BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Gecikmiş bir yazı: 12 Mart

Gecikmiş bir yazı: 12 Mart

Gazetemizin değerli, tarihçi başyazarı Yılmaz Öztuna ve gene değerli tarihçi köşe yazarı Mim Kemal Öke, yıldönümüne rastlayan günlerde, anlamlı olarak 12 Mart 1971 müdahalesine değinmişler.



Gazetemizin değerli, tarihçi başyazarı Yılmaz Öztuna ve gene değerli tarihçi köşe yazarı Mim Kemal Öke, yıldönümüne rastlayan günlerde, anlamlı olarak 12 Mart 1971 müdahalesine değinmişler. Bendeniz, Basın-Yayın ve Genel Müdürü olarak, kulislerinde bulunduğum bu müdahale hakkında yazmadım: İnşaallah hazırlamakta olduğum anılarımda yer alacak. Beni bağışlasınlar, Öztuna hocamızın “Uğursuz bir yıldönümü” başlığını, ilk okuyuşta, biraz yadırgadım; ama anladığım kadar bu başlık maksadını biraz aşmış; Mim Kemal kardeşimizin yazısına atıf yapıldığına göre, Öztuna da herşeyden önce 12 Mart müdahalesinde “muhtıranın”, TSK tarafından “emir komuta zinciri içinde” Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verilmiş olmasını yadırgamakla ve bir daha tekerrürü ihtimaline karşı, uyarıcı bir imada bulunmakla beraber, asıl bu muhtıranın veya müdahalenin, tarihçilerimiz tarafından, belki de konunun çetrefilliği yüzünden, ilmi bakımdan, enine boyuna incelenmediğinden yakınıyor... İncelenmedikçe de, tabii ders alınamıyor! Darbe değildi Klasik anlamda ne bir müdahale ne de bir “darbe” sayılabilecek, 12 Mart 1971 muhtırasının yıldönümünün Öztuna hocanın dediği, bir bakımdan veya açıdan “uğursuz” olduğu söylenebilir. Muhtıranın kısa vadeli neticelerinin, daha bu müdahale ve sonrasının nelere mal olduğu da belli! Muhtıradan sonra kaçınılmaz olarak, demokrasi askıya alındı, ekonomi askıya alındı... Ülkenin demokrasi ile gelmiş Başbakanı ve ekonomiye bir hız vermiş olan Demirel istifa etmeye mecbur oldu... CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, müdahalenin kendisine karşı yapıldığını iddia ederek, görevinden istifa etti.. Ama iç savaş çıkacaktı Velhasıl, adı ister muhtıra, ister müdahale olsun, gerek Öztuna, gerekse Mim Kemal, aslında, ülkeyi 12 Mart’a getiren sebeplerin iyice incelenmediğinden şikayetçiler. Mesela unutulan ve incelenemeyen asıl gerçek şu: Eğer komutanlar emir ve komuta zinciri içinde muhtırayı verip müdahale etmeselerdi Ordu içindeki bazı sivil aydınların da katıldığı bir “cunta” asıl “darbeyi” yapacaktı. Ayrıntıları ve anayasası, kadroları tespit edilen bu darbenin tarihi bile belli idi, 9 Mart! Ya biz ya onlar! Ben hatırlıyorum meşru komutanlar sadece bellerinde tabancalarla değil otomobillerinin bağajlarındaki makineli tabancalarla dolaşıyorlardı. Deniz Kuvvetleri Komutanı rahmetli Amiral Celal Eyiceoğlu silahı benim gördüğümü anlayınca, gülümsemiş “Ya biz ya onlar!” demişti. “Biz” meşru Türk ordusu “onlar” da cuntacılardı. Bu müdahalenin Türk ordusunu ikiye böleceği ve muhtemelen bir iç savaşa yol açacağı ve asıl o zaman “uğursuz” olacağı unutulmuş gibidir. Öztuna ve Öke, bu bakımdan çok haklılar! Doğru dürüst incelenmeyen ve unutulan bir şey de, o günlerin terör ortamı. Asıl meş’um ve uğursuz 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Ankara’da kaynatılan ve ünlü ‘68 kuşağının, Deniz Gezmişler’in vb. bölücülüğün kaynağı olan mümbit uğursuzluklar zemini... Bugünün rahat koltuklarından o dönemler hakkında ahkâm kesilirken, zamanın olayları ve ortamı, ekseriya unutuluyor ve kasden unutturuluyor. Solcular, ünlü revizyonist taktikleri ile gerçekleri unutturmakta, elleri kanlı teröristleri, yazdıkları kitap ve yaptıkları filmlerle, “mağdur, zavallı fidan gibi gençler” olarak göstermekte çok mahirdirler... Aydınlarımız da onlara kanmaya dünden hazırdırlar. Tarihçiler objektif ve bitaraf olmaya, olayları zemin ve şartlarına göre değerlendirmeye mecburdurlar. Bunu yaparken incelemek ve sonunda bir hükme varmak zorunda oldukları asıl husus vardır. Eğer 12 Mart muhtırası verilmese idi, sonra da 12 Eylül müdahalesi olmasa idi acaba ne olurdu? cGerçekler tesbit edilmeli Ben 27 Mayıs darbesinin mağdurlarından biri olarak, o zamanda işlerin zıvanadan çıktığını itiraf edecek kadar objektif olabiliyorum, ama arada, gene tarihçilerin tespit etmeleri gereken farklar var; 27 Mayıs’tan evvelki kargaşa ortamı büyük ölçüde sun’i olarak, komünistlerin de taşeronluğunu yaptıkları bazı CHP’lilerin de tahrik ettikleri bir ortamdı. DP iktidarının da büyük hataları olmuştu ama gene de darbe son dakikada bile seçimlerin yapılması ile önlenebilirdi, ama buna, kasden engel olundu. Oysa ülkeyi gerek 12 Mart ve gerekse 12 Eylül müdahalelerine getiren olaylar gerçekti. Ve 27 Mayıs, sonra kardeşi kardeşe düşürdü... Tarihçiler ibret olsun diye bu gerçekleri de tespit etmelidirler! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI XVI. Louis: “Bu bir başkaldırı mı?” -La Roshefoucauld: “Hayır Majesteleri bu bir ihtilaldir!” “İhtilal süngüler tarafından desteklenen bir fikirdir” Napoleon Bonaparte “İhtilal mitolojideki Satürn gibi kendi çocuklarını yer!” George Buchner (1813-1837) “İhtilalleri uzlaşma ve çözümün ebeveyni yapınız...gelecek ihtilallerin mümbit zemini değil!” Edmund Burke (1729-1793)
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT