BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > HAYVANLAR BİRBİRİNİ YEMESEYDİ İNSANLARIN HALİ HARAP OLURDU!..

HAYVANLAR BİRBİRİNİ YEMESEYDİ İNSANLARIN HALİ HARAP OLURDU!..

Yeryüzünde bütün canlılar, belli bir nizam içinde yaşarlar. Nerede bir zararlı canlı varsa, diğeri âdeta onu yok etmek üzere programlanmıştır. Tıpkı keneleri yiyen tavuklar gibi



Ediz Hun’la Yeşil Sayfa Yeryüzünde bütün canlılar, belli bir nizam içinde yaşarlar. Nerede bir zararlı canlı varsa, diğeri âdeta onu yok etmek üzere programlanmıştır. Tıpkı keneleri yiyen tavuklar gibi Sevgili okurlar, çeşitli zararlı organizmaların denetimi için kullanılan en başarılı yöntem, bu canlılara karşı kimyasal zehirler değil, kendi doğal düşmanlarını kullanmaktır. Tabii denetim de, bir denge içinde dünyanın kuruluşundan bugüne bu şekilde devam etmektedir. Zararlı organizmaların diğer canlılarla denetlenmesine “Biyolojik Kontrol” denir. Kullanılan çeşitli kimyasalların böcekler üzerindeki etkisi azaldıkça, giderek daha fazla zararlı çeşidi bu ilaçlara bağışıklık kazandıkça, biyolojik kontrol’un önemi ortaya çıkmaktadır. İnsanoğlu, yetiştirmeye çalıştığı tarım ürünlerine ortak olan çeşitli böcek, küf, fare, kuş gibi çeşitli canlıların; tarım bitkileriyle rekabete giren diğer bitkilerin popülasyonlarını öteden beri yok etmeye; en azından denetim altında tutmaya çalışmıştır. BİR ZAMANLAR DDT İLACI VARDI Tarım zararlılarına karşı kullanılan ilk maddeler bitkilerden elde edilen doğal kimyasallar ve bazı organik zehirlerdir. Etkin ve kuvvetli zehirlerin sanayide üretilerek, geniş çapta kullanılmaya başlaması, ortalama 100 yıllık bir maziye sahiptir. Geniş çapta kullanılan ilk sentetik organik böcek zehiri olan DDT(diklordifeniltrikloretan), 1945’ten sonra sıtma, tifüs, veba gibi çeşitli hastalıklara taşıyıcılık yapan pek çok canlı türüne karşı başarıyla kullanıldı. Günümüzde ise, DDT’nin yerine zararlı organizmalara karşı çeşitli ilaçlar (Andrin, Endrin, Dieldrin gibi) kullanılmaktadır. Ekologlar tarafından “BİYOSİT”, yani canlı öldürücüler olarak adlandırılan bu zehirlerin hemen hepsinin çevre ve sağlık açısından çeşitli sakıncalar oluşturması, bu sentetik kimyasalların çekiciliğini giderek azaltmıştır. Biyositlerin ortaya çıkardıkları başlıca sorunlar; hedef organizmanın zamanla zehire dayanıklı hale gelmesi, besin zincirlerinde biyolojik birikim, çevrede uzun süre ayrışmadan kalmaları ve hedef organizma dışında pek çok canlıya zehirleyici etkileri şeklinde özetlenebilir. EYVAH GERİ GELDİLER! Zararlılarda zehire dirençli hale gelme olgusunun biyolojik açıklaması, bireyler arası genetik farklılıklara dayanır. Bir böcek popülasyonuna yeni bir zehir uygulanınca, grubun yüzde 99’una yakın kısmı ölür. Kalan yüzde 1, bu zehire bağışıklığı olan bireylerdir. Hayatta kalan dirençli birey, ortamda hızla üreyerek, kısa zamanda zehire dirençli yeni bir popülasyon oluşturur. Dolayısıyla, sürekli olarak böcek zehiri kullanmak, zehire dirençli grupların ortaya çıkmalarına neden olur. Kullanılan bu ilaçlar seçici olmadıklarından, hedef organizma ile birlikte, arılar gibi faydalı organizmaları da ortadan kaldırırlar. İnsan kokusu sinince anneleri yaklaşmıyor Rize’de annelerini kaybettikleri sanılan 3 yavru karaca köylüler tarafından Orman Müdürlüğü’ne teslim edildi. Çocukların ilgi gösterdiği yavrulardan 2’si doğaya salınacak. Kulakları yabani hayvanlar tarafından koparıldığı tahmin edilen yavru ise hayvanat bahçesine yerleştirilecek. Karacalara dokunulmamasını isteyen İl Çevre ve Orman Müdürü Sabit Kandemir, “Karacalar doğum yaptıklarında yavrularını yalayarak temizler ve kokularını aktarırlar. Sonra 50 metreden yavrularını izleyerek takip ederler, yaklaşmazlar. Vatandaşlarımız yavruları, annelerini kaybettiğini düşünerek bize getiriyor. Bu yavrulara insan kokusu bir kez bulaştı mı anneleri bir daha onlara yaklaşmıyor. Yaralı olmadığı sürece karacalara dokunulmamalı!” dedi. Tatile giderken evdeki çiçekleri düşünmeyin! Van’ın Muradiye ilçesinde Cumhuriyet İlköğretim okulu 8. sınıf öğrencisi Ebru Fırtına, tatile gidenlerin evlerinde bıraktıkları çiçeklerin solmaması için “serumlu çiçek” projesini geliştirdi. Saksıya takılan serum sayesinde, çiçek damlama yöntemiyle sulanıyor. Çiçekleri çok sevdiğini, ancak ailesiyle köye gittiği için dönüşünde evdeki çiçeklerin solmasına üzüldüğünü belirten Ebru, “Tatile çıkmadan yapacağınız tek şey, çiçeğe takılan serum poşetini açmak. Tatil sürelerine göre büyük veya küçük serumlar alınabilir” diye konuştu. Bravo Ebru, senin gibi gençlerin zekalarını doğa sevgisiyle birleştirmeleri insanlık için o kadar önemli ki! Uç Uçlar gül bitlerini Yusufçuk sivrisineği Leylekler böcekleri toplayarak düzeni sağlıyor Tarıma zararlı canlılara karşı biyoteknolojiyi kullanmalıyız Bazı zararlı organizmaların sayılarını biyolojik kontrol yöntemleri kullanarak düşük tutmak mümkündür. Çin’de bu konuda milattan önceki yüzyıllarda yazılmış kitaplar bulunmaktadır. Türkiye’de de tarımla uğraşanlar, örneğin; Uç Uç (Uğur) böceğinin gül bitleri gibi zararlıları yediğini, sazlıklarda Yusufçuk böceğinin bol olduğu yerlerde sivrisineklerin azaldığını bilir. Leyleklerin halk arasında özel bir değeri ve saygınlığı olmasının nedeni, bu kuşların böceklerle beslenmesidir. Zararlı böceklerin biyolojik denetiminde tatbik edilen ilginç bir yöntem de böcek hormonlarının kullanımıdır. Bunların arasında, zararlıların büyüyüp erginleşmesini engelleyen hormonlar, cinsel çekici koku maddeleri olan Feromon adlı doğal kimyasallar da bulunuyor. Örneğin; Doğu Karadeniz ormanlarında bulunan Doğu Ladininin (Picea orientalis) zararlılarından İps böceğini, bu yolla şaşırtıp üremesini engellemek mümkün. Feromon’ların sürüldüğü plastik huni şeklindeki tuzaklar, ormanlarda ağaçlara asılıyor. Dişi böcek hormonu içeren bu tuzaklar yüzlerce erkek böceği çekiyor ve bu şekilde zararlı denetim altında tutuluyor. Bu konuda diğer bir yöntem de, “birleşik denetim” denilen tarım ilaçlarının biyolojik yöntemlerle birlikte kullanımıdır. Bir başka genel yaklaşım da, orman ve tarımcılıkta tek bir türden oluşan geniş alanlar (monokültür) oluşturmaktan kaçınılmasıdır. Böyle alanlar artış potansiyeli çok yüksek olan böcek türleri için çok kısa zamanda geometrik artışa geçebilecekleri uygun habitatlar ortaya çıkarmaktadır. HAFTAYA ADALAR’DAYIZ Hülasa etmek gerekirse, kısıtlı ve bilinçli olarak kullanmak koşuluyla, böcek ilaçlarının mutlaka sakıncalı olması gerekmez. Ama bu ilaçların yanı sıra; zararlıların doğal düşmanlarından da yararlanılmalı; hormon ve Feromon kullanımı şeklinde çok gelişmiş yeni tekniklerle, hastalığa dirençli ürün çeşitlerinin genetik seçilimi gibi biyo-teknolojik yaklaşımlar kullanılmalı; habitat denetimi ve modern tarım yöntemleri de unutulmamalıdır. Değerli çevre dostları okurlar, gelecek hafta İstanbul’umuzun incisi Adalar ilçemizdeki mevcut orman saha çalışmalarını, en yetkili ağızdan, Adalar Orman İşletme Şefi Yüksel Bey’den sizlere aktaracağım. Hepinize esenlik dolu bir hafta geçirmeniz dileğiyle saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum. Adım adım Kyoto’ya doğru... Geçtiğimiz gün ABD Temsilciler Meclisinden, Başkan Barack Obama’nın desteklediği, küresel ısınmadan sorumlu karbondioksit ve diğer sera etkisi yapan gazların atmosfere salımının önemli ölçüde azaltılmasını öngören yasa tasarı kılpayı oy farkıyla geçti. Tasarının hedefine, aşamalı olarak çevreyi oldukça kirleten petrol ve kömür yerine alternatif daha temiz enerji kullanımına yönelerek ulaşılması planlanıyor. Cumhuriyetçilerin ekonomik durgunluk döneminde iş kaybına yol açacağı ve tüketiciye daha yüksek enerji maliyetleri nedeniyle yeni vergiler olarak yansıyacağı gerekçesiyle karşı çıktığı tasarının Senato’dan geçip geçemeyeceği merak konusu. Çevre konusunda verdiği sözü tutan Barack Obama ise Temsilciler Meclisini överken Senatoya’da aynı yönde tutum alması çağrısında bulundu... Obama’dan beklentimiz; ülkesini, Türkiye’nin de bu yıl dahil olduğu Kyoto Protokolü’ne taraf yapması. Global nükleer güvenlik kuralları bağlayıcı olacak Avrupa Birliği çevre bakanları, nükleer enerji santrallerine ilişkin yasal olarak bağlayıcılığı olan uluslararası güvenlik kurallarının belirlenmesi konusunda anlaştı. Kasım ayında Avrupa Komisyonu tarafından gündeme getirilen ve Avrupa Parlamentosu tarafından da desteklenen öneri, Lüksemburg’daki çevre bakanları toplantısında onaylandı. AB genelinde, toplam 15 üye ülkede, 146 nükleer enerji santrali bulunuyor. En büyük üretici ise, elektriğinin yüzde 77’sini 59 nükleer santralden karşılayan Fransa. Litvanya’daki İgnalina santrali gibi AB içindeki bazı santraller, Ukrayna’nın Çernobil santrali ile aynı şekilde tasarlanmış reaktörlere sahip. Slovenya’daki Krsko reaktöründe geçtiğimiz yıl meydana gelen küçük çaplı sızıntı AB genelinde korkuya neden olmuştu... Bizce anlaşmanın hedefi tüm dünyayı kapsamalı. SİZDEN GELENLER Akarsuyumuzu kurtarın Ediz Bey! > Eşme Güllübağ Köyü Sakinleri / UŞAK Gazetede yazdığınız çevre dostluğunuzdan dolayı çok etkilendik. Bizim problemimizi de görseniz veya haberiniz olsa içiniz dayanmaz. Köy kuruldu kurulalı içme suyundan yararlandığımız, balık ürettiğimiz ve kıyısında piknik yaptığımız akarsuyumuz, tabir yerindeyse “lağım deresi”ne dönüşmüş. İçinde değil balık, kaplumbağalar zor yaşar hale geldi. Kokusundan 500 metre yaklaşamıyoruz. Ne olur buraya da bir el atsanız ve çaresine baksalar. Saygılarımızla. CEVAP: Sayın Güllübağlılar, köyünüzün deresi ile ilgili öncelikle bağlı olduğunuz ilçe ve il Çevre Müdürlüğüne müracaat etmeniz gerekiyor. Ayrıca yaşadığınız köyün sakinlerinin de çevre konusunda bilinçlenmeleri önem taşımakta. Etrafta fabrika varsa, onların atıkları da dereyi kirletiyordur. Doğaya gösterdiğiniz hassasiyetten dolayı sizi tebrik ediyor, Uşak İl Çevre Müdürlüğünün değerli yetkililerine sevgi ve saygılarımızla durumu naklediyoruz. Yangınlara karşı nöbetler artırılsın > Alanya’dan Duyarlı Bir Vatandaş Sayın Hun, yaptığınız hizmete teşekkür ediyorum. Ayrıca bu görevi sürdürmenizi de istiyorum... Benim sizinle paylaşmak istediğim; bir yandan fidan dikerken, diğer yandan yaz aylarında çıkan yangınlarla ağaçlarımızı kaybediyoruz. Sadece ağaçlar mı? Ormanda yaşayan birçok canlı da yok oluyor. Şimdi biz ne anladık bu işten. Bir cepten girerken öbüründen çıkıyor! Lütfen havuz, helikopter, nöbet ne gerekiyorsa yapılsın. Yazın fırtınalı günlerde nöbetler artırılsın! CEVAP: Sayın okuyucumuz, sitem dolu uzun mektubunuzu okurken yanımdakilerle ilk başta biraz meraklandık! Ancak sonlara doğru yaklaştıkça çözüm önerilerinizin çok yerinde olduğunu öğrenmekle derin bir “oh” çektik. Güvenlik ve söndürme ile ilgili teklifleriniz çok yerinde. Öyle ya milyarlarca lira harcayarak oluşturduğumuz ormanlar, yıllarca büyüyecek ağaçlar bir kibrit çöpüyle yok olacak! Gerçekten boşuna kürek çekmemeliyiz. Hep birlikte daha güzel bir Türkiye ve daha bilinçli bir toplum oluşturma hedefiyle ömrümüzün sonuna kadar çevremize sahip çıkacağız inşallah. Sevgiyle kalın! Gübre seperatörünü alacak gücümüz yok > İsmi Mahfuz / TEKİRDAĞ Ben çiftçilik yapmaktayım. Tarım için kullandığımız hayvan gübresinin iyi bir şekilde depolanması için Gübre seperatörü denen bir makine kullanılıyor. Ancak çok pahalı. Bize bu konuda yol gösterir misiniz? Başarılarınızın devam etmesi, temiz, yeşil ve doğal bir çevrede huzur içinde yaşamak dileğiyle. CEVAP: Kıymetli okuyucumuz, bu konuda Tekirdağ Ziraat İl Müdürlüğüne lütfen danışınız. Size mutlaka gerekli bilgi ve alabileceğiniz kredi imkanları hakkında malumat verilecektir. Ayrıca birkaç ziraatle uğraşan arkadaşınızla ortaklaşa bu makineye sahip olabilirsiniz. Başarılar diler, selamlarımı sunarım. BA­NA YA­ZIN! Çevre ve tabiatla ilgili her tür­lü so­ru­nu­zu ba­na iletebilirsiniz. “Gü­zel bir dün­ya” için bu say­fa­ya siz de kat­kı­da bu­lu­nun. Hay­di e-ma­il ve mek­tup­la­rı­nı­zı bek­li­yo­rum... Ya­zış­ma Ad­re­si: 29 Ekim Cad­de­si No: 23 34197 Ye­ni­bos­na/İS­TAN­BUL e-ma­il: ediz.hun@tg.com.tr
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT