BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Baş olma sevdasına düşen...

Baş olma sevdasına düşen...

Herkeste, şef olmak, baş olmak arzusu vardır. Çünkü insanın nefsi böyle yaratılmıştır. Bu hâl, yalnız yüzü âhirete dönük olanlarda bulunmaz. Baş olmayı, şef olmayı seven bir kimse, iflâh olmaz...



Âmir, emîr; bir kavmin, bir topluluğun başı, beyi, emredeni anlamındadır. Âmir olmak, baş olmak isteği, her insanda mevcuttur. İnsanlara hizmet etmek niyeti ile âmir olmayı istemek câizdir. Mal, mevki, rütbe, şeflik gibi dünyâ zînetlerini, nefse uyarak değil, Allahü teâlânın emirlerini yapmak, yaptırmak, insanlara hizmet etmek için istemelidir. Bu niyetle, mal, mevki sahibi olmayı istemek, günah olmaz, ibâdet olur. Nefsin arzularına uyarak, âmir olmayı istemek ise, kötü huylardandır. Zira emretmek, hükmetmek, nefsin isteklerindendir. İnsandan en son çıkacak huy da, baş olmak, emretmek huyudur. Bir kimse, eğer evde hanımına, çocuklarına emredemezse, sokakta gördüğü kimselere ve bu da olmazsa rastladığı hayvanlara emretmek ister. İnsanın nefsine en zor gelen şey, peki demektir. Çünkü nefis, emir altına girmek istemez, hep itiraz etmek, hayır demek ister. İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Ortaklığa râzı olmaz!.. “İnsanların nefs-i emmâresi mevki almak, başa geçmek sevdâsındadır. Onun bütün arzûsu, şef olmak, herkesin, kendisine boyun bükmesidir. Kendinin kimseye muhtâç olmasını, başkasının emri altına girmesini istemez. Nefsin bu arzûları, ilâh olmak, herkesin kendine tapınmasını, Allahü teâlâya ortak olmayı istemektir. Hattâ nefis, o kadar alçaktır ki, ortaklığa râzı olmayıp, âmir, hâkim, yalnız kendi olsun, her şey, yalnız onun emri ile olsun ister. Hadîs-i kudsîde, Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Nefsine düşmanlık et! Çünkü nefsin, benim düşmanımdır.) Nefsi kuvvetlendirmek, onun, mal, mevki, rütbe, herkesin üstünde olmak, herkesi aşağı görmek gibi isteklerini yapmak, Allahü teâlânın bu düşmanına yardım ve onu kuvvetlendirmek olur ki, bunun ne kadar korkunç bir suç olduğunu anlamalıdır. Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: (Büyüklük, üstünlük, bana mahsûstur. Bu ikisinde, bana ortak olmak isteyen, büyük düşmanımdır. Hiç acımadan, onu Cehennem ateşine atarım.) Allahü teâlânın dünyâya düşman olması, dünyânın bu kadar alçak olması, nefsi isteklerine kavuşturduğu, nefsi kuvvetlendirdiği içindir. Allahü teâlânın düşmanı olan nefse yardım eden de, elbette Allahın düşmanı olur.” Allahü teâlâ, Âdem aleyhisselâmdan Muhammed aleyhisselâma kadar gönderdiği bütün dinleri, insanların nefislerine uymaması, daha doğrusu nefsin, bir düşman olduğunu anlatmak ve insanların da bunu anlamaları için göndermiştir. İnsan, ya Allahü teâlânın veya nefsinin kuludur. İslâmiyet, nefsin, Allahü teâlâya düşman olduğunu ve Allahü teâlânın da nefse düşman olduğunu bildirmek için gelmiştir. Peygamberlerin gönderilmesi, İslâmiyetin emirleri, yasakları, hep, nefsi kırmak, ezmek içindir. Onun taşkınca isteklerini önlemek içindir. İslâmiyete uyuldukça, nefsin istekleri azalır. Bunun içindir ki, İslâmiyetin bir emrini yapmak, nefsin isteklerini yok etmekte ve onu tesirsiz hâle getirmektedir. Nefse uymak, nefse tâbi olmak, nefsin arzularının peşinde koşmak, nefse kul olmak demektir. İslâm âlimleri; “Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz” buyurmuşlardır. Yani Allahü teâlânın düşmanlarından uzaklaşmadıkça, Onun düşmanlarını düşman bilmedikçe, Allahü teâlânın sevgisine kavuşulamaz. Bir kimse, doğudan uzaklaşmazsa, batıya yaklaşamaz. Düşmandan uzaklaşmayan, dosta yaklaşamaz. Birinden uzaklaşılsın ki diğerine kavuşulsun. Nefsinden uzaklaşan, Allahü teâlâya kavuşur. Allahü teâlâdan uzaklaşan da, nefsine kavuşur. İnsan, iki yoldan birini tercih etmek durumundadır. Zaten üçüncü bir yol da yoktur. Bunlardan ilki, Allahü teâlâyı İlâh, Rab kabul etmek, Onun kulu olmak ve böylece cenâb-ı Hakkın beğendiği, râzı olduğu yere yani Cennete gitmektir. İkincisi ise, nefse ve şeytana tâbi olmak ve nefsin de, şeytanın da içinde olacağı yere yani Cehenneme gitmektir. Tercih, insana bırakılmıştır. Fakat bu tercihi dünyada yapmalıdır. Çünkü âhirette bu fırsat verilmeyecek ve orada pişmanlığın da bir faydası olmayacaktır. İlâh olmak ister!.. Allahü teâlâ, bu dünyaya, insanın nefsini azdırdığı için, yarattığı günden beri, hiçbir gün rahmet nazarı ile bakmamıştır. Çünkü nefis, çok malım mülküm olsun ister, şöhret ister, başkanlık ister, emir versin, herkes ona boyun eğsin ister. Hatta nefis, bunlarla doymaz, ilâh olmak ister. Bu ise, çok tehlikelidir. Netice olarak herkeste, şef olmak, baş olmak arzusu vardır. Çünkü insanın nefsi böyle yaratılmıştır. Bu hâl, yalnız yüzü âhirete dönük olanlarda olmaz. Baş olmayı, şef olmayı seven bir kimse, iflâh olmaz. Bu sevdaya düşen, ibâdet ve ihlâstan uzaklaşır, herkesi kendinden aşağı görür. Kendinden daha aşağı, daha kötü birinin bulunduğunu sanan da, kibirlidir. Kibir ise, her türlü iyiliğe mânidir.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT