BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sen şoförsün dediler

Sen şoförsün dediler

Minübüsçü Şükrü Selam: Bizi şikâyet eden kimliğini bile ibraz etmiyor, hiç yoktan ceza yiyoruz. Karşımıza çıksalar, yüzleştirilsek, hatamızı bilsek...



ADIMIZ ÇIKMIŞ DOKUZA Minübüsçü Şükrü Selam: Bizi şikâyet eden kimliğini bile ibraz etmiyor, hiç yoktan ceza yiyoruz. Karşımıza çıksalar, yüzleştirilsek, hatamızı bilsek... İNMEZ SEKİZE “Evet ayakta yolcu alınmasın ama kimse almasın. İETT, tramvay, metrobüs balık istifi, minibüsçüye gelince söz oluyor.” DIŞI SENİ İÇİ BENİ... Şükrü Selam, “Biz minibüsçüler sahipsiz bir kesimiz, kendi çabalarımızla ayakta durmaya çalışıyoruz. Arkamızda ne dernek var, ne de devlet... Doğrusunu istersen bu meslek değil “meşgâle”... Yeni bir şey öğrenemezsin, kendini geliştiremezsin. Ama bir usta zirveye yürür sanatında... Bazı gençler heves ediyor, “işiniz mi yok” diyorum. Hani “dışı seni yakar içi beni” derler ya...” diyor. MAKAM ODASI!.. Burası Şükrü Selam’ın makam odası!.. Para topluyor, yolu, çevreyi ve minibüsün içini gözetliyor, “Pür dikkat olacaksın” diyor... Nedendir bilinmez bazı meslek gruplarını kafamızda bir yere oturtuyor, peşinen hükümlerini verip, biletlerini kesiyoruz. Sanki bütün kasaplar eti kokmak, kamyoncular bakımsız, çöpçüler kirli olmak zorunda... Yakından tanıyınca parfüm kokan kasapların, marka giyen kamyoncuların ve görmüş geçirmiş çöpçülerin farkına varıyorsunuz... Minibüsçü deyince de kafamızda bir şablon var. Kavgacıdırlar, duraklara yapışırlar, acemilerin üstüne üstüne sürerler, el kaldıranı gördüler mi yerli yersiz durur, inmek isteyeni yalvartırlar. Daha eskiye gidersen ulu perdeden arabesk dinler, küfürlü kahkahalı konuşurlar vs vs... Kahve sohbetlerinde, dost meclislerinde, okuyucu köşelerinde hep minibüsçülerden yakınılır, kimse buyurun söz sizde demez onlara. Bunu ben yapmalıydım, bir şoför bulmalı mikrofon tutmalıydım. Normalde derneklerine gidersin sana ağzı lâf yapan bir arkadaşlarının ismini verirler. Takdir edersiniz ki böylesi biraz ısmarlama oluyor, iş sunileşiyor. Bu yüzden rast gele seçtim, Ataköy Bakırköy hattında çalışan bir şoföre içim ısındı, röportaj teklif ettim. Sağ olsun kırmadı, bir boy gittik geldik, yazı toparlandı. BABAM SAĞ OLSUN Adım Şükrü Selam. Aslen Kastamonu Cideliyiz. Minibüsçülük benim seçimim değildi abi, rızkımız bu iştenmiş içinde buluverdim kendimi... Yıl 78... Yedinci sınıfa gidiyorum. Babam Beyazıt-Bakırköy hattında bir minibüs aldı. Alman Ford’lar vardı o zamanlar, bilir misin? Yarım burun, arka tek cam, yerlilere benzemez, güzel bir araba. Ya da benim hoşuma gidiyordu, zevk bu ya. Bir gün babamla eve dönüyoruz, kafamı camdan çıkarıp “hadeee Bakırköy Bakırköy” diye bağırdım, eğleniyorum güya. Çiçek Abbas filmindeki gibi desene... Evet ama o film çekilmemişti daha... Babam demez mi “oğlum sen bu işi yaparsın!” Herkeste muavin var, o da beni aldı yanına. Sabahtan okula gidiyorum, öğleden sonra arabaya takılıyorum. Baba oğul günümüz geçiyor. O zamanlar Bakırköy’den çıkarsın, İncirli, Merter, Topkapı... Suriçi’ne girmek ölüm, Anadolu ve Trakya garajları var arada... El arabaları, ucuz giyimciler, kasetçiler, köfteciler... Bildiğin Bizans suru aşıncaya kadar göbeğin çatlar. Neyse Çapa Şehremini, Fındıkzâde derken Aksaray UFİ’nin aradan dönersin. Arkadan Yenikapı’ya girersin, Kumkapı, Kadırga... Bildiğin İstanbul turu... Evet, yarım günde Devrialem de diyebilirsin buna... Neyse hem okul hem minibüs yorgunluktan ölüyorum. 1981’de minibüslerde muavin yasaklandı da kurtuldum, oh diyebildim sonunda. 1990 senesinde ehliyet aldım, askere gittim geldim, babamı kıramadım ve çıktım direksiyona... Yapmak istediğim bir iş değildi ama bırakamıyorsun ki. Borçları kapattıkça yeni masraflar çıkıyor, öde öde bitmiyor. O gün bu gün tam 21 yıldır Bakırköy Ataköy arasında gidip geliyorum. Sakin bir hat, yolumuz kısa... Git gel 7 - 8 kilometre filan. Gözümü kapasalar giderim, çukurları tek tek sayarım sana... Hele o setler yok mu? Ah o setler. Bak önümüzdeki yüz metrede yedi tane var, her seferinde durup bire alacaksın, tekrar gaz, fren, debriyaj... Yollar zaten yamalı bohça, bir de uğraşıyoruz bunlarla. 21 yıl kolay değil abi... O günlerde ilk mektebe gidenler, evlendiler şimdi çocuklarını götürüyorlar okula. Sen bu semtin hepsini tanırsın öyleyse. Hepsini olmasa da yarısını tanırım, beni tanıyan şüphesiz daha fazla. MESAİ 15 SAAT Sabah kaçta başlıyorsun? Tabii ki gün ışımadan, 6 en geç 6.30’da basacaksın marşa. Günde 10 servis atarız herhalde. Gece on gibi bırakabiliyoruz ancak. Tatil? Nerdee? Çok daralırsan şoföre verebilirsin. Takside şoför mal sahibine belli bir para verir, kendi ne kazanırsa... Bizde ise şoför ücret alır, yer içer ayrıca... Bu bozuk para şarjörünü yapan iyi düşünmüş. Şıkırdamıyor da... Lâz’ın aklı abi, tabancaya aşinalıkları var ya... Peki bu ne kutusu? Arabada bulduklarımı biriktiriyorum, bir ihtiyaç sahibi istedi mi veriyorum. Nerden biliyorsun muhtaç olduğunu? Biz adamı gözünden tanırız abi sen meraklanma. Bu arabaların vitesi biraz geride mi ne? İşte onun için hafif yan oturuyoruz ya, sağ kol daima arkada. Biliyor musun şu vitesin şık şık sesi yok mu askerde özlemiştim inan. Ataköy Bakırköy hattında çalışan Şükrü Selam’a içim ısındı, röportaj teklif ettim. Sağ olsun kırmadı, bir boy gittik geldik, yazı toparlandı. ALNIMIZIN TERİYLE Nasıl işin tadı var mı? Para kazanır mı? Şükürler olsun, çalıştığına değiyor. Gerçi Ataköy-Bakırköy üç yıldır 1.5 lira, mazot, yedek parça her gün zamlanıyor ama. Keşke masraflar azalsa da bir liradan taşısak. Amacın hizmet olacak abi, para öyle de gelir böyle de. Nasibinde ne varsa... Düşünürsen yolcu sayısı belli, minibüs sayısı belli, ağırdan alsan da, sağda solda bekleme yapsan da değişen bir şey yok aslında. Eğer müşterinin zamanını çalıyorsak o da vebal, sorarlar. Hâlbuki seri olsak insanlar bizi tercih eder, taksiye otobüse bakmazlar. Bindiğimiz dalı kesiyoruz bir mânâda... Hırs işte, eskiden esnaf siftah yaptı mı ne dermiş “git komşuma!” Zaten alanımız daralıyor, Bayezid hayal oldu, 400 araba vardı. Şimdi Topkapı’ya kadar gidebiliyorlar, hepi topu 40 araba. Peki duraklara yapışıp bip bip korna vuranlara ne diyorsun? Ne diyebilirim ki? Yanlış yanlıştır abi. Hasta var, gece çalışanı var, uyuyan var. Kimse bir şey demese de kul hakkı var. Cezaların caydırıcı gücü olsa? Ceza dedin de aklıma geldi. Eskiden rüşvet çoktu be abi. Şükürler olsun kalmadı. Veriyorsak devletimize, o kadar canımız yanmıyor. Peki neden Magirus? Bu arabalar kalenderdir abi, parçası ucuz, anlayanı çok. Gerçi konforlu değildir, gürültülüdür, şoförünü yorar. Bak bu 550 bin kilometrede 91’den beri bizde. Bir taksi bugün 600 bin km de yapar ama bizde motor dur-kalktan ötürü tez yıpranır. Baskı balata bitene kadar kullanılır, ben 60 binde atarım. İnsanları silkeleyip sarsmaya ne hakkımız var? En kötüsü de yolda kalmak, düşün imtihana giden bir talebe var. Bunu daha ne kadar kullanacaksın? Kullanamayacağız abi çünkü belediye 9 yıl sınırı getirdi. Mecburen yenileyeceğiz. Otokar yeni bir tane çıkardı, 105 bin lira. Donanım da istersen fiyat artıyor. Mercedes de girecekmiş, bari otomatik vites de olsa. Debriyaja basa basa bacağımız devreden çıkacak yoksa. Yazın çok rüzgâr alıyoruz, boynumuz tutuluyor, klima üfürsün ufak ufak, serin serin gidelim di mi ama? Yalnız yeniler fazla elektronik, biz mekaniğe alışmışız, korkuyoruz yalanı yok ya... Peki hat kaç para? Bayağıdır satıldığı yok. Geçen Yeşilköy hattında bir tane satılmış. 765 bin lira... Büyük para. O meblağı verip bu işi yapar mısın? DİREKSİYON DA SALLADIK Minibüsçülerin duygularını tam olarak anlayabilmek için Şükrü kardeşten direksiyonu emanet aldık. Magirus’ta dakka başı vites atmak, bir taraftan da yolcuyu dinlemek, para almak, para üstü vermek inanın hiç de kolay değil... PARAYLA SAADET OLMAZ Ücret vermeyen oluyor mu peki? Onları hissedersin, gözünden kaçmaz. Ancak rencide etmiyoruz. Belki unuttu, belki de o an yok yanında. Alacaklı mıyım alacaklı... İyi niyetliyse aramam, kötü niyetliyse elbet mahşer meydanında... Boş ver helal et gitsin. Oranın hesabı buradakine benzemez zira... Öyle mi diyorsun abi? Peki tamam. Parayı cebine koyacaksın abi gönlüne değil. Ölüm var. Bak burada ufacık bir et parçası (kalbini gösteriyor) durdu mu, son durak! - Abla A-9’u sormuştunuz di mi? Buyrun, bakın şu yanda- Bir ara ceket kravat mecburiyet geldi abi ama minibüsçülük takım elbiseyle olmaz ki, lastik değiştireceksin icabında. Temiz giyinmeye gayret ediyoruz. Sigara eskidendi, zaten içilmiyor. Arabalar şimdi daha temiz, bir de yenilersek hizmet kalitesi artacak. Yolcu da rahat etsin biraz.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT