BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uhud...

Uhud...

Günlerden cuma...



Günlerden cuma... Uhud’a gelenler var. Medine yolu toz duman... Uhud’a gelenler var. Bir dağılsa da şu hava, Görsek Medine-i Münevvere’den Uhud’a gelenleri. Bir görsek Allah Resulü’nü Ve eroğlu erleri... Bakın göründüler işte; Atının üzerinde evrenin efendisi! Cihanın göz bebeği! Uhud’un sevgilisi! Sağında ve solunda Eshab-ı güzin Önündeyse iki üveyk yürüyor; Biri Sad bin Muaz, Diğeri Sad bin Übade. Allah’ım bu ne edep Atlarının bile başı yerde... Bakın şu iki gence! İkisi de on beşinde... Şu kısa boylu olanı Rafi’ bin Hadic! Parmaklarının ucuna basıyor ki Boyu uzun görünsün! İyi ok attığı söylenince İzin veriyor efendimiz. Diğer gençse Semüre bin Cündüp... Ağlayarak peygamberinin yanına gidiyor. Ya Resulallah! diyor, Rafi’ye izin verdiniz. Bana niye izin yok? Ben Rafi’yi güreşte yeniyorum. Efendimiz tebessüm buyuruyorlar. Ve bu iki ana kuzusuna güreş tutturuyorlar. Semüre Rafi’yi yenince güreşte, Fahr-i kâinat ona da izin veriyor. Günlerden cumartesi... Uhud’a gelenler var. İşte Ayneyn Tepesi -Okçular Tepesi- Başlarında Abdullah bin Cübeyr Sultanı dinliyorlar. Düşmanı yendiğimizi görseniz de Size haber vermedikçe, adam göndermedikçe Yerlerinizden ASLA ayrılmayın! Kuşların cesetlerimizi kapıştıklarını görseniz dahi Ben size adam göndermedikçe Yerlerinizden asla ayrılmayın! İki ordu da hazır... İki ordu da harp nizamında... Ve Uhud’un kalp atışları dışında yeryüzü nefes bile almıyor! Sessizliği bozan Kureyş’in Sancaktarı’dır. Söylediği her söz küfür kokulu... Benimle çarpışmaya er meydanına kim çıkar! Bu bir meydan okumadır. Cevapsa bir çift ayak sesi... Gözler Uhud toprağında yürüyen bu ayaklarda... Kime ait bu adımlar ki bastığı toprak ‘ALLAH’ diyor! Ve Esedullah namıyla Hazreti Ali yürüyor. Birkaç saniye, bir tek hamle... ALLAH’ın Arslanı dimdik ayakta Kureyş’in sancağı ise yerde... Ardından bir başkası yükseltiyor sancağı Ama bilmiyor ki bu defa kim var Uhud meydanında Gökyüzünde yıldırımlar Yeryüzünde Hamza var. Asıl şimdi başladı Uhud’un türküsü. Tam üç katı düşmanla Peygamber ordusu Göz göze ve diş dişe. Uhud’da yiğitler var. İşte: Ebu Lücane... Kılıcın üzerinde bir yazı “Korkaklıkta ar İlerlemekte şeref var!” İşte: Musab bin Umeyr... Zırhını giyinince Nasıl da Peygamber’e benziyor. Ve döne döne savaşan Hazreti Hamza... Ben Allah’ın Arslanı’yım diyor! Ebu Katade’ye bakın. Bakın bir ok fırlıyor müşrik yayından Bir havayı yara yara geliyor. Hedefte Resulullah var. İşte: Ebu Katade... Okun Fahr-i Kainat’a doğru gittiğini görünce ALLAH’ı (C.C.) andı önce Ve uzattı başını! Ok Katade’nin gözüne saplandı. Uhud’da yiğitler var... Şirk ordusunu bozguna uğratan... Ömer bin Hattab’a bakın Gözleri çakmak çakmak... Ama telaş var yüzünde Hazreti Ömer’in Bu ne hal ey Ömer... Düşman hüsran yaşarken Zafer kazanılmışken Bu ne hal ey Koca Ömer! Niçin okçular tepesine bakıyorsun? Neler oluyor orada? Niye iniyor okçular Ayneyn Tepesi’nden? Allah Resulü haber vermeden niye iniyorlar? Ey Abdullah bin Cübeyr! Durdursana okçuları! Durun, Allah aşkına durun! Arkanızdan düşman geliyor, inmeyin yerinizden. Sahabe sendeliyor inmeyin yerinizden. Kâinat yalvarıyor inmeyin! Sultanlar Sultanı’nı incitecekler, inmeyin! Peygamber ordusu iki ateş arasında... Efendimizin etrafında on beş sahabe... Bakın, mübarek elleri Resulullah’ın Yüzüne kapanıyor! Kâinatın affı için semaya kalkan eller Şimdi kan içinde! Yetiş Ey Ebu Ubeyde! Nur saçan yüz kan içinde! Zaman donuyor sanki, Ve dudaklarının arasından bir şey düşüyor. Kıpkırmızı bir yakut gibi Peygamberin mübarek dişi! Uhud Dağı’nı bir titreme alıyor. Zaman donuyor sanki, Ve gökler yırtılıyor! Uhud Dağı’nı bir titreme alıyor! Kimse Uhud’a ilişmesin. Çünkü bir ses geliyor altı yerden! Muhammed’in dişi yere düşmesin! Ve Cibril-i Emin yaratıldığı günden beri, En hızlı inişiyle iniyor! Çünkü altı yönden bir ses geliyor! Yere düşmesin Muhammed’in dişi! Kara bulutlar çöktü Uhud’a! Bir ses ortalığı velveleye verdi: Muhammed öldürüldü! Muhammed öldürüldü! ‘Eğer O öldürüldüyse ben niye yaşıyorum!’ Diyen Enes bin Nad atıdı küfrün alevleri arasına! Artık yaşlı gözler ‘Sevgili’yi arıyor. Kab bin Malik’in sesi duyuldu: ‘Resuluh yaşıyor, Allah’ın Resulü yaşıyor, Onu miğferinin arasından ışıl ışıl parlayan gözlerinden tanıdım. Habibullah yaşıyor. Onu şefkat dolu gözlerinden tanıdım.’ Eshab-ı güzinin sevincine bir bakın! Uhud’un sevincine bir bakın! Hazreti Hamza duydu ya bu yeter! Resulullah yaşıyor ya bu yeter! Yine daldı Hamza Kureyş’in dalgalarına! Ama savaşırken bir ara sendeledi Hamza. Ve boşlukta bir mızrak belirdi. Ey Hamza! Uhud’u her anışımızda kaç mü’min girmek ister mızrakla senin arana? Kaç mü’min keşke ben öleydim, keşke mızrak benim sineme saplansaydı der? Ama ‘Şehidlerin Seyyidi’ sensin! ‘Şehidlerin Efendisi’ sensin! Uhud’da şehidler var... Şehidlerin Seyyidi Hamza var Uhud’da! Resul-i Zişan’ın gözlerinden boşalan yaş, Hamza’yı yıkar gibiydi! Fahr-i Kainat hiç bu kadar elem duymamıştı! Hiç bu kadar üzülmemişti! Ve amcasına hiç böyle seslenmemişti: ‘Ey Resulullah’ın amcası Hamza; Ey Allah’ın ve Resulü’nün Arslanı Hamza; Ey hayırlar işleyen Hamza; Ey Resulullah’a koruyucu olan Hamza; Allah sana rahmet etsin! Eğer senden sonra yas tutmak gerekseydi; Sevinmeyi bırakıp sana yas tutardım!’ Ve bir âyet yankılanıyor Ahzab dağında: (Bismillahirrahmanirrahim-Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla!) ‘Mü’minlerden öyle yiğitler vardır ki, Onlar Allah’a verdikleri sözde sadakat gösterdiler. Onlardan bazıları şehid oluncaya kadar Çarpışacağına dair yaptığı adağını yerine getirdi. Kimisi de şehid olmayı bekliyor. Onlar verdikleri sözü asla değiştirmediler...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT