BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Terörle mücadele adı altında HUKUKSUZLUK

Terörle mücadele adı altında HUKUKSUZLUK

Her ne pahasına olursa olsun 1960 ve 1980 darbelerinin toplumsal dönüşümde hayati bir rol oynadığını anlatan Yrd. Doç. Dr. Ertan Aydın “iktidar meşruiyetinin ucuz bir aracı olarak terörle mücadele kisvesi, birçok hukuksuzluğun zeminini oluşturduğunu vurguluyor.



SİVİLLEŞMENİN TARİHİ - 2- DEMOKRASİNİN YOL HARİTASI ADNAN MENDERES’İN SEÇİLMESİ İYİ KULLANILDI DP’lilerin “İnönü kâbusunu” çok iyi kullandıklarını belirten Yrd. Doç. Dr. Ertan Aydın, “Türkiye’de Demokratikleşme Çabaları ve Demokratik Açılım” adlı eserinde, Adnan Menderes’in seçim zaferini “Türk demokrasisinin zafer günü” olarak tanımladığına dikkat çekiyor. “Milli Şef” İnönü döneminde ülkeye hissedilir düzeyde “otoriter” bir zihniyet hakimdi. AK Parti’nin iktidara gelişi “1990’ların ortaya çıkardığı maliyeti, milletin telafi girişimi”. Yrd. Doç. Dr. Ertan Aydın, demokratikleşme macerasında Atatürk’ten AK Parti’ye gelen sürece ışık tuttuğu “Türkiye’de Demokratikleşme Çabaları ve Demokratik Açılım” adlı eserinde toplumsal dönüşümde darbelerin etkisinin altını çiziyor. İNÖNÜ DÖNEMİ OTORİTER Aydın’ın kitabından bazı satırbaşları şöyle. Atatürk ile mukayese edildiğinde, İnönü’nün Türk siyasetinin “normalleşmesi ve demokratikleşmesine” pek katkı yaptığının söylenemeyeceğini belirten Aydın, “İmparatorluk bakiyesinden sonra bir ulus devlet kurma sürecinin mecburiyet ve zorluklarında, birçok hata yapılmış olsa da esas itibariyle Atatürk döneminde halka dayalı bir yönetim anlayışını kurumsallaştırmak için önemli adımlar atılmıştır. Ancak 1938’den sonraki “Milli Şef” döneminde hissedilir düzeyde otoriter bir zihniyet ülkeye hâkim olmuştur.” İkinci dünya savaşı sonrasında siyasal liberalizmin etki alanına Türkiye’nin de girdiğini anlatan Aydın, İnönü’yü çok partili hayata geçişe zorlayan esas unsuru iç baskılarla batılı devletlerin isteklerinin örtüşmesi olarak özetliyor. DEMOKRASİNİN ZAFER GÜNÜ Halkın DP’ye ilgisinin CHP’yi demokratikleşmeye zorladığını anlatan Aydın, “Milli Şef” unvanının kaldırılmasını buna örnek olarak hatırlatıyor. DP’lilerin “İnönü kâbusunu” çok iyi kullandıklarını belirten Aydın, Menderes’in seçim zaferini “Türk demokrasisinin zafer günü” olarak tanımladığına dikkat çekiyor. 27 Mayıs darbesi ve 1961 anayasasının bugüne dek etkisini sürdürecek yeni bir siyasal denklem oluşturduğunu belirten Aydın, bu denklemi “Bürokrasinin seçilmiş hükümetin faaliyetlerini denetleyen bir misyonla iktidara ortak kılınması” olarak açıklıyor. İKTİDARLARA “ANAYASAL” VESAYET 1961 Anayasası ile MGK ve Anayasa Mahkemesi gibi özerk kurumlar inşa edilerek, seçilmiş hükümetlerin iktidarının vesayet altına alındığını belirten Aydın’ın bir diğer tespiti ise şöyle: “Tek-parti dönemi ulus-devlet anlayışının emredici, zorlayıcı, yukardan inmeci ve toplumsal manada çeşitliliği reddeden ‘dışlayıcı’ ve kültürel manada ‘ayırıcı’ özelliklerinin 1980’de geçerliliğini koruduğunu hatırlarsak vatandaşlarımız layık oldukları şekilde bir ‘Milli Birlik ve Kardeşlik’ ikliminde yaşamaktan uzun süre mahrum bırakıldıklarını görmek zor olmayacaktır.” DEMOKRASİYE ANAP İVMESİ 1980 darbesi sonrasında 1983’te iktidara gelen ANAP’ın askeri dönemin izlerini silmek üzere normalleşmeye dönük projeler uyguladığını anlatan Aydın, “Askeri yönetimin elini ayağını günlük hayattan çekerek, kendi kurumsal mevzilerine girmesi, ANAP‘ın işini bir bakıma kolaylaştırdı. Bu karşılıklı ilişki sayesinde Türkiye normalleşme sürecine demokratik açıdan son derece hasarlı da olsa girmiş oluyordu” dedi. SOĞUK SAVAŞ VE DEMOKRATİKLEŞME Aydın, bu siyasal sistemin zaman zaman sıkıntı yaşasa da soğuk savaş süresi boyunca işlevini sürdürdüğünü, ancak soğuk savaşın bitmesi, yeni toplumsal hareketlerin doğmasına ve yıllardır güvenlik kaygılarıyla bastırılan birçok kimliğin güçlenmesine yol açtığını vurguladı. ÖZAL CESUR ARAYIŞTAYDI “Turgut Özal, öncülüğünde hem sivil toplum hem de kamu bürokrasisi cesur tartışmaların ve arayışların içine girdi” diyen Aydın, “Güvenlik algısının yerini özgürlük algısına bırakmasıyla toplumsal hareketlerin kendilerini daha rahat ifade imkânı bulduklarının” altını çizdi. DEP’İN FONKSİYONU Siyasal iklimin yeni açılımlara zemin hazırladığını hatırlatarak DEP’in kurulmasını örnek gösteren Aydın, “DEP’in kurulup TBMM’de temsil edilmesi Kürt meselesinin demokratik çözümü konusundaki girişim ve açılımlara ivme kazandırdı” dedi. Alevilik tartışmalarının da 1980 sonrası dönemde yoğunluk kazandığına dikkat çeken Aydın, toplumsal problemlere duyarlı, dinamik bir siyasal programla siyaset yapan Refah Partisi’nin, kısa vadede seçmen desteğini arttırarak iktidar alternatifi olmayı başardığını hatırlattı. 90’LARA DİNAMİK GİRİLDİ ANCAK... Aydın’ın tespiti şöyle: “Türkiye, soğuk savaş sonrası yerel ve küresel fırsatları değerlendiren ve zamanın ruhuna uyum sağlayan dinamik bir siyasal akılla 90’lı yıllara girdi. Ancak Özal sonrasında, bürokratik dirençle mücadele edebilecek bir siyasi aktörün yokluğu ve bu problemlerle yüzleşme isteği ve potansiyeli taşıyan Refah Partisi’nin, statükocu koalisyonun yürürlüğe koyduğu 28 Şubat sürecine karşı bütün enerjisini, varlığını korumaya hasredip içine kapanmasıyla bu fırsat heba edildi.” 28 ŞUBAT NORMALLEŞMEYİ TEHLİKEYE SOKTU “Güvenliğin özgürlüğe tercih edildiği, bürokratik reflekslerin siyasal iradeyi esir aldığı bu siyasal ortamda, tartışmalar bıçak gibi kesildi ve Refah Partisi’nin yanı sıra Kürt ve Alevi kimlik talepleri de bu otoriter atmosferden nasibini aldı” diyen Aydın, 28 Şubat sürecine “hem toplumun farklı katmanlarını ideolojik reflekslerle karşı karşıya getirerek toplumsal barışı, hem de toplumun geniş kesimleriyle devleti karşı karşıya getirerek ülkenin normalleşmesini tehlikeye sokmuştur” eleştirisini getiriyor. DARBELER VE TOPLUMSAL DÖNÜŞÜM 1990’lı yılların “her ne pahasına olursa olsun” zihniyetiyle yapılan iki darbenin izleriyle dolu olduğunu vurgulayan Aydın, “Bu iki darbe 2000’li yıllarda toplumsal dönüşümde hayati bir rol oynayacaktır” tespitini yapıyor. Türkiye’nin yakın geçmişine ilişkin Aydın’ın değerlendirmeleri ise çarpıcı: KIRILMA NOKTALARI 1990’lı yıllarda toplumsal yapımızı iğdiş, devlet düzenini ifsad ve iktisadi yapımızı altüst eden politikaların billurlaştığı iki kırılma noktası vardı. Bunlardan birincisi; Özal’ın son yıllarında çözümde belli bir mesafe kat ettiği Kürt meselesi bağlamında güvenlikçi perspektifin devlet aklını esir almasıydı. İkinci kırılma noktası ise; 28 Şubat darbesiyle bütün toplumsal insicamımıza ve kamu vicdanımıza indirilen darbeydi. AKIL TUTULMASI TÜRKİYE’Yİ ESİR ALDI PKK’nın 1980’lerin ortasından itibaren silahlı eylemlerini artırarak şiddet odaklı yaklaşımların bir zemin kazanmasını sağlamasıyla birlikte, neredeyse bütün devlet aygıtımız PKK tarafından esir alınarak bu topraklarda az görülür bir akıl tutulması yaşandı. Toplumsal maliyeti gözetilmeksizin, küresel dengelerin dışarıdan kurguladığı, yerel bazı odakların içerden kurguladığı bir akıl tutulması Türkiye’nin 20 yılını esir alacak bir güce dönüşecekti. KAVGA DEĞİL ÇÖZÜM Problemi çözmek yerine mesele ile kavga etmek gibi sığ bir yaklaşım oldukça rahat bir şekilde bütün siyasi yaklaşımları kuşattı. Bir anda, bin yıldır beraber yaşadığı vatandaşlarının varlığıyla kavga eden bir devlet görünümü bütün kamu düzenine yerleşti. Problemin farklı boyutlarını ısrarla güvenlikçi bir perspektifin dışında ele almaya yaklaşmayan, “güvenlik-demokrasi” dengesini trajik bir şekilde altüst eden yaklaşımlar özellikle koalisyon iktidarları döneminde revaç buldu. TERÖR ZEMİN OLDU Oluşan ortamı fırsat bilen birçok çıkar grubu, hızla güç kazanarak hukuksuzluk üzerine yaslanabilen bir faaliyet alanı oluşturdular. Oluşabilecek sosyal maliyetin ve siyasal gerilimin neredeyse hiç hesabının yapılmadığı o yıllarda, iktidar meşruiyetinin ucuz bir aracı olarak terörle mücadele kisvesi, birçok hukuksuzluğun zemini oldu.” Oluşan tahribat sonucunda 90’lı yılların Türkiye’nin kayıp yılları olarak geçtiğini vurgulayan Aydın, Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetime gelişini “AK Parti işte yukarıda aktarılan 1990’ların ortaya çıkardığı maliyetin millet adına telafi girişimi” olarak özetliyor. TURGUT ÖZAL HER NOKTADA KALKINMA HAMLESİ BAŞLATTI Turgut Özal sayesinde Türkiye’nin dışarıya karşı daha da atak bir siyaset izlemeye başladığını belirten Yrd. Doç. Dr. Aydın, bu gelişmelere kitabında şu şekilde yer veriyor: “Özal, öncülüğünde hem sivil toplum hem de kamu bürokrasisi cesur tartışmaların ve arayışların içine girdi”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT