BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çanakkale’de komutanlarla erler aynı ruhu taşımışlardır

Çanakkale’de komutanlarla erler aynı ruhu taşımışlardır

“Yüzbaşı ‘Hücûm!..’ diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler.”



Geçen haftaki makâlemizde, Müslümanların gencinin ve yaşlısının aynı heyecânla âdetâ ölüme koştuklarından bahsetmiştik. İşte sizlere, Çanakkale’de çocuk yaştaki “Mehmetçik”lerimizin ölüme nasıl koştuklarını gösteren çok çarpıcı bir misâl [Celal Bayar Üniversitesi Öğrenci Konseyi’nin hazırladığı “Çanakkale” adlı kitapçıktan nakledelim]: ÇOCUK KAHRAMANLAR Balıkesir-İvrindi’nin Mallıca Köyü’nden 104 yaşında vefât eden, tanıdığımız bir arkadaşın dedesi, Azman Dede, Çanakkale Savaşına katılmış gâzilerimizdendi. Yıllar önce bir yerel araştırma sırasında Mallıca Köyü kahvesinde kendisiyle görüştüm. Kulakları ağır işitiyordu. Köylülerden biri bana yardımcı oldu. Sorduklarımı cevapladı. Söz Çanakkale`ye geldiğinde, o koca ihtiyar sarsıla sarsıla, hıçkırıklar içinde ağlamaya ve bağıra bağıra anlatmaya başladı: “Bir hücûm sırasında bölük erimişti. Yüzbaşı telefonla takviye istedi. Gece yarısı siperleri takviye için istediğimiz askerler geldi. Hepsi askere alınmış gencecik insanlardı. Ama içlerinde daha çocuk denecek yaşta 3-4 asker vardı ki hemen dikkatimizi çekti. Bölüğü düzene soktum. Yüzbaşı gelenlerle tek tek ilgileniyor, karanlıkta el yordamıyla üstlerini başlarını düzeltiyor, sabah yapılacak olan süngü hücûmuna hazırlıyordu. Sıra o çocuklara geldiğinde, o cıvıl cıvıl şarkı söyleyerek gelen çocuklar birden çakı gibi oldular. Yüzbaşı sordu: “Yavrum sizler kimlersiniz?” İçlerinden biri dedi ki: “Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi talebeleriyiz. Vatan için ölmeye geldik!..” Gönlüm akıverdi o çocuklara. Bu savaş için çok küçüktüler. Daha süngü tutmasını bile bilmiyorlardı. Onlarla ilgilendim. “Mermi böyle basılır, tüfek şöyle tutulur, süngü böyle takılır, düşmana şöyle saldırılır!..” diye. Onları karşıma alıp bir bir gösterdim. Siperlerin arkasında ay ışığında sabaha kadar talim yaptık. Gün ışımadan biraz dinlensinler diye siperlere girdik. Ortalık hafif aydınlanır gibi olunca, hep yaptıkları gibi düşmân gemileri gelip siperlerimizi bombalamaya başladılar. Yer gök top sesleriyle inliyordu. Her mermi düştüğünde minâre gibi alevler yükseliyor, bir gün önce ölenlerin kol, bacak, el, ayak gibi parçaları havaya kalkan toprakla siperlere düşüyordu. Mermiler üzerimizden ıslık çalarak geçiyordu. Siperler toz duman içinde kalmıştı. Bir ara yüzbaşı, “Azman yandık!..” diye siperin köşesini işaret etti. O şarkı söyleyerek sipere gelen, sanki çiçek toplarmış gibi neşeli olan o çocuklar, siperin bir köşesinde sanki bir yumak gibi birbirine sarılmış tir tir titriyorlardı. Çocuklar harbin gerçeği ile ilk defa karşılaşıyorlardı. Ürkmüşlerdi. Yüzbaşı yandık demekte haklıydı. Bir panik meydana getirebilirdi. Tam onlara doğru yaklaşırken içlerinden biri avaz avaz bir marş söylemeye başladı!.. “Annem beni yetiştirdi bu yerlere yolladı,/Al sancağı teslim etti Allaha ısmarladı./Boş oturma çalış dedi, hizmet eyle vatana,/Sütüm sana helâl olmaz saldırmazsan düşmana...” “AZMAN DEDE HEP AĞLAR!..” Baktım hemen biraz sonra, ona bir arkadaşı daha katıldı. Biraz sonra biri daha... Marş bitiyor yeniden başlıyorlar. Bitiyor bir daha söylüyorlar. Avaz avaz!.. Gözleri çakmak çakmak... Hücûm anı geldiğinde hepsi süngü takmış, tüfeklerine sımsıkı sarılmış, gözleri yuvalarından fırlamış, dişler kenetlenmiş bekliyorlardı. O ân geldi. Birden yüzbaşı “Hücûm!..” diye bağırdı. Bütün bölük, bütün tabur, bütün alay cephenin her yerinden fırladık. İşte tam o anda, o çocuklar kurulmuş gibi siperlerden fırlayıverdiler. İşte o ân. Tam o ân bir makineli yavruları biçiverdi. Hepsi sipere geri düştüler. Kucağıma dökülüverdiler. Onların o gül gibi yüzleri gözümün önünden gitmiyor. Hiç gitmiyor!.. İşte ben ona ağlıyorum, o çocuklara ağlıyorum!..” Azman Dede ağlıyordu. Ben ağlıyordum. Kahvede kim varsa ağlıyordu. Kahveci de gözyaşları içinde bize çay getirdi. Eğildi; “Azman Dede hep ağlar. Ama niye ağladığını bugün ilk defa anlattı” dedi.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT