BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > "Türkiye'de kur riski ciddi sorun"

"Türkiye'de kur riski ciddi sorun"

JCR Eurasia Rating Başkanı Orhan Ökmen, Merkez Bankası'nın faiz indirimi ve karşılıklara ilişkin düzenlemeleri gecikmiş bir önlem olmakla birlikte, Türkiye Ekonomisini negatif küresel gelişmelerden koruma ihtimalini JCR Eurasia Rating olarak hayli yüksek gördüklerini söyledi...



Ökmen yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi: "Zira, gelişmiş ekonomilerde, paranın dolaşım hızının düşük olması nedeniyle genişletici para politikalarıyla ortaya çıkan likidite, uluslararası piyasalardaki tahvil fiyatlarında olağan üstü şişme meydana getirmiş durumdadır. Tahvil fiyatlarının ulaştığı seviye ciddi iflas riskleri içermektedir. Ayrıca 2011 yılı içerisinde pek çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkenin hazine bono ve tahvillerinin vadelerinin doluyor olması yüklü kamu finansman ihtiyacı yaratacak, borçlanma maliyetlerinin tekrar artmasına ve küresel toparlanmanın bir kere daha sekteye uğramasına sebep olabilecektir. Bu iki gelişmeye bağlı olarak, küresel ekonomilerde faizlerin uzun süre hep düşük kalacağı yönündeki beklentiler aşırı iyimserliktir. Türkiye'ye ve gelişmekte olan ülkelere yönelik artan küresel sermaye akımlarının esas nedeni, gelişmekte olan ülkelere ilişkin risk algılarının düşmesi veya iyileşmesi değil, tam aksine yüksek risk alarak faiz-kur-spekülatif kazanç üçgeninde daha yüksek getiri beklentileridir. Gelişmekte olan ülkelerin 2010 yılında paralarının değerlenmesine, yüksek büyüme sağlamalarına tamamen artan küresel sermaye akımları sebep olmaktadır. Bu ülkelerin paralarının değerinin düşmesi de, ekonomilerinin tekrar küçülmeye başlaması da gelişmiş ülkelerin parasal genişleme politikalarını terk etmesine, durdurulmasına ve küresel sermayenin tekrar geri gitmesine bağlı olacaktır. 2010 yılında Türkiye'deki bütçe performansına ve kamunun borçlanma gereksiniminin fazla artmamasına küresel sermaye akımları yardımcı olmaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin dolaylı vergilere dayalı sisteminde 2010 yılında sağlanan vergi gelirlerindeki artışın da son tahlilde sebebi küresel sermaye akımlarıdır. Harcamalar üzerinde etkili olan iç talepteki artışın esas kaynağı Türkiye'ye gelen portföy yatırımlarıdır. Türkiye açısından gelinen bu aşamada aynı anda hem sermaye akımlarının verdiği tahribatı durdurmak hem de şu ana kadar sağladığı avantajları korumak oldukça zor hale gelmiştir. Uluslararası sermaye akımları, iç talebi çeşitli kanallarla, örneğin kredi kanalıyla körükleyerek enflasyon üzerinde yarattığı baskıyı, diğer taraftan değerlenmesine sebep olduğu yerel para üzerinden hafifleterek enflasyonist etkiyi kısa süreliğine dengelemiş gibi gözükse de uzun vadede enflasyon üretmesi kaçınılmazdır. Türkiye açısından uzun vadede enflasyonist baskıların başlamasının olasılığı az değildir. Kur riski ve öz kaynak yetersizliği reel sektörün hala en ciddi sorunlarıdır. Firmaların bilançolarına yansıyan karlılık rakamları da küresel sermayenin yarattığı bir durumdur. Reel sektörün 2010 yılında artan borçluluk oranlarına rağmen, karlılık rasyolarının düzelmesinin ardında yatan en önemli neden, genel olarak satış gelirleri artmış olsa bile Türk parasının değerlenmesi suretiyle kur giderlerinin ve dolayısıyla finansman giderlerinin azalmış olmasıdır. Oysa reel sektörün öz kaynaklarına göre yabancı para açık pozisyon tutarı takriben % 21 oranında olup, karlılık ve borç ödeme yönünde hala en önemli risk kaynağıdır. Özellikle 2011 de düşük kurdan sağlanan finansman avantajının devam ettirilme olasılığı oldukça düşüktür. Faiz oranlarının mevcut seviyesi göz önüne alındığında, Munzam Karşılıklarda uzun vadeli mevduata sağlanan cüzi avantaja dayanarak, mudileri uzun vadeye yönlendirecek şekilde teşvikli faiz farklılaştırmasına gidilmesi kısa vadede bankalardan beklenemez. Ancak uzun vadede, 6 ay, 1 yıl ve 1 yıldan daha uzun vadeli mevduatların karşılık oranlarının sırasıyla birer puan daha düşük olarak tespit edilmiş olması, bankalar açısından, mudilerinin bir ya da üç aydan daha uzun vadelere kaymalarını teşvik edecek kadar yüksek faiz önermeye itecek bir durumun oluşması da faizlerin görünümünü yukarı yöne itecektir. Munzam Karşılıkları yoluyla hem uzun vadeli kaynağı teşvik etmek hem de kredi kanalının akışkanlığını artırmamak için likidite koşullarını daraltmak gibi iki sonuç amaçlanmıştır. Bu iki sonuç aynı araçla sağlanamaz. İçinde bulunulan ekonomik koşullarda, fiyat istikrarını ve finansal istikrarı etkileyen faktörler tamamen ayrışmış, farklılaşmış ve hatta birbirleriyle eskisine göre daha çelişkili hale gelmiştir. Munzam Karşılıklara ilişkin düzenlemelerin, şu anda Bankacılık sistemindeki yerel mudilerin kısa vadeye yönelik tercihlerini değiştirmesi oldukça zor görünüyor. Ancak, zorunlu karşılık oranlarının, sadece kısa vadeli sermaye akımları için yükseltilmesi çok daha fazla sonuç alıcı olabilir. Zira zorunlu karşılıkların genelde artırılmasıyla bankacılık kesiminden çekilecek cüzi likidite, mevcut haliyle kredi kanalını önemli ölçüde etkileyemeyecektir. Çünkü zorunlu karşılıklardaki mevcut artışın aracılık hizmetlerine yansıtacağı maliyet oldukça önemsiz miktardadır. Daha uzun vadeli fonlamayı teşvik için, 6 aylık vadelerden sonraki dilimler için munzam karşılıkların sıfıra kadar çekilmesi ve ayrıca farklı para birimlerine göre de zorunlu karşılıkların farklılaştırılması gerekirdi. Türkiye'de 135 milyar dolar civarına ulaşmış uluslar arası sermaye stokunun Türkiye'den elde etmeyi umduğu getirinin cazibesini topyekûn azaltacak nihai silah TÜFE ve ÜFE bazlı endekslere göre son birkaç yıldır hep değerli kalan ve sadece 2010 yılında yaklaşık % 12 civarında değerlenmiş olan Türk Lirasının değerinin, ani sermaye çıkışlarına yol açmadan, kademeli olarak düşürülmesidir. Bu sonucun oluşması zaten kaçınılmaz olduğuna göre, piyasadan önce sıkılaştırıcı para politikalarıyla kontrollü bir şekilde yapılması tahribatın seviyesini azaltacaktır. TCMB'nın yapmaya çalıştığı da budur."
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT