BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kendine değil, âlimlere uymalı

Kendine değil, âlimlere uymalı

İnsan, kendine değil, ehl-i sünnet âlimlerine tâbi olmalı, onların kitaplarında yazdıklarına uymalıdır. Böylece kişinin, işi de, ahlâkı da düzelir...



Bir kimse, din ve dünya işlerinde, kendine yani nefsine tâbi olur, ona uyarsa, perişan olur. Zira din işlerinde kendi bilgisine güvenerek nefsine uyan bir kimse, haram işlemeye başlar. Haram işleyen, zamanla bunlara alışır, alışınca da haramlardan zevk almaya başlar ve dinin emirlerine, yasaklarına ehemmiyet vermez olur. Harama ehemmiyet vermeyenin ise, îmânı gider, kâfir olur. Ehemmiyet vermemek, zerre kadar da olsa üzülmemek demektir. Aklı olan bir kimse, İslâmiyyete uyar, Müslüman olur ve insanlara hizmet eder. Nefsine, şeytana uyan kimse ise, küfre, inkâra kayar. İslamiyyete uyan Cennete, nefsine uyan ise, Cehenneme gider. Yalnız kendini beğenir! İslamiyyetin temeli, insanın nefsine karşı gelmesi, ona muhalefet etmesi ve böylece kibrini kırmasıdır. Kişinin nefsini kıran en mühim husus ise, herhangi bir kimseye bilmediği bir şeyi sormaktır. Çünkü nefs, bilmediği bir şey de olsa, bunu sormayı sevmez ve istemez. O da benim gibi bir insandır diyerek kendini beğenmeye davam eder. Kendini beğenen, kendi bilgisine güvenen, İslâm âlimlerini beğenmez, onlara uymayı reddeder. Bu da onun felaketi olur. Şeytan da kendini beğenmiş, üstün görmüş, kendi ilmine güvenmiş ve neticede kaybetmiştir. Nefs, Allahü teâlânın düşmanıdır. Hadîs-i kudsîde; (Nefsine düşmanlık et! Çünkü, o benim düşmanımdır) buyuruldu. Demek oluyor ki, nefsi kuvvetlendirmek, onun, mal, mevki, rütbe, herkesin üstünde olmak, herkesi aşağı görmek gibi isteklerini yapmak, Allahü teâlânın bu düşmanına yardım ve onu kuvvetlendirmek olur ki, bunun ne büyük bir suç olduğunu anlamalıdır. Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: (Büyüklük, üstünlük, bana mahsûstur. Bu ikisinde, bana ortak olmak isteyen, büyük düşmanımdır. Hiç acımadan, onu Cehennem ateşine atarım.) Mal, mevki, rütbe gibi dünyâ zînetlerini, nefse uyarak değil, Allahü teâlânın emirlerini yapmak, yaptırmak ve millete, Müslümânlara hizmet etmek için istemelidir. Bu niyyet ile istemek ve bunları yapmak ibâdet olur. Allahü teâlânın düşmanım dediği nefse dost olan bir kimse, nasıl Allahın dostu olabilir ki! Kişi, ya Allahü teâlânın veya nefsinin dostudur. Allahü teâlâyı dost olarak seçenler, Onun dostları, sevdikleri ile beraber olur. Nefsini dost olarak seçenler de, nefsinin dostları ile beraber olur. Allahü teâlâ, her türlü nimeti verdiği halde, Ona şükretmemek ve Onun düşmanlarını dost edinmek, ne büyük ahmaklıktır. Bir kimse, Peygamber efendimize İslâmiyyet nedir diye suâl edince; (Allahü teâlânın emirlerine saygılı olmak, hürmet göstermek ve mahlûklarına şefkatli olmaktır) buyurmuşlardır. İyinin ve bilhassa doğrunun düşmanı çoktur. En başta şeytan ve nefs düşmandır. Allahü teâlânın, Âdem aleyhisselamdan Muhammed aleyhisselama kadar gönderdiği dinlerin hepsi, hep insanın nefsine uymaması, daha doğrusu nefsin, bir düşman olduğunu anlatmak ve anlamak içindir. İslâmiyyet de, nefsin, Allahü teâlâya düşman olduğunu, Allahü teâlânın da nefse düşman olduğunu bildirmek için gelmiştir. Nefse uymak, nefsin arzularının peşinde koşmak, nefse kul olmak demektir. Din büyükleri; “Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz” buyurmuşlardır. Bir kimse, doğudan uzaklaşmazsa batıya, batıdan uzaklaşmazsa, doğuya yaklaşamaz. Düşmandan uzaklaşmayan, dosta yaklaşamaz. Nefsinden uzaklaşan, Allahü teâlâya, Allahü teâlâdan uzaklaşan da, nefsine kavuşur. Allahü teâlâya kul olanlar, O’nun arzu ettiği, râzı olduğu yerde buluşurlar. Nefse ve şeytana tabi olanlar da, nefsin ve şeytanın içinde olacağı yerde buluşacaklardır. Nefs, ilâh olmak ister! Allahü teâlâ, bu dünyaya, insanın nefsini azdırdığı için, yarattığı günden beri, hiçbir gün rahmet nazarı ile bakmamıştır. Çünkü nefs, çok mal mülk ister, nefs şöhret ister, nefs başkanlık ister, emir vermek ve herkesin kendine boyun eğmesini, hatta Allah korusun ilâh olmak ister. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’de nefsin bu isteklerini, doymak bilmeyen bir hayvana benzetiyor ki, bu hayvan ne yese doymaz. Bunun şerrinden kurtulabilmek için, nefsinin şerrinden kurtulmuş olanlarla beraber olmak lazımdır. Yani ehl-i sünnet âlimlerinin, evliyânın kitaplarını hayatlarını okumak lazımdır. Nefs, insanlara rehberlik eden, yol gösteren bu âlimlere uymak, tâbi olmak istemez ise de, kurtuluşu da, bunlara uymakta ve bunlarla beraber olmaktadır. Netice olarak insan, kendine değil, ehl-i sünnet âlimlerine tâbi olmalı, onların kitaplarında yazdıklarına uymalıdır. Böylece kişinin, işi de, ahlâkı da düzelir. Nefsine uyan kimse ise, lüzumsuz şeylerle uğraşarak, dolap beygiri gibi dolanıp durur ve sonunda helâk olur.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT