BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Dinin hedefi insandır...

Dinin hedefi insandır...

Tarih boyunca, dinin gerçek temsilcileri hiçbir zaman tehlike olmamışlar. Tam tersine, insanlığın karşı karşıya geldiği tehlikelerde çıkış yolunu göstermişler. Çünkü dinin hedefi insandır...



Dünyada herkes, kendine göre bir inanca sahiptir. Çünkü, insanlar -doğru veya yanlış- bir şeye inanma ihtiyacı duyarlar. İnandığı şeyin doğruluğu nisbetinde de rahatlarlar... “BU, ÖYLE BİR GURBET Kİ!..” Normal bir insan, her zaman bu arayışın içinde olur. Bunun için, doğru bir inanca sahip olmayan kimseler, kendilerini ne kadar saklasalar da hepsi ruhi sıkıntı içindedirler. Çünkü, yaratılışlarına ters hareket etmektedirler. Avrupalı birçok fikir adamının “Dindarlık büyük bir saadettir. Fakat ben bu saadete kavuşamadım” dediği gibi, bizdeki Batı hayranı Tevfik Fikret de, Müslümanlık ile ve iman sahibi olmakla alay ettiği halde bir şiirinde imanlı olmak ihtiyacını da bildirmiştir: “Bu yalnızlık, bu bir gurbet ki, benzer gurbet-i kabre/İnanmak! İşte ağuş-i ruhani, o gurbette.” (Yalnızlık, ayrılık öyle zor bir şeydir ki, kabirdeki kimsenin haline benzer. İşte, İnanmak, manevi kucağa kavuşmak gibi, insanı bu yalnızlıktan, gurbetten, ayrılıktan kurtarır. Huzura, rahata kavuşturur) demektedir... Şimdiye kadar, ateistlerin sözde “ilericilerin” yaptıkları dinsizlik propagandası, Allaha inanmamak şeklinde idi. Mesela, “İş, Allahın varlığındadır. Allah varsa, bütün din bilgilerine hemen inanırım” diyenler çoktu. ESKİYE BAĞLANIP KALMAK... Son zamanlarda teknolojide atılan yeni adımlar ve hele atom üzerindeki ve radyoaktivite ve madde ile enerji üzerindeki incelemeler karşısında, Yaratıcının varlığı inkâr edilememekte. Fakat, “herkes Allahına dilediği gibi ibadet eder. Allah ile kul arasında akıldan başka bir aracı olamaz” denilmektedir. Halbuki ahirete inanan bir kimsenin, Peygamberlere de inanması lazım gelir. Ahiretteki nimetlerin ve azabların bilgisini akla bırakmak, büyük bir adaletsizlik olur. İslamiyet, sadece Muhammed aleyhisselama değil, peygamberlerin hepsine inanılmasını emretmektedir. Hükümet, bir yere vali gönderip, o memleketi idare ettikten sonra, bu valiyi değiştirerek yeni bir vali gönderdiği zaman, bazı kimseler, “biz eski valinin sözünden çıkmayız, yeni valinin getirdiği emirleri dinlemeyiz” deseler hiç olur mu? Birincisini kabul eden, sonrakileri de kabul etmek zorundadır. Bu yanlış inançlar, ilmi bir inceleme neticesi olmayıp, hep eskiye bağlanıp kalmak ve yeniyi, yeni geldiği için kabul etmemekten başka bir şey değildir. Bu akla da mantığa da terstir. Tarihçi Thomas Caryle, gayesiz bir insanı dümensiz bir gemiye benzetir. Dümensiz gemi, açık denizde dönüp durur, ama bir türlü hedefe varamaz. Sonunda, ya bir kayaya çarpıp helak olur veya azgın dalgalara teslim olarak denizin dibini boylar. İnsanın ilerlemesini engelleyen önemli faktörlerden biri de hedefsizliktir. Zaten insanı insan yapan, diğer yaratıklardan ayıran da bu özelliğidir. DÜNYA VE AHİRET SAADETİ Din insanın dümenidir. Bu dümene sahip olan dünyada da ahirette de rahat eder. Her konuda olduğu gibi dini konuda da istismar olabilir. Aslında hiçbir samimi Müslüman dini ne ticarete, ne siyasete alet eder. Bunlara bakarak karar vermek, pireye kızıp yorgan yakmaya benzer. Tarih boyunca, dinin gerçek temsilcileri hiçbir zaman tehlike olmamışlar. Tam tersine, insanlığın karşı karşıya geldiği tehlikelerde çıkış yolunu göstermişler. Çünkü dinin hedefi insandır; özünde insana sevgi var, saygı var; huzur var, mutluluk var. Başkasının hakkını, hukukunu korumak, kendin için istemediğini başkası için istememek var. Kim istemez bunları? Herkesin arzu ettiği şeyler bunlar. İnanca karşı gelen kimseler dini tanımayan kimselerdir. Bu da yanlış tanıtımdan ileri geldi. Tanıtımı doğru olarak yapabildiğimiz takdirde herkes dine ilgi duyar, en azından karşı olmaz, saygılı olur...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT