BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şehir ve medeniyet

Şehir ve medeniyet

Amerikan coğrafyasında geçen yıllarım bana medeniyet ile şehirleşme ilişkisini ciddi ciddi düşündürmüştür. Medeniyet gerçekten “medinede”, yani “şehirde” midir?



Amerikan coğrafyasında geçen yıllarım bana medeniyet ile şehirleşme ilişkisini ciddi ciddi düşündürmüştür. Medeniyet gerçekten “medinede”, yani “şehirde” midir? ABD iki okyanus arasında uzanan 312 milyon nüfuslu bir ülke. Bu geniş ülkenin ne Sahra gibi çöl olan yeri var, ne Sibirya gibi buz olan yeri. Her tarafı bir şekilde mümbit arazi. Her şeyden önce bu coğrafya ABD’ye avantaj sağlıyor. Fotoğraflarda ABD’yi yüksek binalar, gökdelenler memleketi olarak görürsünüz. Ama Amerika küçük kasabalar memleketidir. Yarım dönüm, bir dönüm, beş dönüm, on dönüm bahçe ortasında tek katlı, iki katlı evlerde yaşar insanlar. Bu evlerin bahçelerinde bir düzine ağaç büyür, her mevsim başka çiçekler açar. Bahçelerin genişliği elli-yüz dönüm ve fazlası ise o mülkler çiftlik statüsündedir. Oralarda at, koyun, inek, kümes hayvanları beslenir, arıcılık yapılır, çeşitli ürünler yetiştirilir. Baktığınızda hemen sadece “yeşil” görürsünüz. Köylük araziden, Amerikan kırsalından bahsetmiyorum size. Bu anlattıklarım ABD’nin en küçük yüzölçümüne sahip, nüfus yoğunluğu da en fazla olan New Jersey eyaletinde benim her gün karşılaştığım manzaradır. Diğer eyaletler de böyledir. Amerika’da “şehir” budur! Bu evlerin etrafı şerit şerit otoyollarla çevrilidir. Çevrelerinde küçüklü büyüklü iş yerleri, alışveriş merkezleri, eğlence yerleri vardır, herhangi bir mahrumiyet yoktur. Modern dünyanın hayatı kolaylaştıran nimetlerinden hiçbiri eksik değildir. İlâveten “tabiat” vardır. Tabiatla iç içe yaşayan insanların stres seviyesi düşüktür. İş yerleri de, okullar da geniş bahçelerin ortasında bir iki katlı binalardır. Ama herkesin iş yeri köşebaşında değildir elbette, kalabalık şehir merkezlerindeki işlerine bir saat yol gidip gelmeyi göze alır insanlar. Çiftliklerin bazıları yaz sonunda halka açılır; isteyen ekili, dikili mahsullerden toplar, çıkışta tarttırıp parasını öder. Meselâ şimdi balkabağı vakti. Bütün çiftlikler “kendi kabağını kendin topla” kampanyaları açtı. Aileler çoluk çocuk oralarda. Amerikalı şehri değil, tabiatın ortasındaki kasabayı sever. Dün arabayla geçerken şık bir evin bir iki dönümlük çayırında sekiz on koyunun otladığını gördüm de bunları düşündüm. Bu evin sakinleri neden apartman yığınlarının içinde sıkışıp yaşamayı tercih etsin? Yani “şehir” diye betonların arasında oturup başka ülkelerden gelecek kurbanlıkları beklemek medeniyet midir, emin olamıyorum...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT