BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Siyasetçinin kendini yokluğa mahkûm etmesi

Siyasetçinin kendini yokluğa mahkûm etmesi

Pek az istisna bir tarafa bırakılırsa bizde politikacı, meclise bir kere seçilince oraya hep seçilmeyi kendisi için -âdeta- müktesep bir hak görmekte, bir ‘Ankara demirbaşı’ doğmakta. Tekrar vekil olmazsa sözde danışmanlık, o da olmazsa güya yönetim kurulu üyeliği hedeftir.



Pek az istisna bir tarafa bırakılırsa bizde politikacı, meclise bir kere seçilince oraya hep seçilmeyi kendisi için -âdeta- müktesep bir hak görmekte, bir ‘Ankara demirbaşı’ doğmakta. Tekrar vekil olmazsa sözde danışmanlık, o da olmazsa güya yönetim kurulu üyeliği hedeftir. Bunlara nail olamayınca da bu defa bitmez-tükenmez politik dedikodularla ömür tüketilmekte. O, meclise girmiş, düşmüş-kalkmış, tecrübe sahibi olmuş insanlar, hâlâ ihtiraslarına mağlup mu olmalı, yoksa “bu millet, dişinden-tırnağından arttırıp bana imkânlar sundu, şimdi sıra bende” mi demeli? Eli kalem tutan siyasetçimiz çok az. Fikir eseri yazmıyorlar. Hatıra yazmıyorlar. Yarınlara teklif bırakmıyorlar. Zaten edebiyatçı olan hemen hiç mevcut değil. Onların söyleyecek sözleri, fikirleri mi tükendi? Bill Clinton, yerinden ayrılınca koskoca hacimli bir kitap yayınlamıştı. Şimdi dünyanın değişik yerlerinde verdiği konferanslarıyla ciddi paralar kazanmakta. Eğer vekillikten maksat, hizmetse o zaman elde edilen tecrübelerle eser yazılabilir. Bugün Avrupa, İngiltere eski dışişleri bakanı Davit Owen’ın kitabının münakaşasını yapmakta. Eski bakan, yeni çıkan kitabında AB’ye eleştiriler getiriyor. Mevcut AB’yi tartışmakta, yarınki AB’yi konuşmakta. Akıl için yol bir. Bu AB’nin yaşamasının mümkün olmadığını kaç yıldır biz de yazmaktayız. Owen da onu diyor. ‘Türkiye ve İngiltere öncülüğünde yeni bir ortak pazar kurulmalı’ teklifini yapıyor. Peki, bizim bırakınız bir veya iki dönem seçilip de orada-burada kahvehane seviyesinde laf üretenleri, vaktiyle uzun seneler boyu Ankara’dan ses vermiş simaları neden şu gün memleketin temel problemleri için iki satır çiziştirmezler? Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Korkut Özal, Erkan Mumcu, Mehmet Ağar, Recai Kutan... genel başkan, dışişleri bakanı, içişleri bakanı ve daha onlarca isim, niçin mesela Kürt problemine dair, AB’ye dair, İran’a, Suriye’ye, Arap Baharına, petrole, suya dair kalem oynatmazlar? Bir söz vardır, “benimle beraber mezara gidecek!” derler. Buna kimin hakkı var? Aslında o sözle vebal, mezara taşınmıyor mu? Kitap yazabilirler. Veya yazdırırlar. Kendileri anlatır bir nâşir çözümünü yapar. Dergilerde makaleleri, gazetelere açık görüşleri çıkabilir. Tv’ler kapalı değil. Muhakkak diyeceklerinden istifade edilecek taraf vardır. İlla miting meydanı veya meclis kürsüsü şart mı? Siyasetçi, daha da mühimi devlet adamı, hatta üst bürokrat, o kadar birikimden sonra kendini yokluğa, iki koruma himayesinde yaşamaya mahkûm edemez. Evinde de olsa hapiste de olsa yazmalı, fikir, proje üretmeli. Kimseye küsmeye hakkı olamaz. Bir eser, belki de aynı zamanda bir müdafaadır.
Reklamı Geç
KAPAT