BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hak gelince bâtılın gittiği gün!..

Hak gelince bâtılın gittiği gün!..

Resûlullah efendimiz, Kâbe’yi tavâf etti. Tavâf sırasında Kâbe-i şerîfdeki putlar, elindeki değnekle işâret ettikçe ve dokundukça devriliyordu!..



Sevgili Peygamberimiz, “Kusv┠adlı devesinin üzerinde olduğu hâlde Harem-i şerîfe girdi. Kâbe-yi muazzamayı, deve üstünde yedi def’a tavâf etti. Tavâf sırasında Kâbe-i şerîfdeki putlar, elindeki değnekle işâret ettikçe ve dokundukça devriliyor ve “De ki hak geldi, bâtıl zâil oldu, çünkü bâtıl yok olmaya mahkûmdur” meâlindeki İsrâ sûresinin 8. Âyet-i kerîmesini okuyordu. Üçyüzaltmış put yerle bir edildi. Tavâfın yedinci şavtını, devresini bitirdikten sonra, devesinden inen sevgili Peygamberimiz, Makâm-ı İbrâhîm’de iki rek’at namaz kıldı... Öğle vakti girdiğinde, Resûl-i Ekrem Efendimiz Hazret-i Bilâl’e, Mescid-i harâm’da ezân-ı şerîf okumasını emir buyurdu. O da, derhâl bu mukaddes vazîfeyi îfâ eyledi. Ezân okunurken, mü’minlerin kalbinde engin bir sürûr meydâna geliyor, müşrikler ise, ziyâdesiyle elem ve üzüntü içinde kahroluyorlardı. “EY KUREYŞ CEMÂATİ!” Peygamberimiz, daha sonra Kâbe’nin anahtarını isteyip kapısını açtırdı. Yanında, Hazret-i Ömer, Hazret-i Bilâl-i Habeşî, Hazret-i Üsâmetü’bnü Zeyd ve Hazret-i Osmân bin Talha (radıyallahü anhüm) olduğu hâlde, Kâbe-i şerîfenin içine girdiler. İçeride kapıyı arkasına alarak iki rek’at namaz kıldı ve Beyt-i şerîfin içini dolaşıp her tarafında tekbîr getirdi ve duâ eyledi; bir müddet Kâbe-i şerîfenin içinde kaldı. Bu esnâda Hazret-i Hâlid bin Zeyd, kapıda duruyor ve izdihâm olmasını önlemeye çalışıyordu. Bu sırada Mekkeli Kureyş müşrikleri de, Mescid-i Harâm’a toplanıp, Kâbe’nin etrâfını sararak, korku ile karışık ümîdle, sevgili Peygamberimize bakıyorlar, haklarında verilecek karârı heyecânla bekliyorlardı. Zira onlar, Peygamber Efendimize ve Eshâbına her türlü işkenceyi yapmışlardı... Peygamberimiz, Kâbe-i şerîfenin kapısının eşiğinde durup vereceği hükmü sabırsızlıkla bekleyenlere karşı şöyle buyurdu: “Allah’tan başka ilâh yoktur. Yalnız Allah vardır. O’nun eşi ve ortağı yoktur. O va’dini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Bütün düşmânlarımızı dağıttı. İyi biliniz ki câhiliyye devrine âit olan eski görenekler, kan ve mal da’vâları artık şu iki ayağımın altındadır, ortadan kaldırılmıştır. Yalnız Kâbe hizmetiyle hacılara su dağıtma işi bırakıldı. Ey Kureyş cemâati! Allah, sizden eskiden kalma gurûru, babalarla, soylarla övünmeyi giderdi. Bütün insanlar Âdem’den, Âdem de topraktan yaratılmıştır.” Peygamberimiz sözlerine devâm ederek; “Ey insanlar! Biz, sizi bir erkekle bir kadından yarattık ve sizi milletlere, kabîlelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız (öğünesiniz diye değil.) Allah katında en iyiniz, takvâsı en çok olanınızdır. Şüphesiz ki, Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdârdır” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okudu. (Hucurât sûresi, 13) Sonra da Sevgili Peygamberimiz, korku içinde ne yapacaklarını şaşırmış haldeki müşriklere bir müddet baktı: “Ey Kureyş topluluğu! Şimdi size nasıl muâmele edeceğimi sanıyorsunuz?” diye sordu. “SENDEN İYİLİK BEKLERİZ” Kureyşliler: “Biz, senden hayır umarız, sen kerem ve iyilik sâhibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sâhibi bir kardeş oğlusun! Ancak bize hayır ve iyilik yapacağına inanırız” dediler. Peygamberimiz onlara tebessüm buyurdu ve “Benim hâlimle sizin hâliniz, Yûsuf’un (aleyhisselâm) kardeşlerine söylediği gibi olacaktır. Yûsuf’un kardeşlerine dediği gibi ben de size: ‘Bugün artık size geçmişten sorumluluk yoktur, günâhınızı yüzlerinize vurmak sûretiyle benim tarafımdan size, bir kınama ve ayıplama yoktur; Allahü teâlâ, sizi mağfiret buyursun’ (Yûsuf suresi, 92) derim. Haydi gidiniz, serbestsiniz” buyurdu. Mekke’nin fethinin ikinci günü, Peygamberimiz bir hutbe daha okudu. Bu hutbesinde, Müslümânların kardeş olduklarını ve karşılıklı haklarını ve daha birçok husûsu bildirdi. Peygamberimiz umûmî af i’lân ettikten sonra, Kureyşliler Müslümân oldular. Seneler önce kendilerini îmâna da’vet ettiğinde inanmayanlar, o gün Safâ Tepesinde Peygamberimize bîat ettiler. [Görüldüğü gibi bu fetih, târihte bir eşi-benzeri olmayan, görülmeyen ve duyulmayan bir hâdisedir.]
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT