BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şer ittifakı kurdular rüzgâra teslim oldular

Şer ittifakı kurdular rüzgâra teslim oldular

Fahr-i âlem uzun uzun ufka bakar önce Yemen’i müjdeler, sonra “Le tuftuhannel Konstantiniyye fele ni’mel emiri emiruha ve le ni’mel ceyş zalikel ceyş” buyururlar. RüzgÂr gitgide artar, çadırların kazıklarını söker, lime lime yırtar. Kazanlar uçuşur, hayvanlar kaçışır. Başlarına kum çakıl yağar, ağızlarına gözlerine toz dolar.



Efendimiz’inizinde-25 M. SAİD ARVAS yazıyor msarvas@ihlas.net.tr Medineli Müminler sadece Kureyşli müşrikler tarafından tehdit edilmez, yerli Yahudi’ler de ihanet için fırsat beklemektedirler. Nitekim Yahudilerden bir heyet Mekke’ye gider, “gelin Muhammed’in üstüne birlikte yürüyelim” derler. Sonra döner Gatâfanları ayaklandırırlar, hatta Hayber’in o yıl ki hurma gelirini onlara bağışlarlar. Mürre Oğulları, Süleymoğulları, Ehabiş derken büyük bir kalabalık toplarlar. Hicretin 5. yılı... Şevval... Nasıl soğuk, nasıl kurak, çat çat ayaz. Kureyş 4 bin kişi ile yola çıkar. 400’ü atlıdır, yanlarında 1.500 deve vardır ayrıca. Gatâfan kabileleri Uyeyne ve Hâris komutasında toplanırlar. Fezâre oğulları, Kinaneler, Sakifler ve Eşca... Ki hepsini sayarsanız sayıları on bini aşar. Aynı görüşte olmayan hizbler İslâm düşmanlığında birleşir ki bu yüzden ol gâzâya “Ahzab” (hizbler) denir. Küfür “tek” millettir zira. Medine’liler yine eskisi gibi bağlarında bahçelerindedirler. Huzaalı bir süvari çatlatasıya at sürer ve dört günde Münevver beldeye ulaşır. “Hazırlanın” der, “geliyorlar!” Efendimiz her zaman yaptığı gibi eshabını toplar, fikirlerini sorar. Selmân-ı Farisi Hazretleri “İran’da güçlü düşmanın karşısına çıkmazlar” der, “hendek kazar ardında mevzi tutarlar.” Efendimiz ve diğer sahabeler de bu tedbiri uygun bulurlar. Medine’nin dış evleri bitişiktir, bu yüzden kale duvarını andırır. Diğer kısımlarda hurmalıklar çalılıklar vardır kolay aşılmaz. Sadece Sel Dağı’nın önü açıktır, eğer orayı da kazarlarsa... Derhal işe girişirler, bulan zenbille bulamayan eteği ile toprak taşımaya başlar. Atılabilecek taşları kenara yığarlar ki ciddi bir silahtır o yıllarda. Müminler, Beni Kureyza Yahudileri ile sulh etmişlerdir. Hatta onlardan toprak kazmak için alet edavat alırlar. Liderleri Ka’b bin Esed “ben Muhammed ile ahdettim, onlardan dürüstlük ve vefa gördüm” dese de müşriklerden Hay bin Ahtab vaadlerde bulunur, fikrini bozar. Efendimiz söylentilere itibar etmez, Sa’d bin Muaz, Sa’d bin Ubâde, İbn-i Revâha ve Havvat bin Cübeyr’i yollar, bizzat kendi ağzından tavrını sorar. Ne yazık ki şer ittifakına katılmışlardır. İçten dıştan kuşatma... Hadiseyi anlatacak tek kelime vardır: “Muhasara!” Efendimiz zor şartlara aldırmaz, Zübab Dağı üzerine cenk çadırını kurar. Her mümine 4 arşın civarında hendek düşer ki, derinliği iki adam boyunda olacaktır, eni hızla koşan bir atın atlayamayacağı kadar. Hendek hızla tamamlanır ancaaak. Ancak toprağın bir karış kadar altından çıkan bir kaya damarı her şeyi altüst eder. Hendeği köprü gibi yaran kitle ortadan kaldırılmazsa bütün emekler zayi olacaktır. Bu kaya taştan ziyade donmuş demiri andırır. Sahabiler keskilerle külünklerle girişir, kıymık koparamazlar. Kureyşlilerin def sesleri, naraları uzaktan uzağa duyulmaya başlamıştır ki kaya olanca haşmetiyle ortadadır hâlâ. Müminler garip ve mahzundurlar. Ölüm gözlerinde yoktur ama şu üçbeş mücahid de şehid olursa... Gerisini düşünmek bile istemezler. Maazallah! Efendimiz mütebessim ve rahattırlar. Mücadelelerinde yeise yer olmadığını gösterir, sakin sakin balyozu alır ve tekbirle vururlar. Taştan müthiş bir çatırtı kopar, kıvılcımlar sıçrar. Efendimiz mânâlı mânâlı gülümser Şam şehrini müjdeler Müslümanlara. Efendimiz balyozu bir kere daha kaldırır, besmeleyle indirirler bu defa. Korkunç bir gürültü, şavkı ufku tutar. Adı güzel Muhammed “İran ülkesinin anahtarları elime verildi, Medayin şehrinin köşklerini görüyorum” buyururlar. Efendimiz üçüncü kez öyle bir “Ya Allah!” derler ki, müminlerin içi hoş olur. Balyoz indiğinde ortalık ışık denizi gibidir. Çatırtı kulakları çökertir. Müthiş ses civar dağlardan yankılanıp geri gelir. Fahr-i alem uzun uzun ufka bakar önce Yemen’i müjdeler, sonra “İstanbul elbette feth olunacaktır, onu feth eden komutan ne güzel komutandır, onu feth eden asker ne güzel asker“ buyururlar. Kaya un ufak olmuştur, kürekleyip atarlar. Müminler yerlerini alırlar. Münafıklar değişik bahanelerle ayrılırlar. Kendi aralarında “ne Şam’ı, ne İstanbul’u” diye fısıldaşırlar, “abdeste çıkamıyoruz korkumuzdan.” Efendimiz kadın ve çocukları hisarlara (Medine’de güçlü taş evler vardır) taşır. Seleme bin Elsem 200, Zeyd bin Harise ise 300 adamıyla Medine sokaklarında dolaşır, kalabalık sansınlar diye tekbir getirir, ses yaparlar. Müşrikler sırt sırta yaslanan evleri geçemez, yüksek duvarlı hurma bahçelerini aşamazlar. Gelebilecekleri tek yönde de karşılarına hendek çıkınca... Bunu beklemiyorlardır çok şaşırırlar. Kılıçları kınlarında kalır, sadece ok atar, taş savururlar. Yine de beş savaşçı hendeği geçmeye muvaffak olur. Bunlardan biri ünlü silahşör Amr’dır, er diler karşısına. Bunun üzerine Hazret-i Ali çıkar ve onu cehenneme yollar. Sonra diğerlerinin üstüne yürür Hubeyre, İkrime ve Dırar kaçar, Nevfel çukura düşüp boynunu kırar. Kuşatma esnasında kafirler arasında bulunan Nuaym bin Mes’ud (ki gizli Müslümandır) bir şekilde Efendimize gelir. “İzin var mı” der, “bunların arasını bozayım. Yalnız mahsurlu şeyler de söyleyebilirim bu arada...” Efendimiz münasip bulurlar. Hazret-i Nuaym, Yahudilere “bak yarın Kureyşliler çeker gider” der, “kala kalırsınız burada. Mekke asilleri çocuklarını rehin versinler, kendinizi sağlama alın!” Ardından Kureyşlilere gider, “bunlar sıkıya dayanamaz cayarlar, yarın sizden rehin isterlerse şaşmayın!” Dediği gibi olur Yahudiler rehin kelimesini ağızlarına alınca Mekkeliler çok öfkelenir, hakaret yağdırırlar. Münakaşa alevlenir, köprüler atılır, herkes ayrı baş çekmeye başlar. Kuşatma 23 gün sürer, soğuk ve kuraklık had safhadadır atlar develer bile dayanamaz. Saldırganların morali bozulur, gözleri yılar, savaşacak takâtları kalmaz. Ahzab gecesi nasıl karanlıktır anlatılamaz. Derken müthiş bir rüzgâr çıkar. Efendimiz, Hazret-i Huzeyfe’ye “git içlerine gir, haber getir” buyururlar. Huzeyfe (radıyallahu anh) çok üşümüştür, pek yorgundur ama emri alınca hamamda dolanır adeta! Bütün endişeleri zail olur. Bakın şu rahatlığa ki müşriklerin meclislerinde oturur. Hatta “aramıza sızanlar olabilir” der, yanındakinin elini tutup, adını sorar. Ebu Süfyan bitmiş tükenmiştir. “Ya Ma’şerel Kureyş durulacak yerde değiliz, helak olacağız” der açıkça. Rüzgâr gitgide artar, çadırların kazıklarını söker, bezlerini lime lime yırtıp önüne katar. Kazanlar uçuşur, hayvanlar kaçışır. Başlarına kum, çakıl yağar, ağızlarına gözlerine toz dolar. İçlerine nasıl bir korku düştüyse bırakıp kaçarlar. KARARGÂH BURADA Yedi Mescidler Hendek savaşı esnasında sahabelerin namazgâh olarak kullandıkları alanlardır. Emeviler, Eyyubiler ve Osmanlılar bunları imar eder, şekle sokarlar. Mescid-i Feth (Mescid-i Âla) ise Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) ordugâhını kurduğu zafer için dua ettiği yerde bulunur ki müminler ziyarete çalışırlar. Gayretli mücahide Hazret-i Safiyye Mücahidler Hendek önünde kan terlerken, kadınlar (muhtemel bir Yahudi saldırısına karşı) Hassan bin Sabit’in (Radıyallahu anh) kasrına sığınırlar. Bina her ne kadar yüksek ve korunaklı ise de organize bir saldırıya dayanamaz. Onca kadının başında bir tek Hazret-i Hassan vardır, yaşlı adamcağız ayakta zor durur, adım atacak mecali bulunmaz. Ben-i Kureyza Yahudîleri 10 kişilik bir grupla gelir eve yaklaşırlar. İyi ama ya karşılarına yalınkılıç mücahidler çıkarsa? Bu yüzden aralarından birini yollar, içeride erkek olup olmadığını araştırırlar. Adam duvar dibine kadar sokulur, kulağını kapıya dayar. Üst kattan gözcülük yapan Hazret-i Safiyye saldırganı görür ve “Ya Hassan!” diye bağırır, “yakala şunu, yaşatma!” Hassan (Radıyallahu anh) acı acı gülümser, “vuruşacak dermanım olsa...” der, “ne işim vardı burada? Bak bütün erkekler Resulullah’ın yanında.” Hazret-i Safiyye (Efendimizin halası) ‘iş başa düştü’ deyip kalkar. Eline geçirdiği bir çadır direği ile fırlar, kapıyı ansızın açıp sırığı Yahudi’nin beyninde paralar. Adamın canı çıkar, arkadaşları ürker, dağılırlar. Müminler Hendek gazasını küçük zayiatlarla atlatırlar, sadece 5 şehitleri vardır o kadar. Efendimiz Medine’ye döner kılıcını çözer, yıkanırlar. Cebrail Aleyhisselam gelir, “Ya Muhammed sen silahını çıkardın ama melekler çıkarmadı. Hemen Ben-i Kureyza üzerine yürü” buyururlar. Efendimiz eshabını toplar, “nemazını kılmayanlar da hazırlansın, ikindiyi Ben-i Kureyza’da kılsınlar!” Kuşatma 25 gün sürer, dönekler acze düşer ve kapıları açar. Sa’d bin Muaz’ı hakem seçer ve hükmüne razı olurlar. YARIN: Biat-ı Rıdvan
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT