BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Huzur veren dersler

Huzur veren dersler

Padişahlar, ramazan ayında ulemadan ileri gelenleri saraya davet ederler, “Huzur dersleri” adı altında ilmî mütalaalarını dinlerdi.



> Abdülhakim Arvas 1766’DA DERSE 126 KİŞİ KATILMIŞTI Bir mukarrir ve beş muhatapla başlayan bu derslerde, muhatapların sayısı zaman içerisinde değişiklik gösterdi. 1766 ramazanında ders için 19 meclis, mukarrir ve muhatap olmak üzere toplam 126 zat derslere katılmıştı. Sonraları bu sayı azaltılma yoluna gidildi. Osmanlı padişahları, ramazan ayının feyz ve bereketinden istifadeyi arttırmak maksadıyla birçok faaliyet düzenlerdi. Bu programlardan biri Padişah ile âlimler arasında, ramazan ayında düzenlenen ‘huzur dersleri’ydi. Padişah da dahil olmak üzere sarayın en yetkili isimlerinin katılıp diz çöktüğü huzur derslerinde tam bir ilmî serbestiyet içinde sorulara cevaplar verilirdi. Osmanlı’nın devlet erkânı ramazan ayında normal programlarının dışına çıkar ve ramazana özel program uygulardı. Huzur derslerini ilk ihdâs eden Osman Gâzi, resmî bir saray adeti haline getiren de Sultan I. Murat Hüdâvendigâr’dı. İlk sistemli uygulaması ise Sultan 3. Mustafa tarafından başlatılmıştı. Huzur dersleri, Sultan 3. Mustafa döneminin, ikinci ramazanından (28 Nisan 1759) itibaren devletin resmî programına dâhil edilmiş ve sonraki sultanlar tarafından da devam ettirilmişti. KADÎ BEYDÂVÎ OKUNURDU Dersler genellikle Kadî Beydâvî tefsirinden yapılırdı. Tam bir ilmî serbestiyet içinde yapılan derslerde, dersi takrir eden (veren) âlime ‘mukarrir’, müzakereci durumunda olup dinleyen ve soru soran âlimlere de ‘muhatap’ denmişti. Bir mukarrir ve beş muhatapla başlayan bu derslerde, muhatapların sayısı zaman içerisinde değişerek on beşe kadar yükselmişti. Huzur derslerine katılacak mukarrir ve muhâtaplar, şeyhülislâm tarafından seçilir, padişah tarafından da tasdik edilerek kendilerine teblîğ edilirdi. Bu seçimde liyakat esastı. HAFTADA 2 GÜN YAPILIRDI Sultan Abdülaziz döneminde Dolmabahçe Sarayı’nın Muayede Salonunda yapılan huzur dersleri Sultan Abdülhamîd Han zamanında Yıldız’daki Çit Kasrında icra edilmişti. Ramazan ayı boyunca haftada iki gün devam eden ve iki saat süren bu derslerde mâbeyn dairesinin büyükleriyle davet üzerine bazı devlet adamları da bulunabilirdi. Huzur dersleri, Sultan Mehmed Reşad zamanında Dolmabahçe Sarayı’nın Zülvecheyn sofrasında ramazan ayının ilk on gününde sekiz oturum halinde yapılırdı. Derslere şehzadeler ve devlet vükelâsı da davet edilirdi. Hünkâr deniz tarafında kanepenin üzerine yerleştirilmiş mindere otururdu; sağ tarafın hanedan mensupları, sol tarafında da mâbeyn erkân ve memurları bulunurdu. Harem kadınları ise bir paravanın arkasından takip ederdi. HİLAFET KALKINCA O DA KALKTI Mukarririn, daha önceden belirlenen âyeti tefsir etmesiyle başlayan ders, muhatapların soruları ve itirazlarıyla devam eder, mukarririn, bu itiraz ve sorulara teker teker cevap vermesiyle de son bulurdu. Dersler bittikten sonra mukarrirlere bir miktar atiyye (hediye) ile birer bohça verilirdi. Bohçalar mukarrirlerin rütbelerine göre olmayıp, herkese aynı ölçüde verilirdi. Muhataplara ise yalnızca bir miktar atiyye verilirdi. Mukarrilerin bazıları, derslerini kitap halinde bastırmışlardır. Debreli Vildan Faik Efendinin “El-mevâüz-ül-hisân” isimli eseri de bunlardan biridir. Huzur dersleri Hilâfetin kaldırılmasına kadar (3 Mart 1924) devam etti. FETİH SÛRESİ 5 YILDA BİTTİ Huzur dersleri sırasında münâzara bazen çok uzardı. Bu yüzden İsrâ sûresinin tefsiri 4 sene, Fetih sûre-sinin tefsîri ise 5 sene sürmüştü. Mercimekli mantı Un, yumurta, tuz ve az su ilave ederek katı bir hamur yoğurun. Bezelere ayırıp 15 dakika dinlendirin. Açtığınız bezeyi 5 santimetrelik karelere bölün. Akşamdan ıslattığınız mercimeği, dört beş parçaya böldüğünüz soğan ile haşlayın. Hazırladığınız harcın içine tuz ve karabiber ilave ederek, karelerin ortalarına koyun. Hamur karelerinin dört ucunu birbirine kapatıp bohça şekli verin. 200 derecelik fırında hafif pembeleşinceye kadar kızartın. Et suyu ve mercimek suyunu karıştırarak mantıların üzerine dökün. 10-12 dakika pişirin. Üzerine sarımsaklı yoğurt dökün. Tereyağını kızdırıp içine kırmızı biberi ilave edip mantıların üzerine döküp servis edin. Malzemeler > 3.5 su bardağı un > 2 adet yumurta > 1 tatlı kaşığı tuz > Hamuru açmak için un İç malzeme > 2 su bardağı yeşil mercimek > 1 adet orta boy soğan > Yeteri kadar tuz, karabiber Üzeri için: > 750 gr yoğurt > 150 gr tereyağı > 1 tatlı kaşığı kırmızı biber > 3-4 diş sarımsak > 4 su bardağı et suyu Ezogelin, Mercimekli Mantı, Barbunya Pilaki, Çoban Salata, Güllaç TÜRK İNSANI sözünün eridir “Osmanlı Türkleri, diğer faziletleri kadar namuskârlık, dürüstlük ve doğruluk gibi Kur’an’ın en kuvvetli hükümlerine dayanan meziyetleri itibarıyla da şayan-ı takdirdirler... Osmanlı Türklerinin medhüsena edilecek meziyetlerinden biri de verdikleri söze umumiyetle sadık olmaları, hemcinslerini aldatmaktan ve emniyeti suistimal ile insanların sade-dilliğinden istifadeye kalkışmaktan veyahut safderunluğunu istismar etmekten vicdan azabı duymalarıdır. Kendi milletdaşlarına karşı bütün muamelelerine hakim olan bu hisseye, hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun bütün yabancılara karşı da riayet ederler. Bu noktada Müslüman’la gayrimüslim arasında hiçbir fark gözetmezler... Faziletle içtimai nizamın idamesi bakımından fevkalade bir kıymeti olan bu fikirler kanun esaslarıyla Kur’an’ın şu güzel âyetlerine dayanmaktadır: > Hiç kimseyi aldatmayın; ölçüyü tam doldurun; doğru tartın; sözlerinizde, yeminlerinizde kendi aleyhinize bile olsa doğruluktan ayrılmayın. > Mukavelelerinizle pazarlıklarınızda hilekârlıktan kaçının. > El malını haksız yiyen, karnını yakacak bir ateş yemiş olur. İsveç sefiri Mouradgea D’Ohsson (1740-1807) Her güne bir dua Kabir ziyaretinde okunacak duâlar Kabristana gelince, yer müsait ise, kıbleyi arkada bırakıp, meyyitin yüzüne karşı oturup selâm verilir. Ayak tarafında, ayakta durmak eftaldir. Kabre el, yüz sürülmez, öpülmez, mum yakılmaz, çaput bağlanmaz. Kabristana gelen bir kimse, ayakta, “Esselâmü aleyküm, yâ Ehle dâr-il kavm-ilmü’minîn! İnnâ İnşâallahü an karîbin biküm lâhikûn”, der. Sonra, Besmele ile on bir İhlâs ve bir Fâtiha okur. Sonra, “Allahümme rabbel-ecsâdilbâliyeh, vel-ızâmin nahire-tilletî harecet mineddünyâ ve hiye bike mü’minetün, edhıl aleyhâ revhan min indike ve selâmen minnî”, duâsını okumalıdır. “Allahümme innî eteveccehü ileyke bi câhi nebiyyike’l-Mustafa nebiyyi’r-rahme, en lâ tüazzibe hâzihi’l-meyyit”, derse kabirdeki meyyitin günahları afvolur. MENKIBELER Yardımları sayesinde HACCI KABUL OLDU Abdullah bin Mübârek (736-796), bir sene hacca gitmişti. Hacdan sonra rüyada, meleklerin gökten indiklerini gördü. Meleklerden biri, diğerine sordu: > Bu sene kaç kişi hacca geldi? > Altı yüz bin kişi. > Kaç kişinin haccı kabul edildi? > Hiçbirinin haccı kabul edilmedi. Abdullah bin Mübârek hazretleri bu cevabı işitince çok sıkıldı. Çok üzüldü. > Çok zor iş. Altı yüz bin kul, ihtiyaç ve yalvarma ile dünyanın her tarafından hacca geldiler. Çöller ve diğer zor şartlarda büyük sıkıntılara katlandılar. Bütün yaptıkları boşa gitti. Hiç birinin haccı kabul edilmedi, dedim. Sonra melek: > Şam’da Ali bin Muvaffak adında birisi vardır. O hacca gelmedi. Ama, haccı kabul edildi. Altı yüz bin hacıyı O’na bağışladılar. Hepsinin haccı kabul edildi, dedi. Uyanınca, arkadaşlarımdan ayrıldım. Şam kafilesine katıldım. Şam’a gittim. Ali bin Muvaffak’ın evini araştırıp, buldum. Kapıyı çaldım. Bir kimse kapıya çıktı. Adını sordum. > Ali bin Muvaffak, ya sizinki? > Abdullah bin Mübârek, cevabını vermemle, feryat edip, kendinden geçti. Kendine gelince, gördüğüm rüyâyı anlattım. > Haccının kabûl edildiğini ve kendi haccı ile beraber altı yüz bin kişinin haclarının da kabûl edildiğini haber vererek, bana nasıl bir hayırlı amel işlediğini anlat, dedim. > Ben ayakkabı tamircisiydim. Otuz seneden beri hacca gitmek arzusundaydım. Bu işimden otuz senedir, üç yüz dirhem (1440 gr) gümüş biriktirdim. Bu sene hacca gidecektim. Hanımım hamileydi. Komşunun evinden yemek kokusu burnuna geldi. Hanımım komşudan yemek istememi söyledi. Komşuya gidip, hanımımın arzusunu söyledim. Komşum ağlayarak: ‘’Ey Ali bin Muvaffak, bizim bu yemeğimiz size helâl değildir. Çünkü üç gündür, çocuklarım bir şey yememişlerdir. Bütün Şam şehrinde hiçbir iş bulamadım. Kimse bana iş vermedi. Ölü bir hayvan gördüm. Ondan çocuklara yemek pişiriyorum. Size helâl olmaz’’ dedi. Bunu duyunca, içime bir acı düştü. “Niçin Kâ’be’ye gideyim. Benim haccım buradadır” dedim. Hac azığım üç yüz dirhemi komşuma verdim. “Bunu al ve çoluk çocuğuna nafaka yap. Benim haccım da bu olsun” dedim. Abdullah bin Mübârek: > Allahü teâlâ doğru rü’yâ gösterdi, dedi.
Reklamı Geç
KAPAT