BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Milli Takım!..

Milli Takım!..

Ben, “milli takımımız” konusunda “karar vermek için” zamanın henüz “çok erken” olduğunu düşünüyorum...



Ben, “milli takımımız” konusunda “karar vermek için” zamanın henüz “çok erken” olduğunu düşünüyorum... Türk Milli Takımı’nın art arda yaptığı 5 hazırlık maçı için “sonuç olarak” da “futbol” olarak da, “çok olumlu” yazılar yazan arkadaşlarımız var!.. “Olumlu” sonuçlara rağmen “oynadığımız futbolu”, hatta “ağır” şekilde eleştiren arkadaşlarımız da var!.. Hazırlık maçlarını “sadece skor ve oynayan / oynatılan futbolcular” yönünden ele alırsak, “ilk” gruptaki arkadaşlara, “saha içine getirdiğimiz futbolun stratejik / taktik görüntülerine bakarsak” da “ikinci” gruptaki arkadaşlara hak vermek gerekiyor!.. Ben, “milli takımımız” konusunda “karar vermek için” zamanın henüz “çok erken” olduğunu belirterek, “hazırlık maçlarının en ağırlıklıları olan” son iki maç (Portekiz / Ukrayna) için sadece bir hususa dikkat çekmek istiyorum; “Bu maçlarda en iyi oyuncularımızın kalecilerimiz olması, acaba hangi anlama geliyor?..” Tarih ve tekerrür!.. Neredeyse gırtlaklarına kadar “şike ve teşvik primi iddialarına batmış”, spor hukuku bakımından “ceza almış”, ceza hukuku bakımından da ilgili mahkemede haklarında “ağır hapis cezaları istenenler”, yıllardır ve daha da önemlisi 3 Temmuz şike süreci başladığından beri, “Adnan Polat üzerinden Galatasaray’ı da, kurtulmak için çırpındıkları batağa çekmek isteyenler”, Türk Adaletinden “tek celsede” hak ettikleri cevabı aldılar; “Biz mağdur olduk” gerekçesiyle “davaya müdahil olma talepleri” reddedildi ve de “Adnan Polat beraat etti!..” Elbette, “yukarıda yazdıklarım” hiç kimsenin şüphesi olmasın ki; “Fenerbahçe için değildir”; sadece ve sadece “Fenerbahçe’yi bir süreden beri yöneten zihniyet” içindir!.. Ne yazık ki, “aynı” zihniyet, Fenerbahçe gibi Türk Sporunun “lokomotifi olan” dev kulüplerden birini, bugün “çıkmaz bir sokağın içine sokmuş”, şike süreci başladığından beri, “En iyi savunma hücumdur” gibi “çok hatalı ve olumlu sonuç vermesi mümkün olmayan”, dahası “kurumdan çok şahısları kurtarma üzerine kurulan” bir stratejinin peşinde koşularak, siyasetçileriyle, Federasyonlarıyla, savcı ve hâkimleriyle, rakip kulüpler ve yönetimleriyle, spor medyasının önemli bölümü ve yazar - çizerleriyle, hatta “bazı” inanç gruplarıyla, kısacası hemen hemen herkesle kavgaya girilmiş, hücum halkasına UEFA da eklenmiş, buna karşılık “günlük” ve de “taraftara ve takıma dayalı taktik pırıltıların oluşturacağı büyünün sorunu çözebileceği” sanılmış, “bu stratejinin sonuç vermediği” ortaya çıkınca da, “çaresizlik” içinde yapılan son bir açıklama ile, “iş, kurum ve kişileri tehdit ve savaş ilânı gibi”, sporda olmaması gereken bir mecraya dökülmüştür!.. Bu “zor” ve “acıklı” durumun sebebi bellidir; “özeleştiri yapmamak, yapılmasına da imkân ve fırsat vermemek”, özetle “Acaba bu duruma gelinmesinde bizim yöneticilerimizin de hataları / payları var mı” sorusunun sorulmasını engellemek için her şeyi yapmak ve çok nadir olarak çıkabilen “Yanlış yapıyorsunuz” diyenlerin seslerini kesmek, hatta “kulüpten bile ihraç etmek!..” Tarihte, “En büyük sensin, sen hatasızsın” diyenlerin etrafını çevirdiği liderlerin sonları ile ilgili “yüzlerce örnek” vardır ve “onun için” Mehmet Akif de demiştir ki: “Tarihi ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?..” Yanına kâr mı kalacak?.. Aradan kaç gün geçti; Türkiye Futbol Federasyonu yönetim kurulu üyesi bir tane “saygın” kişi de çıkıp, “Ben, UEFA’ya yalan beyanda bulunan ve bu yüzden hem Beşiktaş’ı, hem Türk Futbolunu küçük düşüren bir zatın başkanlığını yaptığı bir yönetimde daha fazla görev yapamam” diyerek istifa etmedi; spor adına da, spor yöneticiliği adına da, spor etiği adına da yüz kızartıcı bir durum!.. Aslında, Türk sporuna, Türk Futbolu’na, Türkiye’ye “uluslararası arenada böyle ağır bir darbe vuran” zat ile ilgili olarak, Spor Bakanlığı’nın ve Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün de “sessiz kalması” üzücü!.. O zat, “pişkin” olabilir; ama Türk Sporu’nu ve Türk Futbolu’nu yönetenlerin “pişkin olma” hakları yoktur ve olamaz!.. Konuştukça batıyorlar!.. Güldürüyor beni, benim gibi “futbolla ilgilenen” herkesi, Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ın “Amrabat için” söyledikleri!.. Çok zaman “susmak, susabilmek, konuşmaktan daha büyük erdemdir!..” Sayın Başkan, “gerçeklere ve olanlara ters” öyle sözler ediyor ki, sanki “Galatasaray’ı hiç ama hiç sevmeyen”, hatta çok zaman “saygı duymayı bile unutan” sevgili Süleyman Hurma’yı “haklı çıkarmak için” yarışıyor!.. Galatasaraylı yöneticilerin ve bu arada Başkan’ın Amrabat işini yüze göze bulaştırdıkları ortada, konuştukça da battıkları!.. Bu işi halledecek olan Amrabat değil, Galatasaray Başkanı ve yönetimidir; Aysal, eğer “gerçekten Galatasaray Başkanı ise”, artık pazarlık dahi etmeden, “ne istiyorlarsa, parayı bastırıp almalıdır” Amrabat’ı; yok “bunu yapamıyorsa”, bir daha konuşmamak üzere susmalı ve herkesi kendisine güldürmemelidir!.. Aynaya bakabilmek!.. Ali Koç diyor ki; “Wild Card olayında CEV ile Türk Voleybol Federasyonu, Galatasaray’ı kullanıp, Fenerbahçe’nin hakkını yediler!..” Fenerbahçe Yönetimi açıklama yapıyor; “UEFA ile Türk Futbol Federasyonu, Fenerbahçe üzerinden Türk Futbolunu feda edecekler!..” İyi de, “düşünmeleri gereken” bir husus yok mu; “Kullanıldı” dedikleri Galatasaray “Voleybolda Şampiyonlar Ligi’ne gidiyor”; Fenerbahçe ise “Futbolda Şampiyonlar Ligi’ne gidemedi”, önümüzdeki sezonda da “nereye gideceği” meçhûl; son açıklamalarındaki “gizli” endişeye bakarsak “önümüzdeki sezon / sezonlar da gidemeyecek” galiba!.. Peki, bu acı tablodan “kim sorumlu” ve “sorumlu olanlar” durmadan nasıl bu kadar rahat ve çok konuşabiliyorlar?.. Hollanda!.. Euro 2012 dün gece başladı, ben bu satırları yazarken, “ilk” maça daha 10 saat vardı!.. Doğrusu ya, “futboldan öylesine soğudum” ki, içimden “Avrupa Şampiyonasını bile” seyretmek gelmiyor. Roland Garros’un değil finalistlerinin karşılaşmalarını, tenisin “başaltılarının maçını bile” seyretmeyi yeğlerim ya da “ikinci kategori” bir bisiklet turunu bile!.. Gene de, içimden “Bu defa Hollanda kazansa” diye geçiyor; büyük turnuvaların “en iyi futbolunu oynayan” ama “hak ettiği kupaların çoğunu”, şanssız olarak kaybede kaybede bugüne gelen Hollanda!.. Doğrusu şu; “olacaksa” İspanya’nın yerine Hollanda’yı, “olacaksa” Almanya’nın yerine İsveç’i “kupa alırken” görmek isterim!.. Burak!.. Bana da soruyorlar; “Burak İtalya’ya, Lazio’ya gidiyormuş, ne olur?..”Cevabım kısa oluyor; “Guiza burada ne olduysa, Burak da İtalya’da o olur!..” Ve de ekliyorum; “İnşallah yanılırım!..”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT