BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hicran olmuş bir hatıra...

Hicran olmuş bir hatıra...

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın verdiği birifing çok önemliydi. Bakan, medyayı bilgilendirmiş ve tiraj ya da reyting kaygısının çok ötesinde cehaletle savaşta medyayı göreve çağırmıştı.



İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ın verdiği birifing çok önemliydi. Bakan, medyayı bilgilendirmiş ve tiraj ya da reyting kaygısının çok ötesinde cehaletle savaşta medyayı göreve çağırmıştı. Gündemden hiç düşmeyen bu gelişmeleri hayretle takip ederken, İzci Yayınları arasında çıkan ve Mehmet Aydın’ın değerli bir araştırması olan “İkinci Abdülhamid Han’ın Liderlik Sırları” adlı kitapta okuduğum, “Hicran Olmuş Bir Hatıra” aklıma geldi. Evrensel anlamda aydın din adamına ta o zamandan ihtiyaç vardı meğer. Bugün İçişleri Bakanımızın işaret ettiği hassas konuda, Sultan Abdülhamid Han da, Fethi Okyar’a şöyle dert yanmıştı: “Şimdi hicran olmuş bir hatıradan bahsetmenin sırasıdır beyefendi oğlum. Ruslara karşı kazandıkları zaferin arifesinde Japon İmparatorluk ailesine mensup bir Prens, beni ziyarete geldi. İmparatorundan özel bir mektup getiriyordu. Benden, “İslam dinini” anlatıp öğretecek dini bir ilim heyeti istiyordu. Bunun sebebi vardı. Orada İslamiyeti yaymayı, mukaddes vazife sayan Abdürreşit İbrahim isimli, aslı Kazanlı olan bir Müslüman aliminden mektup almış, Japonya’daki İslamı tamim hareketine yardımcı olmam istenmişti. Bu şerefli hizmete duyduğum hasretle, mümkün olan herşeyi yaptım. Fakat bu yardımım daha çok maddi oldu. Çünkü orada bulunan Abdürreşit İbrahim Efendinin, bizim din adamlarımızdan başka bir kimliği vardı. Türkçe, Arapça, Farsça’dan başka Rusça ve Japonca da biliyordu. Avrupa’yı baştan aşağı dolaşmıştı; Çin’i bile görmüştü. Kırk yaşından sonra Fransızca ve Latince’yi de öğrendiğini yazmıştı. Çok aydın bir kimseydi. Japonya’da Şinto dininin değişen şartlar içinde, Japon aydınlarını tatmin etmediğini, mantık, akıl, ilim, ruh birliği ve cihan şümul (evrensel) felsefeyi temsil edecek bir dini - manevi hareketin- Japon milletince benimseneceğini, sadece bunu tam ve doğru olarak anlatacak kimseler lazım olduğunu belirten mektup, aynı zamanda konunun önemini de belirtiyordu. Fakat, bizdeki din adamlarının ilmi ve manevi seviyelerini çok iyi biliyordum. Pederim merhum Sultan Abdülmecid’in büyük ümitlerle genişlettiği Tıbbiye için Avrupa’dan getirttiği Batılı muallimlerden ders alanların dinden çıkacağını söyleyen alimler benim dönemimde de görev başındaydı. Bugün gördüğünüz ve sizin de yetiştiğiniz mekteplerin çoğunu, ya ben açtım, ya da bugünkü hale getirdim. Mekteb-i Sultani (Galatasaray) ve herkesin serbestçe okuyabileceği mekteplere bakın. Nüfusa göre en az olan Türk talebedir. Bu, sadece ekonomik sebeplerle değildir. Bilhassa Anadolu’da, bu okullarda okumanın salabet-i diniyeyi (din sağlamlığını) zedelediği hâlâ empoze ediliyor. Eğer Harbiye’ye yabancıları almaya izin verilse, değil bizdeki ekalliyetler, Yunanistan’dan, hatta belki Rusya ve diğerlerinden bile öğrenci gelir. Harbiye o kadar önemli çünkü. Ama ben saltanata geldiğim zaman, sadece Kuleli Askeri İdadisi vardı. Ülkede yedi yerde askeri idadi, Selanik Harbiyesi, Selanik ve Konya’da hukuk mektebini ben açtım. Bunlardan gayem, mülkiyeyi de, ilmiyeyi de tatminkâr hale getirmekti. Ne ise... Bunları tarih birgün elbette yazacak... Düşündüm ki, Japon İmparatorunun istediği anlamda din alimleri ah kendi ülkemizde olsa ve onları asıl ben bulabilseydim. Japonlardan evvel kendi milletimin istifadesine sunardım. Şöhret yapmış ilmiye mensuplarını tanıyordum. İçlerinde, şahsen hürmete şayan çok şahsiyet vardı. Fakat ilmi kudretleri olduğu kadar cihanı telakki tarzları, yani evrensellikleri bu kadar gelişmiş ve İslamiyetin geleceği üzerinde etki yapacak konuma gelmiş değillerdi. Fakat Japon İmparatorunun istediği Müslüman din alimlerini yetiştirecek feyyaz membalar da artık mevcut değildi. Medreselerimiz birer ilim-irfan kaynağı olmaktan mahrumdu... Bu gibi işlerin muayyen başlama devri ve zamanı var. Saltanat müddetim sırasında en çok hatırladığım hakikatlerden birisi, demir tavında dövülür darb-ı meselemiz (atasözümüz) olmuştur.” Düşünebiliyor musunuz? Ta o zamanlarda ihtiyaç varmış evrensel anlamda güzel dinimizi temsil edebilecek ve anlatabilecek aydın din adamlarına. Zaten asıl sorun da burada değil mi? Gerçek anlamda ve evrensel boyutta dinimiz tam ve doğru bilinebilseydi bugün bu hallere gelinir miydi? Birleşik Dağıtım: Tel: 0212 511 70 40 Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna İstanbul
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT