BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İçini kemiren duygular...

İçini kemiren duygular...

Nafiz beyle Müzeyyen hanım başlarını hafifçe yana eğmişler öylece dinliyorlardı zavallı kadını. Onun çaresizliğine acıyor, ellerinden bir şey gelmediği için, teselli sözlerinin bile bu ananın yüreğinde bir huzur oluşturmayacağını anladıkları için sessizce bakıyorlardı. Yutkundu Seher:



Nafiz beyle Müzeyyen hanım başlarını hafifçe yana eğmişler öylece dinliyorlardı zavallı kadını. Onun çaresizliğine acıyor, ellerinden bir şey gelmediği için, teselli sözlerinin bile bu ananın yüreğinde bir huzur oluşturmayacağını anladıkları için sessizce bakıyorlardı. Yutkundu Seher: - Sizi de üzdüm kendi derdimle... Ama insan susa susa iyice bunalıyor, kız kendi aleminde... O da bir garip, son günlerde bir dalgınlık, bir havailik... Korkuyorum Müzeyyen abla... Artık bu yorgun yürek yeni acıları taşıyamaz. Bir hal olursa bana o kız ne olur? Ortalıkta kalır Allah korusun. O yüzden kendime telkin ediyorum, “sağlam bas Seher” diyorum. Bu yaralı köylü kadınının yaşadığı dramdan etkilenmişti Müzeyyen hanım. Ağlamaklı bir sesle mırıldandı: - Allah korusun, tabii sağlam basacaksın... - Öyle ya!.. Bana bir şey olsa kız da düşer sokaklara... Bir müddet daha oturdular Nafiz beyler. Neden sonra kalktı adam, karısına dönüp: - Haydi bakalım Müzeyyen, gidelim yavaş yavaş... diyerek kapıya çıktı. Onları geçirdikten sonra biraz oyalandı Seher. Komşunun çocuklarını sevdi. Kadınla konuştu. Sonra girip çay bulaşıklarını yıkadı plastik bidona doldurduğu suyla. Gene kesilmişti sular. Yemeği vardı. Sabahtan pişirmişti kalkar kalkmaz. Kapının önüne sandalyesini koyup beklemeye başladı. Bir haftadır inmiyordu Şehnaz’ı almak için. Genç kız gelebildiğini söylemiş, “gerek yok!” diye diretmişti. Eh, artık insanlar da tanımışlardı kendilerini. Bir mahzur görmedi Seher. Yine de genç kızı yokuşun başında görene kadar içini kemiren duygulardan kurtulamıyordu. - Birazcık rüzgar çıksa, rahatlayacak hava... diye mırıldandı kendi kendine. Sıcak bütün şiddetiyle devam ediyordu. Birden aklına gelen şeyden yüzü asıldı: - Kışın ne yapacağız, yakacak ayarlamak lazım. Eski bir soba alalım ilk fırsatta. Donarız bu dağ başında yoksa... diye mırıldandı. Gözlerini tekrar yokuşun başına çevirdi. Şehnaz gelene kadar hiç kımıldamadan bekledi... * * * Seher üç haftadır Çarşamba günleri Erenköy’e geliyordu. Sabahları kızıyla birlikte çıkıyor, aynı minibüse biniyorlar, kendisi yolda, Şehnaz ise son durakta iniyordu. Artık akşamları her zamankinden daha geç gelmeye başlamıştı genç kız. Kimi zaman trafiği bahane ediyor, kimi zaman araba gelmedi diye yakınıyordu bahane olarak. Seher çaresiz inanmak zorunda kalıyordu. Bu üç hafta içinde vakit bulduğu her an kalıcı bir iş aramıştı kendi için, ama kimseler yanaşmıyordu onu işe almaya. Bütün iş sahipleri küçümseyici bir tavırla süzüyorlar, ondan sonra alaycı bir ses tonuyla: - Teyze, bu yaştan sonra dayanamazsın sen çalışma temposuna... diye geri çeviriyorlardı. Oysa gençti daha, kırkında bile değildi. Ama yaşadıkları, hele şu son birkaç ay içinde peş peşe gelen felaketler yıpratmış, yüzünde derin çizgiler oluşturmuştu. Bakışları donuklaşmış, korku, kuşku, üzüntü ve tedirginlik bir potada yoğrularak yorgun anlamlarla yerleşmişti yüzüne. Gönül yorgunluğu bambaşkaydı. İnsanı içten kemiriyor, hayatla bağlarını kopartıyor, dünyasını karartıyordu. Sanki üzerinde yaşadığı dünya sallanıyor, kendini boşlukta, güvensiz hissetmesine sebep oluyordu. O gün ev sahibi İlkay hanım camları sildirmedi Seher’e. “Boş ver Seher hanım, bir dahaki sefere silersin...” diyerek engel oldu. Bu nedenle işi erken bitmişti. Saate baktı salondaki. Beşi geçiyordu. Hemen araba bulursa Şehnaz’ın çıkışına yetişirdi. Ana kız biraz Kadıköy çarşısını dolaşırlar, evin eksiklerini alırlardı. İyi kötü bir düzen oturtmuştu Seher. Bir hafta önce Şehnaz ilk maaşını almış, getirip annesine vermişti. Kadın itinayla katlayıp bir mendilin içine sardı paraları, yatakları denkleyip koydukları köşeye gidip en altta bir yerlere yerleştirdi. Kendine biraz olsun güven gelmişti artık. Kızının çalışmasına da artık eskisi kadar ses çıkartmıyor, tevekkül etmiş görünüyordu. Bankadaki para çok az kalmıştı ve onu yok farz ediyordu. O Cengiz’i ararken yarayacaktı işine. Birkaç akşam önce bu düşüncesini bir kez daha tekrarladı akşam yemeklerini yerken. Şehnaz o güne kadar hiç takınmadığı ukala bir tavırla güldü: - Sen de anne, Cengiz’i ararken diye bir şey tutturdun gidiyorsun... Nasıl arayacaksın, kendini kandırıyorsun bana kalırsa... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT