BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kâtip arzuhalım...

Kâtip arzuhalım...

Bazı meslekler bitti gitti, bazıları da can çekişiyor. Kalaycı, semerci, dülger, nalbant, hallac ufak ufak müsaade istiyor



Mübaşir, muhasip gibi elemanlar tekaüde ayrılsalar da daireden kopmazlar. Yılların hatırını kullanır sokağın köşesinden bir yer kaparlar. Bi kontrplak masa, bi de elden düşme daktilo uydururlar... Kül tablası, cigara, çakmak... İsimlik şart tabii, olmazsa olmaz. O yıllarda bürokrasi ağır işler, memurlar burnundan kıl aldırmaz. Vatandaş kafadan girip bir şey soramaz. Şimdi hangi evraklar toplanacak, nerelere istida yazılacak? Kaç fotoğraf, kaç nüfus sureti, iyi hal kâgırdı lüzumlu mu acaba? İstediklerini bir A4’e yazıp kapıya assalar. Yaparlar mı hiç? Asla! Mecburen arzuhalciye gider maruzatını anlatırsınız. Size bir çay söyler, hımmm deyip klavye şakırdatmaya başlar. Yaptığı işin kolay olmadığını anlatması lazımdır, “...bahasus keyfiyeti bilgi ve müsaadelerinize arz eder...” gibi tumturaklı cümleler kurar. Kolu tokatlar şaryo hızla kayar, satır başına gelince zınk diye durur masayı sallar. Bu kadar darbeye rağmen alamet paralanmıyorsa... Parmağının tersini masaya vurur, “Remington abisi” der, “bi kere al, kırk yıl kullan!” Bilahare çekmecesinden 15 kuruşluk damga pulu çıkarıp yalar, yanına bir kuruşluk daha... Tayyare cemiyetineymiş... Adrenalin hesabı, sosyete kızları mahrum kalmasın, paraşütle filan atlasın, sıkılmasınlar. BÜRO BÜRO BÜROKRASİ Sonra bir teksir kağıdı çıkarır, sabit kalemle (bunu niye kullanırlar bilmem, yazısı siliktir oysa) yazar. Bak şeker kardeşim şimdi dooru muhtara gidiyor, ikametgâh çıkarıyorsun. Sonra savcılıktan sabıkasız olduğuna dair vesika istiyorsun. Oradan Mal Müdürüne koşuyorsun, dilekçeyi kaleme verip deftere kayıt ettiriyorsun, tarih ve sıra numarasını alıp... Başlarsın dolanmaya. Muhtar, noter, adliye, askerlik şubesi ve devlet hastanesi... Elinde 30 parça kağıt olur. Arzuhalci hemen kül renkli bir dosya açar, zımba ile deler deler, dizer kartona... Kucaklayıp versek... Hayır sıraları vardır, teamüller sarsılır sonra... Ve bu arada kulağınıza fısıldar, “dosyayı Nebahat ya da Melahat hanıma vermeye çalış, o sarı gudubet görmesin yokuşa sürer sonra!” Aksilik bu ya, zikrolunan kadın “sıradaki” diye haykırır, okuma gözlüğünün üstünden sana bakar. Tek tek mühürleri imzaları inceler. Dudaklarında müstehzi bir ifade kaşlar çatık. “Fotoğrafın flu çıkmış, ilmuhaberi koymamışsın, taka tukaları takatukalatmamışsın!” TAPU MU AMAN AMAN En netamelisi de tapu işidir. Her şey yolunda görünür ama başa sararlar... Tam gün kesilmiştir, tapunu almaya gidersin, en iyisi sizi kadastroya sevk edelim, “münasiptir” yazısı alın getirin bana. Bu tarz muhabbetler hep aynı cümle ile sonlanır “bak demedi demeyin sonra” Kadostra’ya gidersiniz. “Efendim istida?” Bir kere daha kendinizin kendiniz olduğunu ispatlarsınız. Tekrar nüfus sureti, iyi hal kağıdı, vesikalık, ikametgâh... İşin yoksa evrak topla. Halbuki arzuhalcinize danışsanız başınız ağrımaz. Cüzdanından iki gıcır onluk çıkarır, ocakçının kulağına bir şeyler fısıldar. Size bir çay daha söyler, şekeri erimeden tapuyu getirip önünüze koyarlar. Beyanname de sıkıntılıdır mâlum. O matbu kutucukların içini doldurmak çapraz bulmacadan bile zordur, anlaşılmasın diye ne gerekirse yapılmıştır zira... Aslı nedir? Evin, tarlan, arsan neyin varsa yaz... Mevkiini bildir. Şu kadarı şu kuruştan... Beyanname dönemlerinde bir tükenmez kalem tedarikleyen yükü tutar. Beheri iki buçuk liradan yaz babam yaz, millet kuyrukta. Peki ya hata mata çıkarsa? Salla gitsin. Muhatabı siz değilsinizdir nasıl olsa... BEN DEMİŞTİM ZATEN!.. Bir gün baktık “dilekçe yazılır” tabelasının yanına “mühür kazınır” tabelasını da asmışlar... Sonra “fotokopi çekilir” ilave olundu... “Dut pekmezi bulunur” yazıldığında işin tadı kalmamıştı anlaşılan. Ve ufak ufak yok oldular. Şimdi gidiyorsunuz resmi daireye “Beyefendi ne için gelmiştiniz?” -Filan iş için. Dilekçe hazır, bilgisayardan çıkış alıp uzatıyorlar. - Adınızı yazıp imzalıyorsunuz, karşı odaya... - Başka? - Tamam bu kadar. Abi budur... Budur ya!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT