BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Der Spiegel’in gafı

Der Spiegel’in gafı

“Akşam saat yedi buçukta, ana haber bültenine başlarken Martial Senfoniye benzer, Yıldız Savaşları’nın müziğine benzer bir melodiyle gürler. Kırk yaşlarındaki sunucu hep şok haberler vermek iddiasındadır. Karayolunda şok, seks şoku, Hizbullah şoku ve haberine göre diğer şoklar..”



“Akşam saat yedi buçukta, ana haber bültenine başlarken Martial Senfoniye benzer, Yıldız Savaşları’nın müziğine benzer bir melodiyle gürler. Kırk yaşlarındaki sunucu hep şok haberler vermek iddiasındadır. Karayolunda şok, seks şoku, Hizbullah şoku ve haberine göre diğer şoklar..” Yukarıdaki ifade, genelde ciddiyeti ile tanıdığımız, zaman zaman da, yani canımızı sıkan haberler verdiği vakitler de önemsiz diye nitelediğimiz ünlü Alman haber dergisi Der Spiegel’in son sayısından alındı. Tanımlamanın isim verilmeyen bölümünü iktibas etsek de anladığınız gibi, ünlü habercimiz Reha Muhtar’dan söz etmekte Alman dergisi. Neden böyle bir işe soyundular derseniz. Kavga biraz eskiye dayanıyor. Hatırlanacağı gibi, geçtiğimiz aylarda dergi, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in temsili bir fotoğrafını basma ferasetsizliğini göstermiş ve özellikle Avrupa’da yaşayan Müslümanların büyük tepkisini çekmişti. Bir günlük gazetemizde de Spiegel’in bu densizliği haber olarak yerini alınca, Show TV’nin haber müdürü Reha Muhtar, olayın üzerine atlayarak haklı bir tepki göstermişti. Hatta sadece tepki göstermekle kalmamış, insanlarımızı Almanlara tepki göstermeye de çağırmıştı. Muhtar’ın üslubuna alışık olmayan Almanlar, onun “alçaklık-büyük terbiyesizlik” tanımlamalarından meğer epey rahatsız olmuşlar ki, 21 Şubat tarihli dergilerinde, Muhtar’ı boy hedefi yaptılar. Bir tam sayfalarını bu kan davasına ayıran Almanlar, malzeme bulmakta da zorlanmamışlar haliyle. Buna rağmen Almanlar, karşılarında, güçlü bir rakipleri olduğunu da kabul ediyorlar. Spiegel “Bu güçlü TV prensi ile kolay kolay kimse tartışmaya giremez. Hatta avukatlar bile bundan çekinir” diye yazıyor. Alman dergisinin Reha Muhtar’la ilgili haberi, grubun gazetesi Akşam tarafından “Der Spiegel’in patavatsızlığı” başlığı ile haberleştirildi. Ve haberin sonunda da, kavganın bitmediği ve devam edeceği belirtilerek “Der Spiegel’in bu patavatsızlığına Muhtar’ın en kısa zamanda misliyle cevap vermesi bekleniyor” diye yazıldı. Ve cevap da gecikmedi. Muhtar, Der Spiegel’in densizliğini haber bültenine taşıdı ve olayın kendisi ile ilgili bölümünü bir kenara bırakıp, dinimize saygısızlık unsurunu ön plana çıkararak kavgasını kamuoyuna maletti. Muhtar, yayınladığı faks ve telefon numaraları ile inananların Almanları protesto etmesini istedi. Yani görünen, Almanların ve Der Spiegel’in başı fena halde dertte. Muhtar ayrıca, üzerine basa basa, en ünlü Alman avukatlar aracılığı ile dergi ile Alman Mahkemeleri önünde hesaplaşacağının mesajını da verdi. Evet buraya kadar olan bölüm işin magazini. Olayın gerçeğinde ise Almanların geleneksel İslam ve Türk düşmanlığının yattığı belli oluyor. Aslında Reha Muhtar’ın karizmatik kişiliğini hedef alıyor görünse de, Der Spiegel’in ana hedefinin Müslümanlar ve Türkler olduğu gözden kaçmıyor. Dergi, malum yazısının başlığını da “Şovla cihat” diye atarak bu görüşünü açıkça dile getirmekten çekinmemiş. Yazının içeriği de, gösterilmeye çalışıldığı gibi, ilginç bir sunucu ile istihzadan çok, daha önce gerçekleştirilen densizliğin bir tekrarı aslında. Dinsizin hakkından imansız gelir, fehvasınca, pek çok insanın diline düşmekten çekindiği, Reha Muhtar’a çatan Alman dergisinin işi epey zor görünüyor. Büyük ihtimalle Muhtar kendince Der Spiegel’in de dersini verecektir. Bu arada inançlarına saygısızlık gösterilen inançlı kesimin tavrının Almanları ne kadar etkileyeceği de önemli. Kulisten kaleme... Neler olup bittiği konusunda bu köşede fısıltılara da rağbet etmeye başlayınca, Karikatürist ressam dostumuz Yurdagün Göker’in diline fena düştük. Sabahları selamla birlikte “n’aber dedikoducu” demeye başladı. Bu nedenle bu hafta, dedikodu sayılabilecek konulardan biraz uzak duracağız. BİLA YAZIYOR Milliyet’ten ayrıldıktan sonra NTV televizyonunda bülten koordinatörlüğüne başlayan Hikmet Bila, Cumhuriyetten gelen teklifi kabul ederek gazetede de yazmaya başladı. HABER PEŞİNDE... Samanyolu televizyonunun kameramanlarından Osman Özküçük’ün görev esnasında kalbine yenik düşerek can vermesi ise geçen haftanın üzücü olaylarından biriydi. HAYIRLI OLSUN Doğan Grubu tarafından satın alınan Turkish Daily News gazetesinin Haber Koordinatörlüğü’ne Zaman gazetesinin eski Haber Müdürü Bülent Keneş’in getirildiği öğrenildi. KANAL 6 ‘CAN’ LADI Kanal 6’nın haber dairesinin başına Can Okanar getirildi. Okanar ayrıca “Asıl mesele” adında bir de program sunacak. Kanala geri dönenlerden biri de deneyimli sunucu Mesut Mertcan oldu. BILD’İN HATASI Hafta içinde büyük gazetelerimizin ilk sayfalarını süsleyen bir haberin beyliği ise bir gün sürdü. NASA’nın uzayda seks deneyleri gerçekleştirdiği yolundaki haberin uydurma, ya da mesleki dille asparagas olduğu anlaşılınca, herkes kendini oyuna gelmiş hissetti. Asıl tongaya basan ise Alman Bild Gazetesi oldu. Gazete, haberi vermekle kalmamış, bir de pozisyon grafikleri ile desteklemişti. Önce kadınız sonra gazeteci Aktüel Dergisi’nin kadın gazeteciler arasında yaptığı bir araştırma, onların röportaj yaptıkları kişilerden etkilendiklerini ortaya çıkarmış. Mesela Seda Güler, Çetin Altan ile ropörtaj yaparken pek heyecanlanmış. Aynı şekilde Tarık Akan’la söyleşirken de kalbi deli deli çarpmış. Dergi, kadın gazetecilere, kendilerini heyecanlandıran erkekleri de sorarak, bir anlamda bir de liste oluşturmuş. Bu arada Ayşe Arman’ı en çok etkileyen de meğerse Mümtaz Soysal hoca imiş. Bir gazetemiz ise araştırmayı “Önce kadınım, sonra gazeteciyim” diye iktibas etmiş. SABAH YİNE Mİ TAŞINIYOR? Akit gazetesinde yer alan iddialara göre bir süre önce Nişantaşı’na taşınan Sabah Gazetesi, Şişli Terakki Lisesi binasına taşınmaya hazırlanıyormuş. Habere göre lisenin mütevelli heyeti önümüzdeki günlerde toplanıp kirayı tesbit edecekmiş. ABD’de başarılı bir kalp ameliyatı geçiren Güneri Cıvaoğlu geçtiğimiz hafta Türkiye’ye döndü ve çiçeklerle karşılandı. CANLI YAYINDAN KAÇIŞ TRT televizyonunda, genel müdür Yücel Yener’in talimatı ile canlı yayınlar kaldırıldı. Canlı yayınına son verilen kimi programların ayrıca denetime de alınacağının açıklanması üzerine TRT programcıları arasında huzursuzluk başladığı ileri sürülüyor. Genel Müdür uygulamayı: “Dünya bant yayınına geçiyor. Artık tüm programlar zamanında yayınlanacak” diye savunuyor. Basın Provokatörünün İtirafları Bu ilginç haberi Kuvayı Medya dergisinden aparttık. Günlük gazetelerde de çıkıp çıkmadığını bilemiyoruz. Ama çetelerle, mafyalarla uğraşırken bazı farklı oluşumları da gözden kaçırıyormuşuz meğer. Kuva’daki habere göre: Gazeteci-yazar Uğur Mumcu cinayetinin tek tutuklu sanığı Abdullah Argun Çetin, suikastla hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirterek, kendisinin bir birim tarafından ‘basın provokatörü’ olarak görevlendirildiğini bildirmiş... Ankara 1 Nolu DGM’de görülen davanın geçen haftaki duruşmasında Çetin bu birimin devlet ya da çeteyle ilgisinin olmadığını belirterek “Verdiğim ifadelerde çelişkiler olduğunun farkındayım. Benim, Uğur Mumcu suikastıyla hiçbir ilgim yok. Bu suikastı gerçekleştiren kişileri de tanımam. Benim bir görevim var. Bunun adına ‘basın provokatörlüğü’ deniliyor. Birileri bana bazı bilgileri verir. Ben de bu bilgileri gazetecilere iletirim. Uğur Mumcu olayında da böyle oldu. Mumcu Komisyonu’na ve gazetecilere, olayla ilgili bana iletilenleri anlattım. Bana bu görevi veren çeteler değildi. Bu görev devletin resmi işi de değil. Beni görevlendiren birimi açıklamam için gizli duruşma yapılmasını istiyorum. Çünkü hayati tehlike söz konusu” diye konuşmuş. Yine ileri sürüldüğüne göre bunun üzerine Mahkeme heyeti, gizli duruşma yapılmasına karar vererek duruşma salonunu boşaltmış ve Çetin gizli duruşmada Mumcu suikastinde kendisini basını provoke etmekle görevlendiren birimi açıklamış. Mahkeme daha sonra alınan gizli ifadenin yayınlanmaması için ‘medyaya yayın yasağı’ kararı vermiş. Ne dersiniz ilginç değil mi? Haftanın incisi: Cumhurbaşkanı KİM OLACAK? -Demirel de, Yılmaz da olmayacak. Müesses nizamın çok büyük etkisi olacak. -Kim bu müesses nizam? -Asker-sivil bürokratlar. -Peki kim olacak? ABD kimi istiyor? -ABD kimi istediğini değil, kimi istemediğini söyler. Mesela Mavi Akım’dan dolayı Mesut Yılmaz’ı kara listeye aldı. -Peki kim olabilir o zaman -Doğan Güreş Paşa’nın, Kıvrıkoğlu Paşa ile arası iyi, düşünülebilir. Sümer Oral neden olmasın!. Yukarıdaki cevaplar “Türkiye’nin en pahalı aklı” diye tanıtılan Verso Araştırma şirketinin sahibi Erhan Göksel’e ait. Ve Tempo tarafından yapılan söyleşiden alındı.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT