BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bugün bir yere davetliyim”

“Bugün bir yere davetliyim”

“Kapıyı açtım ki bir de ne göreyim Allah’ım... Süper bir iftar sofrası beni beklemiyor mu? Nefis çorba kokusu içime sinerken ‘Allah’ım şükürler olsun’ dedim...”



Yine böyle bir ramazan günü... Denizli’de bir fabrikada çalışıyordum. Bir arkadaşımla birlikte bir bekârevinde kalıyorduk. Arkadaşım da başka bir işte çalışıyordu. Benim fabrikada yaptığım iş sürekli ayakta ve hareket halinde olan bir işti. Ekmek parası ve rızık peşinde koşuyorduk... Ramazan başlamıştı. Elhamdülillah bu zamana kadar orucumuzu hiç aksatmadık. O gün de aksatmadan tutuyorduk. Haliyle beden işi olduğu için, sarsılıyorduk. Ama bedenen sarsılsak da ruhen aldığımız huzur bize yetiyordu. Bu gönül huzurunu oruç tutanlar iyi bilir... Ramazanın ortası olmuştu. Geçmiş gün, arkadaşım o sabah başka bir yerde çalışmaya gidecekti. Çıkarken dedi ki: -Ahbap bugün ben bir yere davetliyim. -Afiyet olsun. -Yani, bugün yemek yapma şansım yok... -Aldırma, ben başımın çaresine bakarım... Sana afiyet olsun. Arkadaşımın iş yeri kaldığımız bekârevine daha yakın olduğu için sağ olsun akşam yemekleri hep o hazırlardı. Bu sabah davetli olduğunu onun için söylemek durumunda kalmıştı. Neyse sabah, arkadaşım kendi işine ben kendi işime yollandık. Benim için o gün de bayağı bir yorucu geçti... Akşam olsa da bir an önce eve gitsek diye düşünür olmuştum. Bu arada akşama evde yemek de olmayacaktı. Ben kendi imkânlarımla iftar sofrası hazırlayacaktım. Hatırıma bir arkadaşın bir iftar vakti söylediği söz geldi... “Dünyada, iftar vakti bir tas çorbayı yalnız başına içmek zorunda kalan kimseden daha garibi yok” diyordu. Ve ben bu akşam eğer çorba pişirebilirsem yalnız başıma içecektim. Derken saatler birer birer geçti. Mesaiden çıktık. Akşam olmuştu... Eve ulaşmama metreler kala ezan duyuldu. Ben daha eve gideceğim de... Yiyecek bir şeyler hazırlayacağım da... Sofraya oturacağım da... Ama o kadar da acıkmışım ki. Bir de eve gidince yemek hazırlama psikolojisi bende moralleri sıfıra indirmişti. Aç, yorgun ve yapayalnız kupkuru bir ev... Bu sıfır moralle eve ulaştım. Kapıyı açtım ki bir de ne göreyim... Süper bir iftar sofrası beni beklemiyor mu? Nefis çorba kokusu içime sinerken “Allah’ım şükürler olsun” dedim. Peki ama bu nasıl olmuştu? Meğer canım arkadaşım yine evdeydi... Yine iftar sofrasını hazırlamıştı... -Hani sen bir yere davetliydin? -Davet iptal oldu. Ben de erkenden gelip sofrayı hazırladım... -Ama o kadar iyi ettin ki sevgili dostum... Şu an gönlüm öyle hoş oldu ki anlatamam dedim ve boynuna sarıldım... Ve inanın bu olaya hâlâ bir anlam veremedim... Şimdi aradan yıllar geçti... Her ramazan bu iftar hep aklıma gelir... Bekir Çabuk-İstanbul
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT