BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > PELE’nin dedesi de Müslümandı!

PELE’nin dedesi de Müslümandı!

Afrika’dan gemilere balık istifi bindirilip işkenceyle “Yeni kıta”ya sürüklenen 100 milyon Afrikalı siyah köleden SADECE 11 MİLYONU hayatta kalabildi



Kökleri Müslümandı Bölüm-1 Yazı ve fotoğraflar: OSMAN SAĞIRLI Afrika’dan gemilere balık istifi bindirilip işkenceyle “Yeni kıta”ya sürüklenen 100 milyon Afrikalı siyah köleden SADECE 11 MİLYONU hayatta kalabildi Beyaz adamın yüzyıllar boyunca köklerinden koparıp gemilerle Batı’ya taşıdığı Afrikalı siyahların Brezilya’da izlerini sürdük... Gecenin saat 03.00’ü... Uçağım yaklaşık 5 saat gecikmesine rağmen havaalanında beni bekliyor. Hiç tanışmadığım halde öyle bir sarıldık ki, gören 40 yıllık dost sanırdı bizi. Brezilya’nın Salvador şehrine, 17 sene önce taa Nijerya’dan kalkarak gelmiş Abdulhamid Ahmed... Yüzündeki tebessüm, tam beklediğim gibi... Salvador’da Bahia İslam Kültür Merkezi’ni kurmuş. Burada hem imamlık yapıyor, hem de (bir zamanlar) 100 bin Müslümanın yaşadığı topraklarda halka kendi geçmişleri konusunda bilgi veriyor. “Arabamız dışarıda” diyerek sırt çantamı almak istiyor. Her ne kadar ısrar ettiysem de kabul etmiyor, “Sen benim misafirimsin” diyerek hafif surat asıyor... Gece karanlığında bambu ağaçlarının tünel haline getirdiği yolda ilerlerken direksiyondaki Yusuf’a bir şeyler anlatıyor, bu arada Salvador ile ilgili kısa kısa bilgiler veriyor. “Üstad Osman, buranın yüzde 82’si Yusuf ve benim gibi Zenci. Ve bu zencilerin hepsinin kökeni de aslında Müslüman. Biliyor musun Pele’nin dedesi de Müslümandı aslında.” Gecenin bu saatinde uyku kaçıracak sözler bunlar... Yadırgadığımı hissetmiş olmalı ki, Yusuf’la konuşmaya başlıyorlar. Kaçak bakışlarla dikiz aynasından beni görmeye çalışan Yusuf, “haklısın der gibi” kafa sallıyor. İZİN DE TAMAM Yarım saatlik yolculuğumuzda havadan sudan birçok mesele konuşuluyor. Fakat benim aklım ‘zencilerin hepsi müslümandı’ sözüne takılıp kalıyor... Otele geldiğimizde, Abdulhamid bir sürpriz daha yapıyor, “ Daha neler duyacaksın? Dua et, izin versinler, seni bir de çok önemli yere götüreceğim. Şimdi dinlen 3 saat sonra kahvaltıda buluşuruz tamam mı?” Gözlerimden uyku akıyor ama çalan telefon randevuyu hatırlatmakta kararlı. Sürüklene sürüklene kahvaltı salonuna varıyorum. Masada Abdulhamid, Yusuf ve bir kişi daha. Malcom X’e benziyor ayan beyan... Abdulhamid tanıştırıyor bizi, “Bu kardeşimiz Abdülhakim. Kendisi iyi bir tur rehberi, Cuma için hazırlık yapmam gerekiyor, seni o dolaştıracak!.. Teklif bile etme para almayacak, o da Müslüman!” Tedirginliklerimi çok mu belli ediyorum? Ekliyor, “bahsettiğim yere götüreceğim, merak etme, izin çıktı!” Neden bahsediyor, nereye gideceğiz, hem ne izni? 3 SİYAH 1 BEYAZ Üç siyah, bir beyaz Salvador’un alabildiğine dik rampalarından yalnızca benim bilmediğim hedefe doğru ilerliyoruz. Abdülhakim oldukça sempatik biri... “Bak ben seni kardeşim gibi görüyorum. Ne istersen söyle, emrindeyim!” diyerek candan davranıyor. Her söze başlağında elini dizime dokundurup gözlerimin içine bakıyor. Sanki kalbime hitap ediyor.... İspanyolca, Portekizce, Fransızca ve İngilizce bilen Abdulhakim, kültürlü olduğu kadar mütevazı da.... 1991 yılında Pakistanlı bir turisti gezdirdikten sonra İslamiyetle şereflenmiş, 2004 yılında da Hacca gitmiş... Müslüman olduktan sonra da köklerini araştırmaya başlamış. Bir köle torunu olduğu kesin. “Afrikalı olduğum belli, fakat neresindenim bilmiyorum” diyor, “Eşim Angolalı, ben de oralı olabilirim”. Ona bizdeki hanımköylü olma esprisinden bahsediyorum. Bir kahkaha tufanıdır kopuyor....Tanıştığımız andan itibaren hiç konuşmayan Yusuf’un da memleketini öğrenme zamanının geldiği anlaşılıyor... Geniş avlusu olan çiftlik evi benzeri beyaz bir binanın önünde duruyoruz... Afrika-Asya Kültür Araştırmaları Enstitüsü, Bahia Halk Arşivleri’ne gelmişiz. 1835 NOLU EVRAK Ahşap merdivenlerden çıkarak kütüphane gibi bir yere giriyoruz. Masada önceden hazırlanmış tapu kayıt defterine benzer bir sürü siyah cilt var. ‘1835’ diye bir kayıt bulmamız gerekiyormuş... Biraz uzun sürüyor, lakin buluyoruz. Zencilere ait bir takım evraklarmış aradıklarımız... Mikrofilm laboratuvarında 1835 numaralı dosyanın detaylarına bakacağız. Kadın görevli merceğin altına yerleştirdiği filmi yavaş yavaş netleştirirken ekranda da Arabi harflerle yazılan metin görünüyor. Laboratuvar görevlileri son derece titiz davranıyor, flaş patlatmamam için ikaz ediyorlar... Kısa süre sonra metin tam olarak görünüyor, el yazması bir “Ayet-el Kürsi”. Sonra bir başka film, “Elif be” bir başkası “Fatiha”... Ve metinleri yazan kişilerin isimleri... Abdulhamid kulağıma eğilip, “Bunların hepsi Zenci ve Müslümandı” diyerek gece anlattıklarını ispatlıyor. Neden öyle yapıyorum bilmem “bir de orijinallerini görsek” diyorum. Ciddiye alıyorlar, bir takım yerler aranıyor... Yıl 1880... Afrikalı köleler getirildikleri gemide sağ kalmayı başarırlarsa Salvador’daki esir pazarında böyle satılıyordu. Salvadorlu Abdülhakim’in tişörtünde Malcom X ve ünlü Müslüman boksör Muhammed Ali’nin resimleri vardı. Salvador’daki Afrika-Asya Kültür Araştırmaları Enstitüsü Gemiler Afrika’ya56 BİN sefer yaptı! Coğrafi keşifler (!) ve sanayileşmenin başlamasıyla Afrika özgürlüğünü kaybetmeye başlamıştır. Çünkü birileri için sömürülecek birçok kaynağı olan araziler olarak görüldüğü için keşfedilmiş olan yerler birilerinin vatanı idi. 25 milyon ile 100 milyon arasında verilen rakamlarla insanı köleleştiren ve Afrikalı insanın kanları ve terleri üzerine kurulan bugünkü Yeni Dünya Düzeni için Batılılar Afrika kıtası ile Amerika ve Avrupa arasında 56 bin gemi seferi yaparak tarihin en büyük insan ticaretini ve soykırımını yapma unvanına sahip olmuştur. Köleliği kaldırdığını ilan eden ve bunun insaniyet namına yaptıklarını söyleyen batılılar tamamen yalan söylemektedirler. İngiltere başta olmak üzere köleliği kaldıran devletlerin köleliği kaldırmalarının en temel sebebi artık o kölelerin üreticilere daha maliyetli olmasıdır. Çünkü artık onların yerlerine üretim yapacak makineler yapılmıştı. Makineler yapıldığı için kölelere ihtiyaç yoktu. Makineler köleleşmiş, köleler de özgürleştirilmişti ama adı ölüm olan bir özgürlük. Tarihe ışık tutacak hazin bir hikâye... Televizyonun birçok evde olmadığı yıllardı. Her Cumartesi “Kökler” (Root’s) adlı bir dizi oynardı TRT ekranlarında. 1517 yılında henüz 18 yaşındayken Afrika’daki evinden koparılıp Amerika’da köle olarak satılan Kunta Kinte’nin acılarla dolu hikâyesi hepimizi ağlatırdı. Kunta’nın torunlarından Alex Haley’in romanından uyarlanan dizinin en acıklı yeri Kunta’nın yakalandığı andaki çığlıklarıydı. Gambiyalı bir Müslüman olmasına rağmen beyaz adamın “Toby” diye seslendiği, ancak her seferinde “Benim adım Kunta Kinte” diye karşı çıktığı için kırbaçlanışı dün gibi hafızalarımızda.... Bir Müslüman gencin dramını anlatan dizi, bizi o kadar etkilemiş olmalı ki, o yıllarda esmer ya da güneşten kararmışlara “Kunta Kinte” demek moda olmuştu... Onlardan biri bendim mesela... Aslında Kunta Kinte semboldü... Sadece ten rengine ve yaşadığı kıtaya bakılarak köle yaftası yapıştırılan Müslümanların sesiydi bir zamanlar. İşte bu dizi “Kökler”i Müslüman olan Amerikalı siyahların hazin hikâyesidir. Osman Sağırlı, Bahia Halk Arşivleri Müdürü Prof. Maria Teresa ile... YARIN > Müslüman kölelerin dua, ayet ve zikir yazdıkları belgeler... > Brezilyalı kölelerin İslami geçmişi nasıl yok edildi?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99508
    % 1.55
  • 6.1511
    % -1.75
  • 7.2499
    % -1.43
  • 8.0794
    % -1.42
  • 238.078
    % -1.94
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT