BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ekonomi uykudan uyandı

Ekonomi uykudan uyandı

Bugüne kadar taleplerini erteleyen ve tasarrufunu bono, faiz ve dövizde değerlendiren yatırımcının; otomobilini yenilemek, beyaz eşya satın almak ve gayrimenkul yatırımı yapmak için harekete geçtiği görülüyor



İstikar Programı ile birlikte döviz, faiz ve bono gelirlerindeki yüksek kazanç artık yavaş yavaş bitiyor. Son 5 senede 3-5 kuruş parası olana bile yattığı yerden para kazandıran sistem, yerini istikrara bırakıyor. Türkiye ekonomisinde eski ballı günler bitiyor. Topladığı mevduatla bono alıp, para kazanan bankalar yenilenme telaşı içinde. Parasını bankalara verip, yüksek kazanç elde edenler ne yapacaklarını bilememenin şaşkınlığı içinde. Bankacılık sektörü tüketiciye kredi vererek, topladığı mevduatı satmaya çalışıyor. Tüketici ise bugüne kadar ertelediği ihtiyaçlarını temin etmek için başka yatırım alanlarına kayıyor. Mesken, otomobil, beyaz eşya başta olmak üzere birçok sektörde ciddi bir canlılık görülüyor. Cumhurbaşkanı seçimlerine kilitlenen ekonomi, Mayıs ayından sonra daha da istikrar kazanacağa benziyor. İstikrar Programı ile birlikte faizlerdeki yüzde 70’lere varan psikolojik inişin ardından reel tedbirlerle birlikte piyasa dengeleri kurulmuş olacak. Faizler düştü, dövize talep azaldı, özelleştirme hızlı gidiyor, ihracatta kıpırdanma görülüyor, turizmdeki durgunluk kırılacağa benziyor, dış borç bulmak kolaylaştı, reating şirketleri notumuzu yükselteceği sinyali veriyor. Türkiye’nin beklenenin altına indirilemeyen enflasyon, sosyal güvenlik ve tarım başta olmak üzere kamu açıklarına çare bulunamadı. Sektörlerin beklentileri ve ekonomik gelişmeler; özetle şöyle: Enflasyon: İstikrar Programı’nın ana hedefi olan enflasyon Ocak ve Şubat aylarında tahminlerin üzerinde arttı. Enflasyonun artış sebebi ise 3 ana başlık altında toplanıyor: 1) Aralık zamlarının Ocak ayına sarkması, 2) Petrol fiyatlarındaki artış, 3) Kışın çetin geçmesi. İstikrar Programı için hazırlık yapan hükümet, Aralık ayında KİT ürünlerine yüksek zam yaptı. Dolayısıyla bu zamlar Ocak ayına da ister istemez sarktı. ABD ve AB ülkeleri başta olmak üzere bütün dünya ekonomileri petrol fiyatlarındaki aşırı artıştan olumsuz etkilendi. Hem faizler yükseldi, hem de enflasyon rakamlarında artışlar görüldü. Kış şartlarının ağır geçmesi de başta sebze fiyatları olmak üzere birçok ürün ve hizmet bedellerinin artmasına sebep oldu. Bu olumsuzlukların enflasyonu 5 puan kadar artıracağını ve enflasyon rakamlarının programın 5 puan üstünde gerçekleşeceğinin işaretlerini veriyor. Şirketler: Global ekonomide rekabet büyürken, kâr marjları küçüldü. Tabiri caizse, ekmek aslanın ağzında. Global ekonomi şirketlerin teknoloji yatırımına ağırlık vermesini, AR-GE’ye yatırım yapmasını ve insan kaynaklarını eğitmesini gerektiriyor. Küçük kârlar için büyük yatırımlar yapmak durumunda kalan şirketler, çareyi evlilikte buldu. Böylece maliyetler aşağıya çekilebiliyor, pazarda söz sahibi olunuyor ve kâr artıyor. Türkiye’de daha çok kimya sektöründe yaşanan şirket evliliklerinin önümüzdeki senelerde diğer sektörlere de sıçrayacağı bildiriliyor. Döviz: Aralık ‘99’da yapılan yüksek devalüasyonun da etkisiyle kur politikasında herhangi bir olumsuzluk görülmüyor. Kurun istikrarlı gelişmesi ve devalüasyonun, enflasyondan düşük seyretmesi, dövizin cazibesini azalttı. Yatırımcı, dövizden çıktı. Döviz fiyatlarında herhangi bir artış beklentisi de olmayınca, Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinde düşüş görülmüyor. Enflasyonlu dönemlerdeki devalüasyondan elde edilen ballı kazançlar bitiyor. Konfeksiyon Tekstil sektöründeki sancılara rağmen konfeksiyon iyi gidiyor. Avrupa’daki birçok markaya fason üretim yapan atölye ve fabrikalar, Türkiye’ye modayı da Avrupa’dan 3 ay önce getiriyor. Avrupa’da satılmak için Türkiye’de üretilen konfeksiyon, ‘ihraç fazlası’ olarak piyasaya sürülüyor ve o ürün Avrupa’dan önce Türkiye’de vitrine çıkıyor. Türkiye imajının güçlenmesiyle birlikte dünyaya marka satabileceklerini öne süren konfeksiyoncular, hükümeti, tanıtım atağına zorluyor. Otomobil: Tüketici bugüne kadar hep ihtiyaçlarını erteledi. Döviz ve faize yatırım yapıp, parasına para kattı. Şimdi bu iki enstrüman da çok düşük kâr getiriyor. Yatırımcı için döviz ve faizin hemen hemen hiç cazibesi kalmadı. Sadece repoda bir miktar kazanç var. Bugüne kadar eski arabasına binen tasarruf sahipleri, şimdi aracını yenilemek istiyor. Yerli ve ithal otomobillere önemli oranda talep olduğu görülüyor. Önümüzdeki aylarda bu talebin daha da büyüyeceği tahmin ediliyor. İhracat ile ayakta durmaya çalışan otomotiv sektörü, iç piyasadaki patlamayla birlikte şaha kalkacağa benziyor. Vergi: Banka ve sanayi sektörünün kârlarındaki düşüşler, vergi gelirlerini aşağı çekecek ve Maliye zorlanacak. Önümüzdeki günlerde Maliye’nin yeni vergi salmak için kolları sıvaması hiç de imkânsız gibi görünmüyor. Çünkü, İstikrar Programı’nın ana hedefi Hazine’nin gelirlerini artırmak, giderlerini kısmak. Ücretlerde yine kısıntı devâm edeceğe benziyor. Tarım: Türkiye gündeminde en çok konuşulan ve tartışılan sektör yine tarım olacak. Sanayi: Türkiye bir yandan teknoloji yatırımı yaparken, bir taraftan da büyük bir makine parkına sahip oldu. Geçmişte Avrupa’nın eski iş makinelerini alan sanayici, bugün teknolojisi yüksek makineye yatırım yapıyor. Eski makineleri ise ekonomileri bizden 20-30 sene geride olan ülkelere satması en akıllı yol olarak görünüyor. Bunun için de ihracat kanunlarının tekrar gözden geçirilmesi ve yatırımcının önünün açılması gerekiyor. Avrupa’da çevre bilincinin çok ilerlemesi ve işçiliğin pahalı olması Türkiye’yi, ağır sanayi ülkesi pozisyonuna itiyor. AB üyeliği başlamadan bile bu konuda Türkiye’ye yabancı sermaye akışı bekleniyor. Talep patlaması reel ekonomide hareketli günlerin geleceği sinyalini verirken; hedeflenen yüzde 5,5’lik büyümenin de gerçekleştirilebileceğini gösteriyor. BORSA: İstikrar Programı uygulamasıyla birlikte, döviz-faiz ve bono üçgeninde dolanan para birden bire borsaya kaydı. Ocak ayında borsada önemli sıçramalar yaşandı. Siyasi gelişmelere paralel olarak spekülasyona giren Borsa bazı yatırımcıyı sevindirdi, bazılarını ise üzdü. Bu arada çok sayıda şirket halka açıldı ve çoğu da Borsa’ya gelmek için hazırlık yapıyor. Yatırımcının ve halka açılmak isteyen şirketlerin gözü Cumhurbaşkanı seçimlerinde. Dolayısıyla Mayıs ayı önemli. 2-3 aylık yatırım yapmak isteyenler için bugün hisse senedi almak ve Mayıs sonuna kadar beklemek gerekiyor. Haziran’dan sonra Borsa endeksinin 4 doların üstüne çıkması bekleniyor. Gıda: Kriz dönemlerinde bile diğer sektörlere göre fazla etkilenmeyen gıda sektörü, bugün 50 milyar dolarlık bir pazar oluşturuyor. Yerli ve yabancı marketler, Türkiye pazarından pay alabilmek için yoğun bir rekabet içinde hareket ediyor. Türkiye’de en sıkıntılı sektörlerin başında tarım geliyor. Üretim ve pazarlama programı olmayan, hâlâ dededen kalma sistemleri uygulayan sektörün hem ekimde, hem verimlilikte, hem pazarlamada ve hem de rekabette iyileştirilmesi gerekiyor. IMF ve Dünya Bankası, Türkiye’nin bir an önce tarım reformunu gerçekleştirmesini istiyor. Sosyal güvenlikte olduğu gibi tarımda da büyük kara delik olduğu biliniyor. EMLAK: Döviz ve faiz sarmalındaki kazancın büyük olması gayrimenkul piyasasını da durma noktasına getirmişti. Yatırımcı şimdi ev ve işyerine yatırım yapıyor. Deprem bölgesindeki kalıcı konutların inşaatının başlayacağı bugünler, inşaat sektöründe önemli bir canlanmanın işaretçileri olarak görülüyor. Ayrıca yerli ve yabancı kurum ve kuruluşların uzun vade, düşük faiz ile açtıkları konut kredileri de önemli bir cazibe merkezi oluyor. Özelleşme: Türkiye’de enflasyonun sebebi olarak hep kamu açıkları gösterildi. Devletin küçülmesi istendi. Özelleştirme bu isteği gerçekleştirecek olan tek yol. İstikrar Programı içinde en önemli paketlerden birisi ise özelleştirme. Başta Uğur Bayar olmak üzere, Özelleştirme İdaresi’nin başarılı çalışmaları güven veriyor. Poaş’ın 1 milyar 260 milyon dolara satılması ve ardından Tüpraş ve GSM ihalelerinin hazırlanması, ümit verici gelişmeler olarak gösteriliyor. Devletin asli görevine dönmesi halinde Türkiye ekonomisinin şaha kalkacağı ise ilkokul çocuklarının bile bildiği bir konu. Sanayi şirketlerinin geçmiş senelerdeki bilanço kârlarının ‘faaliyet dışı gelirler’den yani faizden olduğu görülüyordu. Bu sene faizlerin düşmesiyle birlikte sanayi kârlarında da büyük düşüşler bekleniyor. Beyaz eşya: Buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinesi gibi beyaz eşya üreten firmalar, fabrikalarına; “Üretimi artırın” talimatı verdi. Tüketici kredilerindeki kolaylık ve uzun vade, tüketimi artıracağa benziyor. Banka: Bankacılık sektörü zor bir dönemece girdi. Kolay para kazanma yolları kapanıyor. Bono ve tahvil gelirleri artık cazip değil. Bankaların insan kaynaklarını gözden geçirmesi, teknolojiye yatırım yapması gerekiyor. 2000’in Haziran ayına kadar bankalar geçmişte aldıkları bono ve tahvil gelirleriyle yüksek kâr açıklayabilir ancak, Temmuz’dan sonra kârların düşmesinin yanında, para satmak da zorlaşacak. Şirket birleşmeleri gündemine hep küçük bankalar konu edilmesine rağmen, evlliliğe en çok büyük bankaların ihtiyacı olduğu iddia ediliyor. Önümüzdeki günlerde büyük bankaların evlenmek için masaya oturduğunu görürsek şaşmamak lâzım. Bankalar için bir alternatif yol olarak da, sanayiciliğe soyunmak olarak gösteriliyor. Geçmişte holdinglerin olan bankaların bundan sonra çeşitli sektörlerdeki şirketlerin ortak olduğu bir kurum haline dönüşmesi ve bankaların da her alanda yatırım yapması bekleniyor.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 103235
    % 2.07
  • 4.7171
    % 0.01
  • 5.5018
    % -0.57
  • 6.2889
    % -0.17
  • 197.827
    % 0.14
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT