BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İsrail değişir mi?

İsrail değişir mi?

İsrail seçiminden 3 partili bir koalisyon çıkma ihtimali giderek yükseliyor. Aşırı dinci partilerin ve Evimiz İsrail’in hükümet dışında kalacağı bir formülde hem Filistinlilerle barış hem de Türkiye’yle ilişkilerin düzeltilmesi yönünde önemli adımlar atılabilir.



Likud Partisi’nin lideri Benyamin Netanyahu (sağda) ve İşçi Partisinin lideri Ehud Barak... Her ikisi de 120 sandalyeli İsrail Parlamentosu’nda yer almak için şimdiden seçim kampanyalarına başladı. NORMALLEŞMEYE KATKI Türkiye, İsrail seçiminin, ikili ilişkilerin normalleşmesine katkı sağlayacak bir sonuç vermesini arzuluyor. “Tedbir paketi”nin bir bölümünün neredeyse askıya alınmış olması, Türkiye’nin temkinli ama tahrikkâr olmayan tutumunun bir göstergesi... Mavi Marmara olayının üzerinden neredeyse iki yıl geçti. Türkiye’nin, İsrail’le ilişkilerini normalleştirmek için ileri sürdüğü ön şartlar bugüne kadar karşılanmadı. İsrail’de yaşanmakta olan siyasi krizin koalisyon hükümetini dağılmanın eşiğine getirmesi, 2013’te yapılması planlanan seçimlerin bir yıl öne alınması ihtimalini doğurdu. Eylül başında yapılacak seçimde oluşacak yeni hükümetin Türkiye’nin beklentilerini ne ölçüde karşılayacağını şimdiden kestirmek zor. BAĞIMSIZ FİLİSTİN’E KARŞILAR İsrail seçim sistemi ülkenin daima koalisyonlarla yönetilmesine yol açıyor. 2009’daki genel seçimde Benyamin Netanyahu’nun sağcı Likud Cephesi 120 üyeli Knesset’te (İsrail Parlamentosu) 27 sandalye elde etmişti. Netanyahu’nun ana koalisyon ortakları Avigdor Lieberman’ın Evimiz İsrail Partisi (Yisrael Beitaynu) ve Ehud Barak’ın İşçi Partisinin sandalye sayılarının toplamı ise 28’di. Üç partili bir koalisyonla ancak 55 sandalyeye ulaşabilen Netanyahu, Knesset’te güvenoyu alacak çoğunluğu elde edebilmek için geleneksel bir metoda başvurarak, aşırı dinci partileri de koalisyona kattı. Haham ve matematik profesörü olan Daniel Herschkowitz liderliğindeki Yahudi Evi Partisi (Habayit Hayehudi) ile Eli Yishai liderliğindeki Sefarad Tevrat Müdafileri (kısa adıyla SHAS) Netanyahu’nun kabinesinde bakanlıklar elde ettiler. Hükümetin hayatta kalabilmesinin kendilerinin verdiği desteğe bağlı olduğunu bilen bu iki dinci parti özellikle Filistinlilerle barış girişimlerini, Evimiz İsrail Partisi’yle birlikte baltaladılar; işgal altındaki topraklarda yeni Yahudi yerleşim birimleri açılmasını savundular ve İsrail’le yan yana yaşayacak bağımsız Filistin devleti fikrine karşı çıktılar. Fakat hükümet krizi Filistin meselesinden değil, mecburi askerlik konusundan çıktı. Kurulduğundan bu yana sürekli çatışma halinde bulunan İsrail’de herkesin 18 yaşında askere gitmesi mecburi. Erkekler üç yıl, kadınlar ise 21 ay askerlik yapıyor. Bazı ülkelerde olduğu gibi, üniversite öğrenciliği yüzünden tecil, kısa dönem ya da bedelli askerlik gibi uygulamalar yok. Bu durumun tek istisnası aşırı dincilerin, Yeşiva’ya (dini okul) devam etmeleri şartıyla askerlikten muaf sayılmaları. 2002’de Ehud Barak’ın başbakanlığı sırasında kabul edilen bir kanunla aşırı dinci Yahudiler bu istisnayı kullanarak askerlik yapmıyorlar. Bu ise İsrail’de çoğunluğu oluşturan laik kesimlerin (İsrail’de “laik” kelimesi, hayatının her alanını Yahudi şeriatına göre tanzim etmeyen kişiler için kullanılıyor) yoğun tepkisine yol açıyor. Şubat 2012’de İsrail yüksek mahkemesinin kanunu eşitlik ilkesine aykırı bulunca, koalisyon hükümetindeki görüş ayrılıkları su yüzüne çıktı. Aşırı dinci partiler muafiyet uygulamasının mutlaka devam ettirilmesi gerektiğini savunurlarken, aşırı sağcı Evimiz İsrail Partisi hiç kimsenin askerlik hizmetinden istisna tutulmaması gerektiğini ilan etmekle kalmadı, askerlik muafiyetini çok özel durumlar hariç kaldıran bir kanun teklifini Knesset’e sundu. Avigdor Lieberman, tekliflerine destek gelmemesi halinde koalisyondan çekileceklerini açıkça ilan etti. Koalisyon’un diğer ortakları Netanyahu ve Barak ise “İsrail toplumunun bütün kesimlerinin askerlik yükünü eşit biçimde paylaşmasını düzenleyen yeni bir kanuna ihtiyaç olduğunu” dile getirerek orta yol bulmaya çalışıyorlar. Fakat görünen o ki, yaşanmakta olan kriz İsrail hükümetini dağıtacak. Muhtemelen gelecek hafta erken seçim tarihinin 4 Eylül olarak netleşmesinin hemen ardından Knesset feshedilecek. LİKUD OYLARINI ARTIRABİLİR İsrail’deki son kamuoyu yoklamaları Likud’un yapılacak bir erken seçimden milletvekili sayısını artırarak çıkacağını gösteriyor. Ana muhalefetteki Kadima ise 2009 seçiminden bu yana sürekli kan kaybediyor. Kadima’nın mevcut milletvekili sayısı olan 28’in yarısına bile ulaşması zor görünüyor. Ekonomik krizin de etkisiyle İşçi Partisi’nin oylarında yukarıya doğru bir hareketlenme söz konusu. Evimiz İsrail Partisi ise küçük bir oy kaybına uğrayabilir. Yapılacak seçimin sürprizi ise uzun yıllardır sürdürdüğü gazetecilik mesleğini ocak ayında sona erdirerek, Gelecek Var (Yeş Atid) Partisini kuran Yair Lapid’den gelebilir. Kamuoyu yoklamaları Gelecek Var Partisi’nin 11-12 milletvekili çıkarabileceğini, böylece bir sonraki hükümetin kurulmasında kilit rol oynayabileceğini gösteriyor. Kadima liderliğini Mart 2012’de yapılan kongrede Şaul Mofaz’a kaptıran ve 1 Mayıs’ta milletvekilliğinden istifa eden eski dışişleri bakanı Tzipi Livni’nin de Gelecek Var Partisi’ne katılması yüksek ihtimal. Bu durumda Gelecek Var, gücünü daha da artırabilir. Bu ise Kadima’nın iyice erimesine sebep olabilir. İRAN YİNE TARTIŞMA KONUSU Bugünden değerlendirme yapmak çok zor olsa da, İsrail seçiminden 3 partili bir koalisyon çıkma ihtimali giderek yükseliyor. Aşırı dinci partilerin ve Evimiz İsrail’in hükümet dışında kalacağı bir formülde hem Filistinlilerle barış hem de Türkiye’yle ilişkilerin düzeltilmesi yönünde önemli adımlar atılabilir. Diğer yandan, İran’a yapılabilecek bir saldırının gündemden düştüğü bugünlere kıyasla, Eylül ayında yeni koalisyon pazarlıkları yapılırken, İran’a karşı nasıl hareket edileceği konusunun hararetle tartışılması beklenebilir. MAVİ MARMARA BEKLİYOR Türkiye, İsrail seçiminin, ikili ilişkilerin normalleşmesine katkı sağlayacak bir sonuç vermesini arzuluyor. Palmer Raporu’nun açıklanmasından sonra Eylül 2011’de ilan edilmiş olan beş maddelik “tedbir paketi”nin bir bölümünün neredeyse askıya alınmış olması, Türkiye’nin temkinli ama tahrikkâr olmayan tutumunun bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Zira Türkiye bu pakette yer alan “Mavi Marmara olayının Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesi” hususunda bugüne kadar tek bir adım atmadı. Yine pakette yer alan “Doğu Akdeniz’de seyrüsefer serbestisini temin etmek için her türlü tedbirin alınmasıyla” ilgili olarak mümkün olduğunca soğukkanlı davrandı. İsrail donanmasının bazı yardım gemilerini zorla durdurarak, kendi limanlarına çekmesine ses çıkarmadı. Gazze’ye yapılan İsrail saldırılarına karşı Dışişleri Bakanlığı’nca dile getirilen rutin tepkilerin ötesinde bir adım atılmadığı gibi, evvelce İsrail’le ilişkilerin normalleşebilmesi için bir ön şart olarak tespit edilmiş olan “Gazze ablukasının kaldırılması” konusunda da planlı bir girişim başlatılmadı. Dahası, genel olarak Arap Baharı’nın, özelde ise Suriye’deki durumun ortaya çıkardığı bölgenin geleceğine ilişkin belirsizlikler Türkiye’nin dış politikasını o kadar çok meşgul etmeye başladı ki, İsrail’le yaşananlar gündemin çok alt sıralarına düştü. YENİ BİR SAYFA AÇILABİLİR Türkiye’nin İsrail’le ilişkiler konusundaki bu sabırlı tutumu, sonbaharda kurulacak yeni İsrail hükümetinde barış yanlılarının çoğunluğu oluşturmaları durumunda iki ülke ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılabileceğini akıllara getiriyor. Elbette bu yeni sayfa ancak İsrail’in Mavi Marmara olayı dolayısıyla Türkiye’den resmen özür dilemesi ve saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine, yaralananlara ve kötü muamele görenlere tazminat ödemesiyle açılabilir. Bu iki talebin karşılanması halinde, Türkiye’nin üçüncü ön şartı olan Gazze ablukası konusunda geri adım atması söz konusu olabilir. Diğer taraftan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun TBMM kürsüsünden dile getirdiği gibi Türkiye’nin Arap Baharı’na öncülük etmesi gerçekten bir dış politika önceliğiyse ve önümüzdeki dönemde dış politikamız Arap Baharı’na endeksli olarak şekillenecekse, Arap dünyasındaki itibarını yüksek tutmak adına Ankara’nın bir süre daha İsrail’le gergin ilişkiler yürütmeyi tercih edebileceği de unutulmamalıdır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT