BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > O saatte yola çıkmayacaktık!..

O saatte yola çıkmayacaktık!..

“Yaklaşık on yıldır Fransa’dayım. Ben de o olaydan beridir, Fransa’da bile olsam her cuma vakti geldiğinde babamın o sözünü hatırlarım. Her cuma babamın yıllar önce söylediği o pervasız söz aklıma gelir. Burnumun direği sızlar...”



-Haydi vakitlice çıkmamız lazım. Yolumuz bir hayli uzun. -Abdullah Ağa, haydi, cumaya az kaldı. -Eee? -Diyorum ki cumayı kılıp öyle çıkalım. Babam diyor ki ortağına: -Şimdi yola çıkmaya niyetlendik. Ne yapsın küçük ortak? Bir iki kere daha ricada bulunacak gibi oluyor ama babam kafasına koymuş bir kere... Bir an önce yola çıkacak... Babam halı tüccarı idi. O gün sabahın erken saatinde halıları kamyonete yüklemeye başlıyorlar. Saat 10:00 gibi yola çıkmaya niyetliler. Ama iş biraz uzayınca vakit öğleye sarkıyor. Cuma vakti yaklaşıyor. İstikametleri galiba Nevşehir, Kırşehir, Yozgat havalisine siparişlerini götürmek. Babam kafasını siparişleri yetiştirmeye taktı ya, gözü hiçbir şeyi görmüyor. Normal zamanda asla itiraz etmeyeceği bu isteği de o an için kabul etmiyor: -Şu an bekleyemeyiz. Gideceğiz... Ne yapsın ortak, boyun büküyor. Çıkıyorlar yola... Bir saat ya geçiyor ya geçmiyor... Hiç akılda hesapta olmayan bir şey geliyor başlarına... Ana yolda Kayseri’ye gelmekte olan bir TIR ile kafa kafaya geliyorlar. Direksiyonu kırıyor babam ama kamyoneti TIR’ın altından kurtarmaya yetmiyor çabası... Koca TIR’ın altında araba karton kutu gibi tangır tungur sürükleniyor... Metrelerce... Ne halı kalıyor arabada ne kamyonetten geriye kullanılacak bir araba... Ortalık ana baba günü... Çevreden gelen araçlar birer ikişer kaza mahalline toplanıyor... Şoför öldü diyorlar. Yanındaki yolcunun bir şeyi yok... Yani babamın ortağı o feci kazadan yara almadan kurtuluyor. Ama babam komada... Öldü sanıyorlar ama neden sonra gelen ambulanstaki yetkililer ölmediğini fark edince babamı hızlı bir şekilde Kayseri’ye naklediyorlar... Haberi aldığımızda ayaklarımızın bağı çözüldü. Babam kesin öldü de bizden saklıyorlar dedik. Baktık ki hastanede gerçekten. Gerçekten yoğun bakımda... -Doktor Bey, yaşayacak mı, bir ümit var mı? -Biz elimizden geleni yaptık. Bundan sonrasını, Allah bilir. Hem beyin hasarı, hem kol bacak kaburga ne varsa haşat durumda... Yaşar mı yaşamaz mı bilemiyoruz. Ama yaşarsa geri kalan hayatını sağlam mı geçirecek sakat mı? Onu da bilemiyoruz... Artık hastane yoğun bakım servisi yeni adresimiz. Bir gün böyle beş gün böyle... Babamda hiçbir değişiklik yok... Bu şekilde babam tam bir ay boyunca yoğun bakımda kaldı... Öldürmeyen Allah öldürmüyor derler. Bir ayın sonunda yoğun bakımdan çıkartıldı. Ama daha iyileşme süreci vardı... Ne kadar sürecekti? Babamı tam altı ay daha hastanede ziyaret ettik. Bir ay komada olmak üzere tam yedi ay boyunca hastanede kaldı... Bu sürede dükkanı küçük ortak yürütmeye çalıştı ama siparişlerde de tahsilatta da hayli bir sıkıntı baş gösterdi. Çünkü babam tüccar, ortağı bir bakıma çırağıydı... Babam hastanede artık taburcu olacağı günleri bekliyordu. Ama bir ayağı eskisi gibi sağlıklı değildi. Uzunca bir süre belki ömür boyu koltuk değneğiyle gezmek zorunda kalacaktı... Ama babam diyordu ki: -O gün, o saatte yola çıkmayacaktım... Tamah ettim etmeyecektim. Yine Allah’ın sevgili kuluymuşum ki cezamı dünyada verdi... Bir daha mı? Cuma vakti asla... Hakikaten babam o günden sonra vefat ettiği güne kadar cuma vaktine özellikle çok ama çok dikkat etti... Yaklaşık on yıldır Fransa’dayım. Ben de o olaydan beridir, Fransa’da bile olsam her cuma vakti geldiğinde babamın o sözünü hatırlarım. Her cuma babamın yıllar önce söylediği o pervasız söz aklıma gelir. Burnumun direği sızlar... Cuma vakti nerede olursam olayım, bir cami arar bulurum. Halil İbrahim Şahin-Fransa Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT