BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Avrupa-Balkanlar-Kafkaslar uzantısında...

Avrupa-Balkanlar-Kafkaslar uzantısında...

Türkiye olarak AB’nin Helsinki ve sonrası sürecine ve dolayısı ile İsmail Cem-Yorgo Papandreu flörtüne öylesine bir daldık kapıldık ki, hani nerede ise gözümüz, gönlümüz başka bir şey görmez oldu.



Türkiye olarak AB’nin Helsinki ve sonrası sürecine ve dolayısı ile İsmail Cem-Yorgo Papandreu flörtüne öylesine bir daldık kapıldık ki, hani nerede ise gözümüz, gönlümüz başka bir şey görmez oldu. Halbuki hem içeride hem dışarıda gerçekten çok önemli ve bizi çok yakından ilgilendiren olaylar cereyan ediyor! Türk-Yunan yakınlaşmasının her iki komşu ülke bakımından arz ettiği önemi saklı tutarak müsaadenizle bir başka önemli konuya daha değinmek istiyoruz. Türkiye, yapısı itibarı ile Avrupalıdır. AB tam anlamı ile gerçekleşmeden mutlaka bu birliğin içinde olacaktır. Adaylığımız bazılarının zannettiğinden çok daha kısa sürede gerçekleşmiş olacaktır. Ekonomide rüzgarı tam eserken yakaladık. PKK terörünü hissedilir ölçüde kontrol altına aldık sayılır. Ama terör denilen musibet sade onunla bitmiyor ki. Şimdilerde bir de Hizbullah terörü çıktı. Sanırım bu sefer Hükümet, güvenlik ve haber alma örgütlerimiz çabuk davrandı. Umarız bu belanın da kökü çok daha çabuk ve kökünden kazınacaktır. Vahşetin bu derecesi halk içinde büyük bir nefret uyandırmış, her bakımdan güvenlik güçlerimize yardımcı olacak ve destek verecektir. Parlamentomuz dinlenme tatilinden sonra gece gündüz demeden çalışmaya başladı. Uyum kanunları teker teker çıkıyor. Bu arada birkaç ay sonra hukuken boşalacak olan Cumhurbakanlığı makamının da bir hal ile doldurulması konusunda Parlamentodaki siyasi partilerimiz arasında ortak bir anlayışa ve görüş birliğine varılmış gibidir. Gerçi mesele henüz Parlamentoda görüşülebilmiş değildir. Ama nasıl olsa liderler demokrasisi içinde yaşamaya alıştık. Hükümeti oluşturan üç parti lideri bu konuda aralarında anlaşmış görünüyorlar. Ortadoğu’da Suriye ile İsrail anlaşmak üzereler. Hükümetimiz elbette bu müzakereleri yakından izliyordur diye düşünüyoruz. Ama bu mesele medyamızda gereken yankıyı bulamadı gibime geliyor. Bu bir Yunan hariciye nazırının 38 yıl aradan sonra Türkiye’yi ziyaret etmesinden daha az önemli bir mesele değildir. Bu ülke ile ilişkilerimizin rengi revişi hepimizin malumudur. Dikkat ve teyakkuz gerekir. Balkanlar, Arnavutluk, Karadağ, Makedonya ve özellikle Kosova’da durum hâlâ durulmuş, oturmuş değildir. Miloşeviç, hâlâ yerindedir. Kosova’da Sırplar’ın insanlık dışı davranışlarına ilk duyarlık bizden gelmiş, Miloşeviç’e karşı ABD ve İngiltere’nin hava müdahalelerine biz de bir NATO üyesi olarak cesaretle katılmıştık. Sırplar’ın zulmüne maruz kalan Kosovalılar aslında bizim en azından Kıbrıs’taki soydaşlarımızın sayıları kadardır. Evladı Fatihan kökenlidirler, dolayısı ile özbeöz Türktürler. Oralarda görev yaptık, biliriz. Daha bir iki ay öncelerine kadar Cumhurbaşkanımız günü birliğine de olsa, bu yörelere, Arnavutluk’a, Makedonya’ya gider gelirdi. Onlara can cesaret verirdi. Türkiye’nin buralarla, Balkanlar’la ilgisini, ağırlığını ele güne hissettirirdi. Sırplar’ın Kosova vahşetini önleyebilmek için uçaklarımızı Birleşmiş Milletler emrinde AB ve İngiltere ile birlikte Belgrad üzerine yollamış, evlerini barklarını terkederek ülkelerinden kaçan Kosovalılar’a kapılarımızı ardına kadar açmış, onlara Kocaeli ve Düzce depremzedelerinden daha rahat yerleşim ve yaşama imkânları sağlamıştık. Bunların hepsi tv ekranlarında Türk kamuoyu önünde cereyan etti. Yapılan doğru idi. Ama hemen her işte olduğu gibi bunun da sonunu iyi izleyemedik gibime geliyor. Bölgeyi en iyi bilen, asırlar boyu oraları yönetmiş bir Devletin, milletin insanları olarak işin sonunu getiremedik. BM’nin oluşturduğu, yahut onun adına hareket edecek ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’dan oluşuveren bir dörtlü mekanizmanın, quadraturanın içinde yer alamadık. Bin müşkülat Fransız askerî gücünün bölgesinde, bünyesinde görev yapacak 450 kişilik seçkin bir askerî birliğimizi Kosova’nın en olmayacak bir köşesine zar zor yerleştirebildik!.. Birliğimizin mevcudiyeti ve çalışmaları hakkında övücü izlenimler, haberler geliyor. Fakat bu yeterli değildir. Zira bölgede giderek ortak bir siyasi örgütlenme var. Ama içinde bizim sesimiz, nefesimiz yoktur. Kanımızca, Kosova’daki askerî birliğimiz yanında siyasî gelişmeleri de izleyebilecek nitelikte diplomatik alanda görev yapabilecek yetki, kabiliyet ve deneyimde bir diplomatımızın mahalline gönderilmesi gereklidir. Birleşmiş Milletler adına ahkam kesen, bir zamanların “Sınır Tanımayan Doktorlar” örgütünün başı, sonraları da Fransa’daki sosyalist hükümetin bakanı Bernard Couchner orada ortak bir hükümet oluşturmaya çalışıyor. Ortak dememin nedeni zaten mahallinde Haşim Taci ile İbrahim Rugova’nın oluşturdukları fiili bir otorite mevcut. Ama BM temsilcisi, Kosova’da demokratik bir yapılanma sağlanması için Arnavutlar’la Sırplar’dan oluşacak bir hükümet kurmaya çalışıyor. Bu konuda Arnavutlar mutabık, fakat Sırplar pek o taraflı olmuyorlar. Türkler’den ise hiç bahis yok. Geçenlerde Amerikan ve Sırp temsilciler Sofya’da bir araya geldiler. Sırplar geçen yıl başlarındaki Rambouillet anlaşmalarında kabul ettikleri Kosova’nın Yugoslavya’nın dağılmasından önceki yarı özerk kanton sisteminden bile vazgeçmişler. Bu arada Kosova mültecileri yavaş yavaş ülkelerine döndüklerinde evlerinin yıkılmış, yakılmış olduğunu görünce bu sefer de onlar Sırplar’ın evlerini yakmaya başlamış. Düzeni sağlamak kolay olmuyor. Düzen sağlandıktan sonra Kosova’daki azınlıkların, yani en başta Türkler’in durumları ele alınacak. Türkiye olarak bizi en yakından ilgilendirmesi gereken de budur. Askeri birliğimizin yanında bir diplomatik temsilcimizin de hazır bulunmasını istememizin sebebi budur. Civar ülkelerdeki temsilciliklerimizin katkıları faydalı fakat yeterli sayılamaz. Zira şimdiki halde Kosova için tasarlanan yönetim şekli beş kademeli bir piramit şeklinde oluşturulmak isteniyor. En tepede, zirvede Birleşmiş Milletler Temsilcisi Couchener ve onun yanında azınlıklar dahil bütün Kosova temsilcileri bulunacak. Bunlar geçici bir Danışma Meclisi halinde çalışacak. Bu ikinci organ 8 üyeden oluşacak, bunun dördü, biri Sırp olmak üzere Kosovalı diğer dördü de BM üyelerinden oluşacak. Bu konsey genişletilmiş bir Başkanlık halinde Hükümet görevi yapacak, bunun biri BM üyesi, öbürü de Kosovalı olmak üzere iki eş-başkanı olacak. Kosovalı olan döner sisteme tabi olacak, her ay değişecek. Bu konseyin kararları BM misyon başkanı Couchener tarafından onaylanacak veya veto edilebilecek! Görülüyor ki, kurulması fevkalade zor ve karışık bu sistemin uygulaması daha da zor olacak! Öte yandan geçen haftaki yazımızda da belirttiğimiz gibi Kafkaslar konusu her bakımdan bizim için hayati bir sorundur. Geçen Kasım’da İstanbul’da Clinton’ın da hazır bulunduğu bir merasimde imza edilmiş olan petrol ve doğalgaz boru hatları anlaşmaları önceden tahmini pek de güç olmayan durumlar yüzünden zorluklarla karşı karşıyadır. Halli ekonomik mülahazaların dahi üstünde, siyasî uyum ve uyuşmalara bağlı gözüküyor. Kafkaslar bölgesinde Rusya’nın her zaman var olan ilgi ve çıkarlarını hiç yok farzederek mesafe almamız uzun vadede mümkün olmayabilir. Bunun bilinci içinde olduğumuza inanıyorum.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102657
    % -0.63
  • 5.4598
    % -0.17
  • 6.2134
    % 0.06
  • 7.1829
    % 0.41
  • 230.417
    % 0.72
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT