BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sevgini yarına erteleme!

Sevgini yarına erteleme!

En yakın zamanda öğrenecekti çalmayı. Kendi kendine söz verdi. Sıra deftere gelmişti. Kapağını kaldırmakta bile tereddüt ediyordu. Bütün gece hiç durmaksızın okudu defteri... Son sayfaya geldiğinde gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Olanlara inanmak istemiyordu. Birkaç kan damlası arasında bir cümle yazıyordu



“Kara Murat” rumuzuyla mail geçen okuyucumuzun duygularına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Annesi öldükten sonra hayata küsen ve babasıyla yalnız başına bir evde yaşayan, kimseyle görüşmeyen güzel kızın canı, bir yaz akşamı bahçede yemek yemek ister. Yemek sonrası salıncakta kitap okurken, yandaki evden bir melodi duyar. Sonra da sahibinin kendisi gibi bir çocuk olduğunu fark eder. Sonra onunla konuşmanın mutluluğunu yaşar. Hayatına bir heyecan, bir hareket gelmiştir. Ertesi gün onunla uzun uzun konuşur ve ayrılırlar. Güzel kız yarını iple çekmektedir şimdi.. “Ertesi sabah erkenden uyandı güzel kız. Hayat ne kadar güzeldi. Yaşamak ne kadar hoş. Beklemek çok heyecanlıydı, bir o kadar da tatlı... Korktuğu başına gelmedi o akşam. Çünkü yine buluşup konuşmaya başlamışlardı. Artık hemen her akşam hiç sözleşmeden onunla salıncakta karşılaşıyorlar, kah gitar çalıp şarkı söylüyorlar, kah şiir okuyorlardı birbirlerine... İlk defa birine yürekten ve sesli şiir okumanın heyecanıyla tir tir titriyordu kalbi... Günler geçtikçe, çocuk kıza bestelerinden söz ediyordu: -Senin için yaptım bu besteyi... Ama ne zaman bestesini söylemeye kalkışsa, kız onu engelliyordu. Kendine bile itiraf edemediği bir şeyden korkuyordu. O kadar esrarengiz hal almışlardı ki... Birbirinden soğumaya başlamışlardı. Ama bir o kadar da tutkuluydular... Artık neler hissettiklerini kendileri bile anlamıyorlardı. Galiba ya paylaşacak birşeyleri kalmamıştı. Ya da çekiniyorlardı birbirlerinden... O sabah uyandığında kendini çok kötü hissediyordu güzel kız. İçinde bir sıkıntı vardı. Sanki dokunsalar ağlayacak gibiydi. Yatağından kalkıp bahçeye indi. Sessizliğin sesinden başka kimsecikler yoktu. Babası da erkenden işe gitmişti. İçini dökecek kimse bulamadı. Neden sonra yine ilk defa kendini yalnız hissediyordu. Artık önceki gibi, müzik dinlemek de sıkıcı geliyordu ona. Kitap okumak da sıkıcı geliyordu. -Ah akşam olsa çabucak... Ah akşam vakti bir gelse... Bunu söylemekten ve akşamı beklemekten başka yapabilecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Tek umudu akşam olup onunla konuşma imkanına tekrar kavuşmak. Dün rüya gibi gelip geçen vakit, bugün yine kabuğuna çekilmişti. Yine kaplumbağa hızıyla ilerliyordu. Duvardaki saatin yelkovanı yürümeye çalışan ihtiyarlar gibi titrerken, akrep kış uykusuna yatmıştı sanki. Nihayet akşam olmuştu. Bahçeye çıktı. Salıncağına oturdu yine. Büyük bir sabırsızlıkla arkadaşını beklemeye başladı. “Ona bugün birşeyler söylemek istiyorum. Onun bana söylemek isteyip de bir türlü söyleyemediğini söylemek istiyorum.” Öyle düşünüyordu. Bir kere daha hak vermişti o çocuğa ne büyük haksızlık ettiğini. Oysa o kaç defa söylemek istediğinde kendisi engel olmuştu. Bak, şimdi kendisi onu söylemek için nasıl sabırsızlıkla bekliyordu... Ama enteresan bir şey oldu... O gece o çocuk gelmedi. Saatler artık uykuya dalmıştı, o hâlâ yoktu... Uyandığında güneş çoktan doğmuştu. Kendisi ise salıncaktaydı... Demek o gece salıncakta sabahlamıştı. Belki o gelecek diye... Ama gelmemişti işte... Bir tuhaf duyguyla salıncaktan sıyrıldı. Onu görmenin özlemiyle evine gitti. Kapıyı açan çocuğun annesiydi. Göz göze geldiler. Annesi ağlamaklı gözlerle kendisine bakıyordu. Konuşamadılar bir müddet. Sonra annesi elinde bir not uzattı: -Bunu sana vermemi istedi. -O mu? -Evet... Bunu iyi okumalıymışsın... Bu da sana yaptığı bestesiymiş... Bu gitarı ve bu da günlüğü. Seninle tanıştıktan sonra günlük tutmaya başlamıştı. Tek bir damla gözyaşı dökmeden evine gitti. Odasına çıktı. Eline gitarı aldı. En yakın zamanda öğrenecekti çalmayı. Kendi kendine söz verdi. Sıra deftere gelmişti. Kapağını kaldırmakta bile tereddüt ediyordu. Bütün gece hiç durmaksızın okudu defteri... Son sayfaya geldiğinde gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı. Olanlara inanmak istemiyordu. Birkaç kan damlası arasında şu cümle yazıyordu: “Sevgini yarına erteleme”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT