ayrıcalık, milleti de ikinci sınıf bir kalabalık olarak görenler, o sevgi dolu çocukların babalarını “göbeğini kaşıyan adam” olarak yaftalıyor... Göbeğini kaşıyarak on binlerce dolar alıp yazan, göbeğini kaşıyarak milletle dalga geçen, göbeğini kaşıyarak saltanatını sürdürmek isteyenlerin korkusu, milletin uyanması ve kendine gelip hesap sorması korkusudur... Aslında haklı bir korku... Ve fakat yersiz bir korku... *** Çünkü artık millet, devletiyle barışmak ve kucaklaşmak istiyor... Bunu yaparken de kimseye hesap sormak niyetinde değil... Çünkü millet yıllarca boş yere oyalandığının farkında... Çünkü millet “Türk- Kürt”, “Alevi- Sünni”, “Laik- Şeriatçı”, “Faşist- Komünist” gibi ithal saçmalıkların sadece ve sadece zaman ve huzur kaybı olduğunu anladı... Çünkü millet artık “hırsız ve namuslu” ayırımı peşinde... Çünkü millet artık “çalışan ve yatan” ayırımı peşinde... *** Herkes hesabını buna göre yapacak... Sokağa inecek... Ben halkım, benim elimi sıkacak. Çocukları kucağına alacak... Hayatını Bağdat Caddesiyle, Akmerkez arasında veya lüks otellerin lobileriyle gece kulüplerinde, tatil köylerinde geçirenler zorlanacak belki ama... Bir an önce alışsalar iyi olur... Yoksa yersiz korkularla yaşayıp fildişi kulelerinde mutsuz bir hayat sürerler... *** Hazal kız ne diyor Başbakan’a: “Sizi çok seviyor ve bol bol dua ediyorum...” Bunu anlayabiliyor musunuz?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT