BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Su yok mu anne? (Hova ya macuktu?)

Su yok mu anne? (Hova ya macuktu?)

Kenya’daki Somali kampında açlıktan bir deri bir kemik kalmış çocukların yardım çığlığı yürekleri dağlıyor



ÖZEL HABER > Osman Sağırlı KENYA’DAKi SOMALi KAMPI’NDA Her gün çocuk ölümlerinin yaşandığı kampta, anneler yavrularının hayatta kalması için büyük mücadele veriyor. ‘Anne anne açım’ nidalarının biran olsun dinmediği bölgede, susuzluk ve açlık karşısında ailesine yalvaran çocuklar insanın sözü gırtlağında düğümlüyor. Çaresizlik içindeki anneler ise yardım edemedikleri yavrularına sadece sarılmakla yetiniyor. DADAAB Kampta bir gün daha bitmek üzere... Gün boyu kömür yüzlü, boncuk gözlü çocukları kasıp kavuran güneş ufuk çizgisinden kaybolurken bile kızgın...Kamptaki gönüllü müezzinlerin yanık sesleriyle okudukları ezan iftarın habercisi. İstanbul’da komşulardan duyulan çatal, kaşık gürültülerinden eser yok. Yanıbaşımızdaki derme çatma çadırdan ağlamaklı bir çocuk sesi sürekli Hoyo hoyo vanba hana hoy (anne anne açım anne) diye feryat ediyor. Ardından annenin hıçkırıkları. Lokmalar boğazımıza düğümleniyor. İHH’daki arkadaşların çoğu ahdediyor. Bu gece sahur yemeği yemeyeceğiz. BU ELİ TUTUN İmsak vaktinden sonra kimsenin gözünü uyku tutmuyor. Herkes bayrama hazırlanan çocuklar gibi sabah gelecek kamyonu bekliyor. Ve kamyon kapıda. Hagadere kampında bin aileye dağıtılması planlanan yardım o çocuğun çadırından başlıyor. Yardım dağıtılacak alana girer girmez etrafımız bir anda yüzlerce kişi tarafından sarılıyor. Gözler kamyona kilitlenmiş durumda. Tel örgülü bir kapı açılıyor kamyonun park etmesiyle kapı tekrar kapanıyor. Umudunu kaybeden yüzlerce el tel örgülerin küçücük deliklerinden yol bulup içeri uzanıyor. Alanda tek tek sıraya girmiş imsak vaktinden itibaren bizim gibi bu anı bekleyen insanların gözleri parlıyor. “Türkiii Türkii Esselamün aleyküm” nidaları yükseliyor. Hurma, pirinç, süt, yağ, şeker,un, tuz, meyve suyundan oluşan erzaklar garibanlara bir bir dağıtılıyor. ÖMER ÖLÜYOR Akşam üzeri Uluslararası Doktorlar Birliği’nin (AID) 8 kişilik ekibi daha kampa ulaşıyor. Sabah erkenden İFO kampında yapılacak sağlık taramasının planlaması yapılıyor. Kampın ortasına kurulan çadırın etrafı bir anda çocuğunu kapan gelen annelerle çevriliyor. Bir anne çarşafını kaldırıp koltuğunun altından cılız bir çocuğu masanın üzerine bırakıyor. Çaresiz gözlerle çocuğunu izlemeye başlıyor. Zeynep hemşire çocuğu masanın üzerinden alıyor avuçlarının içinde kaybolan, kemik yığınına dönen üç aylık bebeği titreyen elleriyle Çocuk doktoru Ali Alkan’a teslim ediyor. Doktor Ali bey çocuğu inceden muayene ediyor. Teşhis, “Ömer bebek susuz kalmış, hasteneye gönderilip serum bağlanmazsa her an ölebilir!” ÇOCUKLARDAKİ EDEBE BAK Sıradaki tesettürlü küçücük kızlar bir ara gözüme takılıyor. Sıra ilerledikçe bazıları geri geri gidiyor. Muayeneye girenlerin mahcubiyetleri ise hastalıklarının önüne geçiyor. Bir ara koşarak doktorların bulunduğu alan gelen bir adam yalvararak bir doktoru çocuklarının yanına götürmek istiyor. Ekip şefi ve AID Genel Başkanı Dr. Mevlüt Yurtseven, “Ne istiyorlarsa yapın” diyor. Doktorlar Halil İbrahim ve Ali Alkan o çadırlara yöneliyor. Çadırda biri yerde biri yatak üzerinde iki çocuk... Biri 10 diğeri 6 yaşında.. Başlarında bekleyen annelerinin gözü hangi çocuğu inlerse ona yöneliyor. Onlar da Ömer bebeğin hastalığından... Açlık, susuzluk... Doktor onlar içinde aynı reçeteyi yazıyor. Ya hastane ya ölüm.. Çadırlar yine bir günü alıp götürüyor. Ne yazık ki gece bütün karanlığına ve sessizliğine rağmen Somalili çocukların Van dima na ya (su yok mu anne), ebo, hoya (anne, baba) feryatlarını gizleyemiyor. Çocuklar, açlık ve susuzluk karşısında çareyi annelerine sığınmakta buluyor.
Reklamı Geç
KAPAT