BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Otizmli olabilir!

Otizmli olabilir!

Oğlum 4.5 yaşında. Serbest zamanlarında bütün çocuklar birlikte oynuyor, o bir oyuncak ya da bir cismi alıp ortamdaki herkesle ilişkiyi kesip ona odaklanıyor, oyuncağı sürekli yukarıya doğru kaldırıp indiriyor. Bu neyin belirtisi?



> DR. A. FARUK LEVENT SORULARINIZI CEVAPLIYOR... 4.5 yaşında bir oğlum var. Çalışan bir anneyim. Çocuğum 2 yaşından beri kreşe gidiyor. Hafta sonları birlikte vakit geçirmemize rağmen hafta içi okula gitmek istemiyor. Geçen sene konuşma ve diş sıkma problemimiz vardı ancak çocuk gelişim uzmanından destek alarak bu sorunları aştık. Okulda kameradan izledim, serbest zamanlarında bütün çocuklar birlikte oynuyor, o bir oyuncak ya da bir cismi alıp ortamdaki herkesle ilişkiyi kesip ona odaklanıyor, oyuncağı sürekli gözünün önünde yukarıya doğru kaldırıp indiriyor. Bu aralar bu hareketi çok sık yapmaya başladı, o anda dikkatini dağıtırsam yapmıyor. Fakat kendi kendine kaldığı zaman sanki bir tik gibi sürekli bu harekete odaklanıyor. Çocuğum neden bu hareketi sürekli yapıyor? Bana bu konuda yardımcı olur musunuz? (Antalya’dan bize yazan bir okurumuz) Bahsettiğiniz özellikler ve çocuğunuzun yaşadığı sosyal iletişim problemleri, otizm ve asperger sendromu dediğimiz nöropsikiyatrik bozuklukların bir işareti olabilir. Sizi endişelendirmek istemem ancak bu gibi durumlar asla ihmale gelmeyecek önemli psikolojik belirtilerdir. Örneğin otistik bozukluk, 3 yaşından önce kendini belli eden sosyal iletişim ve dil becerilerinde zorluklara sebep olan gelişimsel bozukluktur. Otistik çocukların birçoğu okul öncesi dönemde konuşma sıkıntısı yaşar. Bu kişiler bazı hareketleri defalarca tekrarlayabilirler (elleri birbirine vurmak, kendi etrafında dönmek, ileri geri sallanmak gibi). Koydukları eşyanın aynı yerde kalmasını isterler. Zihinsel esneklikleri farklı olduğu için günlük işlerin beyinlerinde bir sıralaması vardır ve bu sıra bozulursa çok huzursuz olabilirler. Oyuncakların ya da başka cisimlerin bazı parçaları ile aşırı ilgilenirler. Biraz hafızanızı zorlarsanız, ünlü aktör Dustin Hoffman’ın “Rain Man” (Yağmur Adam) filminde otistik bir insanı canlandırdığını hatırlarsınız. Özgün senaryosu sayesinde çok sayıda ödüle layık görülen bu filmin en önemli özelliği, dâhi otistik Kim Peek’in hayatının konu edilmesiydi. Otizm şemsiyesi altında yer alan “asperger sendromu” ise otistik özelliklerin nispeten geri planda ya da hafif olduğu ve sosyal iletişimde beceriksizlik yaşayan çocuklarda görülür. Bu çocuklar, ikili ilişkilerdeki ve grup ortamındaki karmaşık kuralları anlamakta zorluk yaşarlar. Fazla benmerkezci oldukları için grup ortamında bile genellikle kendileri ile meşguldürler. Tarihe baktığımızda büyük başarılara imza atan Mozart, Beethoven, Newton ve Einstein gibi pek çok dâhinin otizm belirtisi taşıdığını görebiliriz. Sonuç olarak, vakit kaybetmeden, çocuğunuzla ilgili bir psikologdan yardım almanızı tavsiye ediyorum. Erken teşhis, tedavi süreci ve hayat kalitesi açısından büyük önem taşımaktadır. Dileğimiz, oğlunuzdaki tüm sıkıntının, sizinle daha fazla zaman geçirme ihtiyacından ibaret olmasıdır. ÇOCUĞUM YAVAŞ MI ÖĞRENİYOR? Oğlum geçen yıl anaokuluna gitti fakat orada istenildiği gibi bir eğitim alamadı. Bu yıl birinci sınıfta, devlet okulunda 40 kişilik bir sınıfta eğitim alıyor. Öğretmeni, oğlumun, iki kez söylemeden kendisini anlamadığını ifade etmekte fakat evde yapmış olduğum gözlemlerimde böyle bir duruma rastlamadım. Okumaya yeni başladı. Bu konuda ne yapmalıyım? (İstanbul Bayrampaşa’dan bize yazan bir okurumuz) Birinci sınıfa giden çocuğunuzun aralık ayında okumaya geçtiğini söylüyorsunuz. Bu durum, çocuğunuzun zihinsel açıdan normal gelişim süreci içerisinde olduğunu işaret ediyor. Dünyaya gelen her insan farklı öğrenme kapasitesine sahiptir. Bazı öğrenciler anlatılan bir şeyi bir defada, bazıları iki, bazıları ise 4-5 defa dinledikten sonra anlar. Ancak bir öğrencinin algılama düzeyi için “İki kere anlatılmadan bir şeyi anlamıyor!” yorumunun çok sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Bununla birlikte bir sınıfta eğer 40 öğrenci varsa ve sınıfın fiziksel özellikleri öğrenmeye elverişli değilse çocuğunuzun anlatılanı iki kerede anlaması oldukça normaldir. Çünkü öğretmenin öğrencilerle yeterince ilgilenme imkânı bulamadığı bir ortamda öğrenme kolay gerçekleşemez. Maalesef nüfusu fazla olan büyük şehirlerimizde resmî okullarında sınıflar çok kalabalık. Öğretmenler, öğrencilerin isimlerini ezberleyemeden dönem sonu geliyor. Dolayısıyla çocuğunuzu gönderdiğiniz okulun eğitim-öğretim hizmetini yeterli bulmuyorsanız evde ebeveyn olarak ders yönünden onu sizin takip etmeniz gerekir. Çocuğunuzun geleceğini düşünerek bunu yapmak durumundasınız. Bu konuda eşinizle görev paylaşımı yapın ve çocuğunuzu en azından beşinci sınıfın sonuna kadar yardımcı kitaplarla destekleyin. REHBER ÖĞRETMEN Mİ YOKSA PSİKOLOG MU? Oğlumda dikkat sorunu olduğunu belirten öğretmeni, bizi rehber öğretmene yönlendirdi. Bu durumda çocuğumuzu rehber öğretmene mi psikoloğa mı götürmek uygun olur? (Ramazan Gökmen) Hemen hemen her hafta sizlerden dikkat eksikliği ve konsantrasyon bozukluğu ile ilgili sorular geliyor. “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)” okul çağı çocuklarında oldukça sık rastlanılan nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Bu nedenle bir psikoloğa değil çocuk psikiyatrisine gidilmesi gerekir. Ancak çocuğunuzun gerçekten buna ihtiyacı olup olmadığını anlamak için öncelikli olarak okulun rehber öğretmeninden bilgi almanız yerinde olacaktır. SORULARINIZ İÇİN... faruk.levent@ihlaskoleji.com 0 212 639 68 81 PENCERELER Emre erdoğan emre.erdogan@ihlaskoleji.com Biri, birine “Timsah gözyaşları döküyor” dediğinde suçlayıcı bir hitap gibi gelir; “gözyaşı” da üzücü, negatif bir intiba uyandırır bizde. Evet, bu ifade son derece suçlayıcıdır. Güçlü kuyruğunun yardımıyla ortalama bir pizzacı mobileti hızında gidebiliyor timsahlar. Yani timsaha da pizza siparişi verilse o da pizzacı ile aynı sürede getirir pizzayı (yarım saatte). İşte timsahlar hakkında bilmediğiniz 3 şey... 1. 80 yıl: Türkiye’de ortalama 65 yıl olan insan ömrü, timsahlarda 15 yıl fazla. Timsahlar 80 yıla kadar yaşayabilir. 2. Ağzı açık: Timsahların göl kenarlarında ağızları açık beklemeleri, bir duruma şaştıklarından ya da agresifleştiklerinden değil ağızlarından terleyerek serinlemeye çalışmalarındandır. Ağızdan söz açılmışken her timsah 24 dişe sahiptir ve bu dişlerin amacı avı çiğnemek değil ağızlarının içinde kavrayıp yutmaktır. Yediklerini öğütmek için ise balast (safra) görevi görmesi amacıyla taş yutarlar. 3. Timsah gözyaşı: Timsahların insan yediğinde ağladığına dair bir efsane vardır. Fakat timsahların gözyaşı dökmelerinin sebebi, timsahlar avlarını yedikten sonra yediklerini sindirirken bu sürecin zorlu geçmesi ve gözlerinin ısınıp kabarcıklaşmasıdır. KARMA SÖZLÜK Sözlüklerde film klişeleri > Koca bir şehri havaya uçurup arkana dönüp bakmadan artist artist yürüyerek uzaklaşmak...(sweetwater) > Savaş filmlerindeki nöbetçilerin amacı kahramana sadece zaman kaybettirmektir. (cenikli) > Güvenlik kameralarını izlemekle görevli olan kişi, esas olayın gerçekleştiği anda mutlaka başka bir şeylerle, kahve içip gazete okumak gibi şeylerle ilgilenir. (kalaba) > Telefon çalar, karakter açar: “Alooo biz hastanedeyiz” der karşı taraf. Ve o da “Tamam hemen geliyorum” deyip telefonu kapatır. Nerde, hangi hastane gibi sorular lüzumsuzdur (from braintofingers) > Şampiyonluk maçı hep 1 farkla yenilirken son saniyede atılan sayıyla kazanılır. (aralıktw013) > Bütün ana karakterler için ihtiyacı olan numarayı bir kere duyması ya da okuması yeterlidir, ne kadar karışık olursa olsun... (cayindibi) > Sahnede bir bilgisayar kullanılıyorsa o ortamda mouse kullanılmaz. Pencere aç kapa, fotoya yakınlaştır, hepsi çatır çutur klavyeden yapılır. (kalaba) LÜGATİ’T UYDURUKÇA > Bir dershane “Tanısal Sınav” yapmaya başlamış. Daha önceleri “Seviye Tespit Sınavı (İmtihanı)” olarak bildiğimiz bu sınavın ilk ve tek sorusu ise “tanısal” kelimesinin anlamıymış (!) Şaka bir yana, kurumların yaptığı böyle hatalar bize, uydurukçanın bizi ne hâle getirdiğini gösteriyor. ‘Tanı’nın kendi anlamına bakacak olursak, TDK’da “hastalık teşhisi” olarak açıklanmış. Fakat tanı, günümüzde teşhisin uydurukça hâli olarak kullanılmaktadır. Teşhis kelimesi ise, “imtihanda başarılı olan ile başarısızı teşhis etmek” anlamında pek tabii kullanılabilir aslında. tweetçi Utku Öztürk utku.ozturk@ihlaskoleji.com littleiv3 Asgari ücret ile evini geçindirmeye çalışan adamın oğlu için ‘Bedelli’ sadece bir İtalyan forvet ismi olabilir. evrendemirkutlu Eski hocalarımdan birini yolda gülerken görsem, yanına gidip “komik bi şey varsa, söyle de hep beraber gülelim” derim. resulertas Ay’a gidecek ilk Türk astronotu olsam bile rokete binerken annem “ay evladım yolunun üstü atıverirsin” diye elime çöp poşetini tutuşturur. DrSoysalMedya Şimdi okullu olduk, Twitter’i doldurduk, Facebook’luyuz hepimiz, yaşasın Google’ımız... LoganDraven Olduğunuz ve insanlara gösterdiğiniz kişi arasındaki uçuruma düşseniz keşke. cancekin Bir gerilim filmi “Senin çocuğun da aynısını sana yapsın inşallah” sinemalarda... Yazan, yöneten, oynayan: Anne. twetimgeldi Profil fotosu çekilir: Sigara yakarken (10 tl.) Nargile içerken (20 tl.) Çarprazdan (30 tl.) Uzaklara düşünceli bakışlar (50 tl.) cekirge61 Suyun kaldırma kuvvetinden daha güçlü bişey varsa, o da otobüste beni bakışlarıyla yerimden kaldıran teyzelerdir. bonafides Çok ayakkabı yoktur, az dolap vardır. etkiliyorum Salih UYAN salih.uyan@ihlaskoleji.com twitter.com/etkiliyorum Kutsal meslek Son yıllarda yaşanan hızlı gelişmeler birçok şeyle birlikte öğretmenliğin tanımını da değiştirdi. Ama kullandığımız bilgisayarı bile düzenli olarak güncelleyen bizler, sıra zihniyet güncellemesine gelince hep “Birkaç yıl sonra hatırlat!” demeyi tercih ediyoruz. Mesela bir öğretmenin sınıfta “bilmiyorum” demesi hâlâ bir acziyet göstergesiymiş gibi algılanıyor. Hâlbuki öğretmen her şeyi bilen kişi olmak zorunda değildir. Şayet öyle olsaydı “Google” başöğretmen olurdu. Öğretmen takdir eden, ufuk açan, yol gösteren kişidir. Öğretmenin en büyük görevi öğrencinin gelişimine engel olmamaktır. Bir düşünürün dediği gibi, iyi öğretmen, kendini yavaş yavaş gereksiz kılabilen insandır. Mesela bir matematik öğretmeni kendisinin çözemediği bir soruyu öğrencisi çözdüğünde mahcup olmamalı. Bir futbol antrenörünün, kendisinden hızlı koşan futbolcuya karşı kompleks duyması düşünülebilir mi? Öğretmenin görevi, tıpkı bir antrenör gibi gerekli taktikleri verip motivasyonu yükselttikten sonra kenara geçip oyunu seyretmektir. Ama biz anasınıfından itibaren çocuklara “Çiçek ol evladım!“ deyip oyunu kendimiz oynuyoruz. Sonra da çocukların ileride kabak çiçeği gibi açılmalarını bekliyoruz. Bir de “öğrenci merkezli eğitim” diye bir şarkı tutturduk ama nakarat kısmı hariç sözleri bilen yok. Öğrenci merkezli eğitim, sınıfta öğrencinin aktif olduğu bir sistemdir. Yoksa öğrencinin okul, öğretmen ve veli tarafından merkeze alınıp hırpalandıkları bir sistem değil. Eğitimdeki mühim meseleleri öncelik sırasına göre yeniden değerlendirmek gerekiyor. Gazeteler atanamayan öğretmenlere yas tutuyor kaç zamandır. Ama atanmışların adanmışlığını sorgulayan yok. İlkinde mağduriyet birkaç binle sınırlı. Ama kendisini mesleğine adamayan atanmışların problemi koskoca bir ülkeyi mağdur edecek kadar mühim. Üniversitede okurken yemekler ucuz oluyor diye öğretmen evine gitmiştik arkadaşlarla. Yemekten sonra çay içmek için kafeterya bölümüne geçtik. Geçmez olaydık! Hiç bu kadar öğretmeni aynı anda okey oynarken görmemiştim. Moralim çok bozuldu. İçim sıkıldı. Ben de onlardan bir tanesi olacağım diye çok korktum. Her akşam vaktini okey oynayarak geçiren, kitap okumayan, fark oluşturmak için gayret etmeyen bir öğretmen sadece sıradan bir memurdur. Meslek için kullanılan “kutsal” kelimesini hiç kendisine atfetmeye kalkmasın. Üniversiteden mezun olduğu tarihteki bilgilerle ve zihniyetle mesleğini idame ettirmeye çalışan öğretmenler bu ülkenin belki de en büyük meselesidir. Kimseyi gelenekçi olmakla suçlamıyoruz. Çünkü bizim köklü bir eğitim geleneğimiz var. Ama gelenek, külleri saklamak değil ateşi canlı tutmaktır.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT