BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Siyaset çıkmazı

Siyaset çıkmazı

Ülkemizdeki siyasetin, özellikle 1960 darbesinden sonra ve onu takip eden 1971 ve 1980 müdahaleleri ile nasıl kör-topal gittiğini cümle alem biliyor.



Ülkemizdeki siyasetin, özellikle 1960 darbesinden sonra ve onu takip eden 1971 ve 1980 müdahaleleri ile nasıl kör-topal gittiğini cümle alem biliyor. Yani, bizim demokrasimiz, yarım asrı aşkın hayatiyetine rağmen, henüz emekleme devresinde... Bütün kabahati dış saiklere bağlamak, ucuzcu bir kaçış yoludur ki, kimseyi buna inandıramazsınız. Evet, siyasetin dengelerinin bozulmasına dış etkenler amil olmuşsa da, bunu doğuran sebepleri, bizzat siyasetçilerimiz oluşturmuştur. Demokrasimizin olgunlaşmamasına ve bu hususta Batı’nın telkinlerine maruz kalmamızın müsebbipleri siyasetçilerimizdir. Bu, neden böyle olmuştur diye öyle derin derin düşünmeye gerek yoktur. Zira yapılan iş ortadadır. Bizde siyasetçi evvela kendini, sonra partisini, en sonra da vatanını ve milletini düşünmüştür! Seneler senesi bu millet, siyaset adı altında, meydanlarda ve Meclis’te yalnızca körlerin döğüşüne şahit olmuştur. İktidarla muhalefet milletvekillerinin bir araya geldiği süratle, ortaklaşa karar alabildikleri tek bir husus vardır ki, o da, milletvekilleri maaşlarının artırılması veya sekiz defa da Anayasa Mahkemesi’nden dönmüş olsa bile, bir kılıf bulup, kendilerine ek gelir temin etmeleridir. Bunun dışında, mütemadiyen, iktidarın ak dediğine, muhalefet kara der ve bunu siyasetin gereği sayar. Elli senelik demokratik hayattan bizim ham siyasetçilerimizin öğrendiği işte budur! Yani, muhalefet kelimesini sözlük manası ile değerlendirerek, iktidarın millet ve vatan hayrına getirdiği her kanunun teklifine muhalefet etmek!.. Siyasetteki bu kör döğüşü rahmetli Özal’a kadar kıyasıya sürdü. İlk defa merhum Özal, dört eğilimi bir araya getirerek siyaset edebilmeyi başardı. Özal’ın vefatından sonra da, milletin susamış olduğu, bu düşman kardeşlerin (!) birlikteliği mümkün olabildi. Eğer, vaktiyle Süleyman Demirel ile Erdal İnönü bir araya gelmemiş olsaydı, bugünkü koalisyon iktidarı vücut bulamazdı. Özellikle DSP-MHP yakınlaşması söz konusu olamazdı. Siyasi parti liderlerimiz, nerdeyse kayd-ı hayat şartıyle siyaset yapıyorlar. Ve hep başa oynuyorlar. Onları liderlikten alaşağı edecek, hiçbir siyasî yenilgi sözkonusu değildir. Hatta bizdeki liderler, seçim kaybettikçe, liderlik koltuklarına daha bir sıkı sarılıyorlar, sarılabiliyorlar!.. Liderinden ikbal bekleyen ve onun etrafında pervane olan siyasetçi, ikbal gördüğü müddetçe, kendi liderinden büyüğü yok; beklediği bakanlık verilmeyince veya seçim arefelerinde umduğu sıraya konulmayınca derhal demokrasi havarisi kesiliyor! Lider sultasından dem vuruyor, bizzat partilerin demokrasiyi yaşayamadıklarından şikayetçi oluyor! Bu Siyasi Partiler Kanunu ile, bu Seçim Kanunu ile demokrasi olmaz diyorlar. Yahu! Adama sormazlar mı; sen o Meclis’te, bilmem kaç dönemdir milletvekilliği yapıyorsun, şahsın mevzubahis olduğu zaman mı demokrasiyi hatırlıyorsun? Bunca zamandır nerede idiniz? Demek ki şahsî menfaatiniz, herşeyin, hatta demokrasinin bile üstünde! Millet, sizin umurunuzda bile değil!.. Oh! Ne âlâ memleket! Bir ömür boyu dün ak dediğine bugün kara veya dün kara dediğine bugün ak diyen siyasetçilerimiz, hatta lider konumunda siyasetçilerimiz var!.. Ve bu hal, onların şahsında, yadırganacak ve demokrasimizi geri bıraktılar diye sorgulanacak yerde; siyasî olgunluk olarak tasvip görüyor! Birileri, fert bazında 30 yıl, 40 yıl olgunluk süreci yaşayabilir ve geriye baktığında bütün siyasî geçmişini bir çırpıda silebilir. Bu, onun şahsî meselesi olup, şahsıyla sınırlı olmalıdır. Siyaset yapıyorum diye, milletin önüne çıkıp vekil olmak ve bu hamlıkla milleti, bunca sene uğraştırmak, kimsenin haddi olmasa gerektir! Öğrenip de gelmeyecekseniz, Avrupa’nın öğretilerine hazır olun bakalım!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT