BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > şartsız sevgi

şartsız sevgi

“Sevgi insanın kalbindeki kötülükleri, kinleri temizleyen ve iyiliklerle dolduran yüce bir duygudur



Sevgi kelimelerinin, adı bile insanın içini ısıtmaya, kalbini yumuşatmaya yetiyor öyle değil mi? Bilse bütün insanlar sevgi kötülüğün panzehiri, bir kere sevdi mi insan ardı arkası gelmeyecek, doğayı, insanları, hayvanları her şeyi sevecek ve yüreği kocaman akacak, dünya güzelleşecek. Çünkü sevgi ne sınır tanır, ne dil, ne de ırk farkı... Okuduğum bir dergide ilkokul öğrencilerine “sevgi nedir” diye sorulmuş ve çocuklar küçücük dünyalarında kocaman sevgi tarifleri yapmışlar. Özellikle bir tarif var ki, hepimize bir ders verecek nitelikte. Mesaj şöyle: “Sevgi insanın kalbindeki kötülük ve kinleri temizler, iyiliklerle doldurur ancak sevgi herkesin dilinde dolanan fakat, denildiği gibi yapılmayan bir şey.” Bu minik kalbin son cümlesi ne büyük, ne anlamlı öyle değil mi? Sevgi gerçekten de hepimizin dilinde ama bizler gerçek sevginin ne olduğunun, nasıl olması gerektiğinin ne kadar farkındayız? Bu konuyu biraz araştırıp, düşündükten sonra, sevgi konusunu, “şartsız sevgi” başlığı altında çok iyi anlattığına inandığımız Psikolog Doğan Cüceloğlu’nun görüşlerini sizlerle paylaşmak istedik. Sayın Cüceloğlu, seven insanı; şartlı seven, şartsız seven ve şartsız sevgiyi yanlış anlayan diye 3 grupta topluyor ve sevgilerin en değerlisinin şartsız sevgi olduğunu söylüyor. Peki nedir, şartsız sevgi? “Şartsız sevgi, sevdiğiniz insan ne yaparsa yapsın onun yaptıklarına karışmadan onu sevmeye devam etmek midir?” Yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş biri ile ilişkiniz olduğunu farz edelim. Bu kişiyi şartlı sevdiğiniz zaman nasıl davranırsınız, şartsız sevdiğiniz zaman nasıl? “Çok yalan söylüyor, böyle birisini sevemem ve bu huyundan vazgeçmezse onu terk ederim” mi dersiniz ya da “Biliyorum çok yalan söylüyor, ama ne yapayım onu çok seviyorum. Hatasız insan olmaz” mı dersiniz? Cüceloğluna göre, ilk cevabı verenler “şartlı sevenler” ikinci cevabı verenlerse “şartsız sevgiyi yanlış anlayanlar.” “Şartsız sevgi”ye gelince; şartsız sevgi, kişiyi olabileceğinin en iyisi olması için destekleyen, yüreklendiren, onu bu öze sahip çıktıkça onurlandıran bir sevgidir. Bu anlamda şartsız sevgi, “kişiyi şu andaki davranışlarının ötesinde, onun potansiyeline ve özüne dönük olarak sevmek”tir. Yalan söyleyen biriyle ilişki içinde olan şartsız sevgi sahibi biri, sevdiği ile yalan söylediği için ilişkisini kesmeyecek, fakat bu konuda konuşmaya ve bu anlayış çerçevesinde iletişim kurmaya özen gösterecektir. Şartsız seven, örneğin, “Yalan söylediğinin farkındayım ama, onun kötü bir gelişim ortamında yetiştiğinden böyle olduğunu biliyorum. Onun özünün iyi olduğunu da biliyorum ve ona bu kötü alışkanlığından kurtulması için yardımcı olmam gerekir. Yalanın temelinde korku ya da çıkar vardır. Benim onu şartsız sevdiğimi anlamalı; bu güven içinde kendini geliştirmeye, eski alışkanlıklarını atmaya başlamalı” mesajını verir. Bu anlamda şartsız sevgi; eşler, ana-babaları, çocuk, iki arkadaş, iki sevgili, öğretmen-öğrenci arasında yer alabilir ve ille de iki sevgili arasında yer alması gerekir, diye bir şart olamaz. Şartsız sevginin, sevilene faydaları ¥ Birini şartsız olarak gerçek anlamda sevdiğimiz zaman onun kendinden emin ve güven içinde olmasına yardımcı oluruz. ¥ Bu tür sevgi, bireyin kendi değerlerini, özünü bulmasına ve kendini bir bütün olarak olduğu gibi kabul etmesine yol açar. ¥ Şartsız sevilen kişi yapabileceğinin en iyisini yapmaya yönelir. Kişiyi şartsız sevmek onun yaşamından elimizi ayağımızı çekmek, onunla ilgilenmemek anlamına gelmez. Şartsız seven kişi, sevdiğiyle sürekli ilişki içindedir, konuşur, sorar, dinler, akıl verir, sınırlar çizer, sevgisini, kızgınlığını paylaşır. Kişinin davranışını sevmeyebilir ama kişinin kendini sevmeyi ve desteklemeyi hiç bırakmaz. Şartlı sevgi, konusuna gelince... Şartlı sevgi sağlıksızdır. Şartlı sevgiyle ilişki kurduğunuz kişi bizden sürekli şu mesajı alır: Eğer benim istediğim türden davranışları yaparsan seni severim; aksi halde sevmem.” Bu mesaj karşıdakinde karşı tepki oluşturur. O da bize, “Senin sevgin olmadan da yaşamını sürdürebilen, kendi başına var olabilen biriyim” demek ister ve bunu kanıtlamaya çalışır. Maalesef, özellikle birçok ana-baba şartlı sevgi kullanarak çocuklarını isyankâr olmaya yöneltmişlerdir. Bu tip ilişkilerde karşı taraf sürekli kendini kanıtlama çabası içinde olduğundan kendi iç dünyasını bulup geliştiremez ve bu durum daha sonra iki taraf için de, üzüntülere sebep olur. İnsanları ancak ve ancak şartsız sevgi birbirlerine yaklaştırır ve mutlu kılar, sürekli şartsız sevgi... Aşkın gözü kör müdür? Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kutlanan özel günlere bir yenisi daha eklendi. Bu dönemde özellikle büyük şehirlerimizin alışveriş merkezlerinde bir canlılık göze çarpıyor. Anladığınız üzere pek yakında kutlanacak olan 14 Şubat Sevgililer Günü’nden bahsediyorum. Avrupa’dan çıkıp, ülkemize kadar ulaşan ve tüm dergilerimizi, gazetelerimizi, TV kanallarımızı ve birçok seveni meşgul eden böyle bir günde ben de birşeyler yazmadan geçemedim doğrusunu isterseniz. Bununla birlikte hemen şunu da belirtmeliyim ki, ben sevginin, ama her türlü sevginin bir güne bağlanmasından, insanların özel bir beklenti içine sokulmasından ve bir tüketim sektörünün oluşturulmasından son derece rahatsızım. Ama yine de sevginin tekrar tekrar konuşulduğu, unutanlara hatırlatıldığı bir gün olması açısından da anlamlı sayılabilir doğrusu bu kutlama. Bir yerde okumuştum. Yazar şöyle diyor; “Sevginin ürünü olarak açarız gözlerimizi dünyaya. Sevgiyle büyürüz, büyüdükçe severiz. Olgunlaştıkça sevgiye bakışımız da olgunlaşır, bizimle birlikte.” Gerçekten de öyle... Doludizgin yaşanan duygular, sınır tanımayan istekler, kaybedilince dünyanın sonu geldi sanılan sevgililer ve birçok şey, gençlik çağında daha bir yoğun, daha bir sert yaşanır sanki, ileride yerini yumuşaklığa, olgunluğa bırakana dek... Ne dersiniz? Aşk; “iki insan arasında hissedilen bir çekim, elektriklenme, sonra da Gustav Jung’un dediği gibi, iki ayrı kişiliğin birleşmesi, bedenlerimize baharın gelmesi midir?” Ya sonrası... İnsanlar birbirlerini tanıdıkça, paylaşımları arttıkça aşk yerini sevgiye bırakıyor, büyük sevgilerden de ölümsüz aşklar ortaya çıkıyor, galiba. Bazen de aşkınız, sevginiz, siz hiç anlayamadan bitiverir. Çiçekleriniz solar, bahar yerini en sert rüzgarlara, en soğuk kışa bırakır. Üstelik insan nasıl bittiğini de anlamaz. Komiktir ki, işimize, hatta kitaplarımıza, gitarımıza, kedimize olan sevgimiz daha anlamlı gelir, bir vakitler her şeyin üstünde tuttuğumuz sevgilimizden, eşimizden. Kısacası bir anda uzaklaşıveririz birbirimizden ya da onlar çıkıverirler hayatımızdan. Aşkın en acı vereni de tek taraflı bitenidir. Böyle durumlarda taraflardan birisi hâlâ sever ve sevdiğini yanında ister ayrılığın sebebi ne olursa olsun. Çünkü seven için doğal olarak böyle bir ayrılığı içine sindirmek hiç de kolay değildir. Ancak bütün kapılar kapatılıyor, anahtarlar ulaşılamayacak yerlere fırlatılıyorsa belki de unutmak en güzelidir, zor da olsa... Geçenlerde bir okuyucumuzdan “Onu çok seviyorum, birlikte olamadığımız için de ölmeyi düşünüyorum” diyen bir mektup aldım. Aynı günlerde bir genç kızımız da, “gününün büyük bir kısmının sevdiğini aramakla ve aramasını beklemekle geçtiğini, evde-işte aklının hep sevdiği kişide olduğunu, bu yüzden de hayatını istediği şekilde yaşayamadığını, mutsuz olduğunu” anlattı. Ona, ilişkisine dışarıdan bir insanın gözüyle bakmasını tavsiye ettim. “Yaşanılanlarda gerçekten bir terslik var mıydı yoksa ilişkisini kendi kafasında kurduğu gereksiz senaryolarla sorun haline mi getiriyordu?” Bu genç hanım, daha sonra farketti ki ortada gerçekten ciddi bir sorun yoktu. Sadece kendi iç dünyası dahil her şeyden uzaklaşmış, çiçeklerin kendisi için de açabileceğini, güneşin parlayıp, suların pırıl pırıl akabileceğini, arkadaşlarını, meşguliyetlerini kısacası sevdiği hariç, her şeyi unutmuş, dolayısıyla da mutsuz ve tatminsiz olmuştu. Evet arkadaşlar; yaşı ve şekli nasıl olursa olsun birçoğumuzun yaşadığı, yaşamayanların da yaşamak için peşinden koştuğu bir duygudur aşk. Ancak her şey gibi onun da bir ölçüsü olmalıdır. “Aşk sınır tanımaz” gibi tüm süslü laflara rağmen aşk, insanı yıpratmamalı, üzmemeli, sorumluluklarından ve en önemlisi de kişiyi kendisinden uzaklaştırmamalıdır. Aşkta kaybetmekten de korkulmamalıdır. Ne aşkını açıklarken, ne de sevgili giderken. Çünkü gidecek olan zaten gerçekten gelmemiştir. Ne demektir, “aşkı için ölmek ya da kendini mutsuzluğa terk etmek?” Bunu ancak kendisini sevmeyenler yapar. Kendisini sevmeyen insan da ne mutlu olur, ne de mutlu etmesini bilir. Olgun insan, sevmek kadar ayrılığın getirdiklerini de yaşamasını bilir, umut yüklüdür. Üzülmekle birlikte, zamanın da en iyi ilaç olduğunu ve hayatın hâlâ devam ettiğini, baharın tekrar geleceğini bilir. Sevgi, sağlık ve umut dolu günler geçirmeniz dileğiyle... Sevgiyle kalın... Okuyucu köşesi Kahramanmaraş’tan sevgi mesajı Kahramanmaraş’tan yazan sevgili Betül; sayfamıza göstermiş olduğun ilgiye çok memnun oldum. Sevgi ve ilgi dolu satırların için teşekkür ederim. Bizler de her perşembe günü sizlere faydalı olabilmek, sizlerle buluşabilmek için günleri sayıyoruz. Azmin ve çalışkanlığın, olaylara olumlu açıdan bakabilme yeteneğin sayesinde eminim iyi yerlere geleceksindir. Gönderdiğin “Sevmek için” başlıklı şiir bu haftaki konumuzla o kadar uyumlu ve güzel ki, hepsini olmasa bile bir kısmını tüm okuyucularımızla paylaşmak istedim. Sevmek için Kilimi ben dokudum gözlerim ile, Çiçekleri ben yetiştirdim umutlarım ile Bu gönlümde yatmaz bir damla kin bile Benim gibi düşünmeyen kalmasın yanımda; Sevgiyi bilen kişilerin yeri gönül tahtımda Ne olursa olsun, yaşam bizim için var. Ufak bir tebessüm insan kalbine kör Bu mekân, bu cadde, koca dünya bana dar, Dinleyin size bir mesajımvar. Her ateş, sevgi için yanar, Çünkü bu hayat sevmek için var... Yazan: Betül Canlı Üniversitelerde denklik Balıkesir’den yazan okuyucumuz Sayın Salim Altan; öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki, maalesef sizlerden gelen mektupların hepsine aynı anda cevap veremediğimiz için size ulaşmamız gecikiyor. Bizi bağışlayın. Sorunuzun cevabına gelince; Yüksek Öğretim Kurulu Denklik Birimi’nden aldığım bilgilere göre YÖK, Azerbaycan’daki Devlet Üniversitelerine denklik veriyor. Sizin sorduğunuz üniversite de bir devlet üniversitesi olduğuna göre denklik konusunda bir problem yaşamazsınız. YÖK, sadece özel üniversiteleri tanımıyor. Ayrıca 1998 tarihinden itibaren Türk Cumhuriyetlerindeki devlet üniversiteleri ülkemizdeki ÖSS sınavıyla öğrenci aldığı için dolayısıyla denklik problemi ortadan kalkıyor. Daha detaylı bilgiyi kendiniz almak isterseniz Yüksek Öğretim Kurumu Denklik Birimi Tel: (0312) 298 71 55
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 99504
    % -0.33
  • 5.6395
    % -1.83
  • 6.3845
    % -1.52
  • 7.474
    % -1.46
  • 239.536
    % -1.56
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT