BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > unuttuğumuz vatan çuvaşistan

unuttuğumuz vatan çuvaşistan

Dünyanın dört bir tarafından gelen Türk gençleri, kurultay komitesince hazırlanan ve Türkiye’de yaşanan deprem felaketinin fotoğraflarından oluşan “Akrabalarımızın acısı bizim acımızdır” isimli sergiye büyük ilgi gösterdi.



BÜTÜN TÜRKLER TEK YÜREK Dünya Türk Gençlik Günleri ve Kurultayı boyunca, Türkiye’de yaşanan deprem felaketinin acıları paylaşılıyor. Dünyanın dört bir tarafından gelen Türk gençleri, kurultay komitesince hazırlanan ve Türkiye’de yaşanan deprem felaketinin fotoğraflarından oluşan “Akrabalarımızın acısı bizim acımızdır” başlığını taşıyan sergi büyük ilgi gösteriyor. Bu fotoğraflardan çok etkilenen ünlü Çuvaş sanatçı Oleg Kaykar, depremle ilgili yazdığı ve bestelediği şarkı ile dünya Türk gençlerini gözyaşlarına boğuyor. Sahnede kendisinin de ağlayarak okuduğu şarkı, salonda bulunanlar tarafından depremde ölenlerin ruhuna saygı ifadesi olarak ayakta dinleniyor. Çuvaş Türkleri’nin de depremden hemen sonra Türkiye’ye yardım yapmak için başvurduklarını burada öğreniyoruz. “Paylaşılan acılar azalır, paylaşılan mutluluklar artar” sözünün gerçekliğini bir kez daha burada anlıyoruz. Gecede, Türk topluluklarının halk oyunları ekipleri milli oyunlarını sergileyerek gönülleri feth ediyorlar. Türkiye’yi temsilen Altınay Müzik Grubu’ndan Ali Özaydın, Orkun Kılıç, Türk dünyasının çeşitli bölgelerinden ezgiler sunuyorlar. Yine ünlü sanatçımız Kaya Kuzucu, milli müziklerimizden örneklerle geceyi zenginleştiriyor. Çuvaşistan karate ve judo grubu da birbirinden güzel gösterileriyle misafirlere zevkli dakikalar yaşatıyorlar. Çuvaşistan’da köylere yaptığımız seyahatlere devam ediyoruz. 100-150 haneden oluşan köylerde genellikle evler tek katlı ve bahçeli. Evlerin güzelliği bizi etkiliyor. Çuvaşlarda şamanlıktan kalma bir âdet olan evlerin giriş kapılarında hayvan başları yer alıyor. İlya bey bizi bu defa bir Çuvaş ağaç ustasına götürüyor. Peotur Mazarkin isimli usta, evinin tamamını ağaç işlemelerden yapmış. Kısa bir süre önce yangın geçiren evini yeniden kuruyor. Evini ve atelyesini geziyoruz. Burada dikkatimizi çeken bir husus daha var. Köy evlerinde banyo da dışarda. Banyoda soba yakılıyor ve sauna gibi uzun süre burada ter dökülüyor. Daha sonra da ağaç dallarıyla adeta masaj yerine geçen yıkanma safhasına geçiliyor. Bu banyolar hepimize çok ilgi çekici geliyor. Peotur Mazarkin’den arkadaşlarımız çeşitli ağaç işlemeleri alıyor. Gazeteci arkadaşım Arslan Bulut da Mazarkin’in ağaca işlediği Bozkurtlu bir tepsiyi satın alıyor. Daha sonra, müzik aletleri yapan bir ustanın evine gidiyoruz. Amacımız Ali Özaydın’a sürpriz yapmak. Çünkü, Ali’nin bugün doğum günü. Minibüsteki bütün arkadaşlar kararlaştırıyoruz. Ali’ye müzik aletleri satın alacağız. Atelyeye gittiğimizde bulduğumuz 20 çeşit müzik aletini alıyoruz. Ali de birşeyler almak istiyor, ama ona bir şey kalmıyor. Minibüste bütün bu müzik aletlerini kendisine aldığımızı öğrenince gerçekten çok duygulanıyor. Bu duygusal anı yaşıyanlar arasında Devlet Bakanı Prof. Dr. Abdülhaluk Çay’ın oğlu, Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı temsilcisi İsmail Cengiz Çay, Irak Türkmenlerinden Güçlü Demirci ve eşi ile daha birçok arkadaşımız var. Türkiye’den binlerce kilometre uzakta bir doğum günü kutluyoruz. Kutlamayı akşam da otelde devam ettirmek istiyoruz. Akşam düzenlenen toplantı gerçekten muhteşem oluyor. Dünya Türk Gençleri Birliği Yürütme Kurulu eski Başkanı Hasan Ali Karasar, duygusal bir konuşma yapıyor. Dünya Türk Gençleri Yürütme Kurulu üyesi, Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu’nun oğlu Tuğrul Somuncuoğlu, Ataner Demirel ve Türk dünyasının dört bir tarafından gelen gençler, Ali Özaydın’a doğum günü hediyelerini takdim ederken birbirinden veciz sözlerle geceye renk katıyorlar. Ali’nin hassas yüreği bu güzelliklere dayanamıyor ve göz pınarlarından yaşlar süzülüyor. VAR OLDUK, VARIZ, VAR OLACAĞIZ Kurultayın açılış gününde kendi özel tekniğiyle “Bozkurt” baskıları yapan sanatçı Baltay Miguş’un evine gidiyoruz. Hemen kaldığımız otelin arkasında bulunan Baltay beyin evi, tam bir müze gibi.. Sanatçı kimliğini evinin her köşesine yansıtan Baltay Miguş, eşi Ludmila ve çocukları Azamat ve Atilla, bizi çok sıcak bir şekilde karşılıyorlar. Baltay beyin evinde bronzdan yaptığı Kaşgırlar (Bozkurtlar) dikkatimi çekiyor. Bizdeki Bozkurt resimlerine benzemese de “Bozkurt”un Çuvaşların tarihinde önemli bir yeri var. Baltay beye “Niçin Kaşgır?” diye sorduğumuzda, “Kaşgır bütün Türklerin sembolü. Türk milletinin yol göstericisi” cevabını alıyorum. Ünlü Çuvaş şairi Huzangay’ın, “Var olduk, varız, var olacağız” sözünü de yaptığı tablolara işlemiş. Artık Çuvaşistan’daki son günümüz, Şubaşkar’ı ayaklarının altına alan bir tepeye götürülüyoruz. Burasının “ğşıklar Tepesi” olduğunu öğreniyoruz. Herkes eşleri veya sevgilileriyle bu tepeye geliyor. Tepede bulunan duvara, çeşitli dileklerini yazıyorlar. Ben de aşığı olduğum yüce milletimin diliyle şu satırları karalıyorum: “Ben Çuvaş, Tatar, Gagauz, Özbek, Türkmen, Kırgız gibi hiçbir ayırım yapmadan 250 milyonluk büyük milletimi çok, ama pek çok seviyorum. Sevgilerin en büyüğü vatan, millet ve bayrak sevgisinin güzelliğini bu tepede bir başka hissediyorum. Bu sevgiyi kalplerimize sokan Cenab-ı Allah’a ne kadar şükretsem azdır.” Türklüğün güzel ülkelerinden biri olan Çuvaşistan’daki son saatlerimizde dostlarımız bizi çiçeklerle uğurluyor. 1552 yılından bu yana uzak kaldığımız, unuttuğumuz bu güzel Türk ülkesine siz siz olun bir gün mutlaka yolunuzu düşürün. -BİTTİ-
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT