BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İşkembe oldu şkembe

İşkembe oldu şkembe

Meşhur işkembe çorbamız, Bulgaristan ve Makedonya’da ‘şkembe’, Yunanistan’da ise ‘skempes’ olarak bilinir ve bu ülkelerin hepsinde işkembe çorbasına ‘milli çorba’ gözüyle bakılır...



Meşhur işkembe çorbamız, Bulgaristan ve Makedonya’da ‘şkembe’, Yunanistan’da ise ‘skempes’ olarak bilinir ve bu ülkelerin hepsinde işkembe çorbasına ‘milli çorba’ gözüyle bakılır... > Tolga Uslubaş tolga.uslubas@tg.com.tr Eski mükellef iftar sofralarının ramazan çorbası işkembeden ibarettir. Top atılır atılmaz bütün şehir, intikam alırcasına işkembe çorbasına saldırır, akşama kadar boşa dönen midenin değirmeni nihayet sükût bulur. Et yemeklerinin hakimiyeti hemen her sofrada kendini gösterir. Zira et, bugünkü gibi lüks değil, neredeyse en ucuz besin kaynağıdır. 1500’lü yılların başında vasıfsız bir işçi günlük yevmiyesiyle 6-7 kilo et alabilir. Bu bolluk 1600’ün ortalarına kadar sürer. 1502’de et fiyatı ekmek fiyatının iki misli iken, 1640’ta dört misli olmuştur. Hal böyle olunca fakir fukara et yemek yerine sakatatlara yönelir, işkembe çorbasının sofralardaki saltanatı da o dönemlere denk düşer. Bu tat, kısa sürede saraya dahi girer, mutfakta işkembe için ayrı bir aşçı bile tutulur. 1473 tarihli Matbah-ı Amire Defteri’ne göre Fatih Sultan Mehmed’in sarayında bir ay içinde 180 işkembe tüketilir. BİZDEN İTHAL... İşkembe kültürümüze o kadar girer ki; Tekirdağ’da nohutlusu, İzmir’de yumurta, limon ve unlu terbiyelisi, Gaziantep’te ise salçalısı yapılır. Türkiye’de yapılan işkembe çorbası Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Makedonya’da yapılan cinsine çok benzer. Nitekim Bulgaristan ve Makedonya’da Türkçeden geçmiş “Şkembe Çorba” adıyla anılır. Yunanistan’daki adı “Skempes”dir. Bu ülkelerin hepsinde işkembe çorbasına ‘milli çorba’ gözüyle bakılır. Bol sirke ve sarımsakla özdeşleşen bu çorba hiçbir zaman popülaritesini yitirmez. Zira bugün Türkiye’deki işkembe çorbacılarının sayısı tahminen 1500 civarındadır. HER MEMLEKETTE VAR Dünyanın birçok mutfaklarında işkembe çorbası yapılır. Bu çorbalara konan malzemeler ülkelerine göre büyük farklılıklar arz eder. İtalyanların bol domates, sarımsak, taze nane ve rende peynirle hazırladıkları işkembe yemekleri meşhurdur. Fransızlar ise “Tripes a la mode de Caen” denen ve çeşitli sebze ve kremalarla hazırladıkları işkembe yemeğini büyük bir iştahla tüketir. İskoçların ulusal yemeği ‘haggis’ de işkembe ile yapılan, bizim bumbarı andırtan bir yemektir. Meksika’da işkembeyle yapılan Menudo çorbasına soğan, kekik ve pul biber konur. Hindistan’da yapılan Çakna çorbası keçi işkembesinden yapılır. Vietnam’da yapılan işkembeli Pho çorbası da fesleğenle servis edilir. AVRUPA’DAKİ KRİZ İŞKEMBEYE YARADI Avrupalılar sakatat ürünlerine pek de sıcak bakmazlar, hatta bu ürünlerin medeni olmadıklarını söyleyerek biraz da aşağılarlardı. Ancak Avrupa’yı da etkisi altına alan ekonomik kriz sebebiyle son aylarda işler biraz değişti. İnsanların alım gücü düşünce, kırmızı et satışları geçen yıla oranla yüzde 2.6 azaldı. Ancak sakatat ve özellikle de işkembe, dil, uykuluk ve böbrek satışları yüzde 20’ye yaklaşan oranlarda arttı. Hadis-i Şerif Kalbinin yumuşamasını istersen; fakiri doyur, yetimin başını okşa... ESKİ RAMAZANLAR Kaptan-ı Deryâ’nın vefâsı > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Onyedinci asrın başlarında Devleti Osmani saltanatı hükmündeki Adriyatik Denizi kıyısındaki Dalmaçya’nın Nadin kasabasında Sancak beyinin (sınırın en üst rütbelisi) ahırında uşak olarak çalışan on üç yaşında yetim ve öksüz bir çocuk vardı. Herkes tarafından horlanan bu kimsesiz masuma, bir gün dul bir kadın acımış ve çıplak ayaklarına, kocasından kalmış kocaman bir çift partal (eskimiş) kundura giydirmişti. Nadin’den bir vazife ile bir Kapıcıbaşı (Saray kapısı subayı) geçti. Sancak Bey’inin konağında misafir oldu. Atını tımar eden küçük ahır uşağının zekâ ile parlıyan gözleri ve kir tabakaları altında kaybolmuş güzelliği, derin nazarı dikkatini çekti. Çocuğu yıkatıp, temizlettikten sonra yayına alıp Dersaadet’e (İstanbul) getirdi. Saraya teslim etti. Bir seri imtihandan sonra Enderunu Hümayun çocukları arasına katılan bu masuma güzelliğinden dolayı Yusuf adı koyuldu. Nadinli Yusuf kısa bir zamanda serdarlığa yükselerek, Osmanlı Donanmasının amirali yani Kaptan Paşa oldu. Seferden sefere koşturdu. Nice zaferler kazandı. Sultan İbrahim Han’ın bu yiğit paşasının bir gün Nadin’e sadık bir adamı geldi. Mühürlü meşin bir torba ve mektup verdi. Mektupta şunlar yazılıydı; “Falan yerde oturan Marya isminde dul bir kadın vardır; bu torba, eğer sağ ise, Sancak Beyi’nin ve Nadin Kadısı’nın huzurunda o dul kadına verilecektir. Bir de senet tanzim edilip bana gönderilecektir. Kadın sağ idi, çok yaşlı ve fakir düşmüş bulunuyordu. Nadin Başkadısı ve Sancak Beyi’nin huzurunda Yusuf Kaptan Paşa’nın meşin torbası yaşlı kadıncağıza teslim edildi. Kadıncağız torbayı açtığında içinde bir çift kocaman partal kundura vardı. İçleri tıka basa altınla doldurulmuş idi. Yusuf Paşa kısa da bir mektup yazmıştı: “Anacağızım, bir kış günü donmuş çıplak ayaklarına, bu kunduraları giydirdiğin kimsesiz çocuk, ölünceye kadar seni unutmayacaktır. Allah hidayet ve selâmet versin” Kaptan-ı Deryâ Yusuf Paşa HER GÜN BİR DUA Şükür duâsı Cenabı Hakkın verdiği nimetlere hamd ve şükür için sabah-akşam şu dua okunmalıdır: “Allahümme mâ esbaha bî min ni’metin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükr” (Allahım! Senin nimetlerinle, yarattıklarınla sabahladım (akşamladım). Bu nimet yalnızca sendendir. Senin ortağın yoktur. Hamd ve şükür sanadır) - Akşam okurken (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsâ) diyerek okumalıdır. MANİDAR MANİDAR Aldanma sağa sola, Gel gidelim hak yola, Güzel ora. NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI Eskiden böyle miydi ya? Çok değil 20 yıl evvel börek tepsisinde kaşık kaşık yağ akmazsa insanı ayıplarlardı. Güveçler için yağlı koyun boyunları seçilir azıcık soğuyunca kenarından köşesinden donmaya başlardı. Pideler tepsi iriliğindeydi ve iri iri lokmalar tiritine bandırılırdı. Ev baklavaları, kol börekleri, mantılar... Artık bunlar hatıralarda kaldı. İyi de oldu bir bakıma... Zira o insanlar asansöre binmez, araba nedir bilmezlerdi. Ellerine çapayı aldılar mı dönümlerce bostanın hakkından gelirlerdi. Haziranda gün boyu orak tırpan sallayan birini düşünebiliyor musunuz ne yese yakar. Eğer siz de yakabiliyorsanız mesele yok ama yakamıyorsanız derdinize yanın. “Acıkmadan yemeyin ve doymadan kalkın.” Ramazan-ı şerifte acıksak da yiyemiyoruz ama ah bir de doymadan kalkmayı başarsak. Gelelim bu günkü yemeklerimize. Bir kere sofra çorbasız olmaz. Hafif olsun, yemeğe başlangıç için şart... Üstüne yoğurt gezdirilmiş kabak dolması ve makarna... Neyimize yetmez. Hele kenarda biraz meyve varsa... BİR LEZZET Ezo Gelin Çorba (4 kişilik...) HAZIRLANIŞI: Kırmızı mercimek ve pirinci yıkadıktan sonra haşlayın. Ayrı bir kapta sıvı yağ, un, karabiber, pul biber, nane ve salçayı kavurun ve haşlanan mercimeğe ilave edin. Bir taşım daha kaynattıktan sonra servise hazırlayın. MALZEMELER: >> 1 çay bardağı kırmızı mercimek >> 1 yemek kaşığı pirinç >> 1 tatlı kaşığı salça >> 1 tatlı kaşığı un >> Yarım çay bardağı sıvı yağ>> 1 çay kaşığı kuru nane >> 1 çay kaşığı pul biber >> Yeterince tuz, karabiber NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR Albay Donald Rockwell (Amerikalı) Müslümanlığın çok mantıki ve sade oluşu, camilerin insanı kendine çeken cazibesi, bu dine mensup olanların, dinlerine büyük bir ciddiyet ve muhabbet ile bağlanmış olması, bütün dünyada Müslümanların günde beş defa aynı saatte büyük bir saygı ve ihlas ile secdeye kapanışı, benim üzerimde çoktan beri, büyük bir tesir yapmıştı. Fakat bunlar, benim Müslüman olmam için kâfi gelmedi. Ben ancak, İslam dinini iyice tetkik ettikten ve onda güzel, faydalı birçok hususlar bulduktan sonra Müslüman oldum. İnsanlara daima merhamet ve şefkat ile muamele etmek, yoksullara yardım etmek, ilk defa olarak kadınlara da mal sahibi olma hakkını vermek gibi, o zamana göre en muazzam medeni inkılaplar, Muhammed aleyhisselâmın kısa ve veciz sözleriyle ne güzel ifade edilmiştir! Muhammed aleyhisselâm aynı zamanda (Allahü teâlâya tevekkül, itimat et, fakat deveni bağlamağı unutma!) sözleri ile insanlara, Allahü teâlânın kullarından evvela, her türlü tedbire başvurmalarını, icap edeni yapmalarını ve ancak ondan sonra, Allahü teâlâya tevekkül etmelerini emrettiğini bildirmektedir. O halde, Avrupalıların iddia ettiği gibi, İslâm dini, hiçbir iş yapmadan, her şeyi Allahü teâlâdan bekleyen miskinlerin dini değildir. İslâmiyetin en güzel hususiyetlerinden biri de, onun kendini putlardan tamamıyla kurtarmış olmasıdır. Hıristiyanlıkta hâlâ resimlere, heykellere, işaretlere tapılırken, İslâmiyet’te hiç böyle bir şey yoktur. Hıristiyanların, İsa aleyhisselâmın dinine yaptıkları gibi, İslam dinine birçok yalan yanlış hurafeler, efsaneler karıştırılmamıştır. BİR İFTAR MEKÂNI Cafè Loro Restaurant Aırport AVM’nin muhteşem atmosferinde açılan Cafè Loro Restaurant, iddialı mutfağı, kendine özgü sıcak dekorasyonu ve hassas servis anlayışıyla ramazanda sizlere farklılık sunuyor. Nefis salataları, zengin ve her gün değişen menüsüyle ramazan, Cafè Loro’da bir başka güzel geçecek. Ramazana özel seçilmiş birbirinden güzel çorbalar ve geleneksel Türk ve Dünya mutfağından vazgeçilmez ana yemeklerle Cafè Loro’da iftarın tadına varacaksınız. Uygun fiyatı ve kusursuz hizmet anlayışı ile konuklarına muhteşem dakikalar sunan Cafè Loro Restaurant’ta kişi başı 29 TL ödeyerek çok özel bir iftar yapabilirsiniz. Mekanı görünce hem de servis başladıktan sonra uzun süre kalkmak istemeyeceksiniz. Cafè Loro da, çay-kahve yanında tatlı yemek, çikolatalarla lezzeti zenginleştirmek adına iyi bir seçim... Tel 0212 465 82 83-83 58 GÜNÜN SÖZÜ Kamış boşum dedi şekerlendi. Ağaç yükseldi baltayı yedi. Mektubât-ı Rabbâni Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Gönüller Sultanı YUNUS EMRE BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT