BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Emin Garbi Arvas ağabeyin aziz hatırasına

Emin Garbi Arvas ağabeyin aziz hatırasına

Sizlere, açıklıkla bir şeyi ifade etmek istiyorum sevgili okuyucularım: İyi ve güzel insanlar, dünyanın ne kadar güzellikleri varsa, hepsini yanlarına alarak iyi ve güzel diyarlara gittiler.



Sizlere, açıklıkla bir şeyi ifade etmek istiyorum sevgili okuyucularım: İyi ve güzel insanlar, dünyanın ne kadar güzellikleri varsa, hepsini yanlarına alarak iyi ve güzel diyarlara gittiler. Geriye ve dolayısıyla bize, (biz de dahil olmak üzere) kötüler ve enva-i çeşit kötülükler kaldı. İşte, sizler de her an görüyor ve yaşıyorsunuz; dünyanın yaşanmaya değer neresi ve nesi var? Hangi şeyinde tat tuz kaldı? İnsanı insan yapan en yüce değerlerden birisi olan sevgi ve muhabbet de yön değiştirdi artık. Kıyamet alameti olarak insan, hemcinsi yerine hayvanları sever oldu. Artık, anneler; cennet kokulu evlat yerine köpek beslemeyi yeğliyor! Allah dostlarından Sehl-i Tusteri’ye sordular: ‘Elinde olsa, yarın ölmek ister misin?’ Hiç düşünmeden cevap verdi: ‘Yarın, çok geç.. Hemen şimdi, şu an ölmek isterim.’ Dediler ki: ‘Ama, iki cihanın serveri Sevgili Peygamber Efendimiz, (Ölümü arzu etmeyiniz!) buyurdu.’ Bunun üzerine Sehl dedi ki: ‘Evet, ama; onu eshabına söyledi. Onların yaşamaları, kendi kârlarına idi; yaşadıkça sevap kazanıyorlardı. Şimdi öyle mi; bizler yaşadıkça günaha batıyoruz!’ Zamanın kutbu, Abdullah bin Mübarek’i rüyasında gördü ve kendisine bildirildi ki, Abdullah’ın bir sene ömrü kalmıştır. Bilvesile rüyayı Hz. Abdullah’a anlattılar. Derin bir ah çekerek: ‘Daha bir sene bekleyecek miyiz?’ dedi. Evet; Garbi Amca’nın da çok sevdiği Sultan-üş-Şuara Necip Fazıl’ın dediği gibi: ‘Ölüm, güzel şey, budur perde ardından haber. Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?’ Sevgili Garbi Amca ile, ilk kez 1978 senesinde, yerden 9000 metre yükseklikte (uçakta) karşılaştık. Zirai Donatım’ın Erzurum fabrikasının açılış törenine gidiyorduk. Biz, İstanbul’dan uçağa bindik, onlar Ankara’dan teşrif ettiler. Kendimi takdim etmek için yanlarına gittim ve ellerini öptüm. Bir şey söylemeye fırsat kalmadan; ‘Siz, İstanbul’dansınız değil mi? Bizimkilere benzemiyorsun da!’ dedi. Kendilerine ve aile büyüklerine olan sevgimi ve hudutsuz saygımı belli etmek için, Üstad Necip Fazıl’ın yanında olduğumu söyledim. ‘Ama..’ dedi, (kimya hocamın ismini vererek) ‘sen, o zatın talebesisin; anlıyorum.. Bizi onlardan başkaları pek tanımaz da!..’ dedi. Kaderin cilvesine bakın ki, Allah dostlarını insanlar arasında saklamış ve insanların kahir ekseriyeti, bunları tanıyabilme bahtiyarlığına kavuşamaz. O mübarek zatlar da sözleşmişçesine, kendilerini setrederler, asla faşetmezler. Merhum Garbi Amca’da, mensup olduğu üstünler üstünü, mübarek ailenin derin izleri vardı. Şefkat ve merhamet abidesi idi. Entelektüeldi; çocukla çocuk, cahille cahil, âlimle âlim olurdu. Onca derinliği yanında pek mütevazı idi. O, şimdi Bağlum’da, mübarek cedlerinin şefkatli aguşunda; cennet nimetlerine garkolmuş halde.. Tanıyanların, kıymetini bilenlerin ve sevdiklerinin yanında.. Ne mutlu! Zaten, onlara vefat edecekleri anda, Arş-ı A’la’nın kapıları açılır ve cennetteki makamları gösterilir. Onlar da, dünya kelamı olarak: ‘Ne güzel! Ne güzel!’ demekle yetinirler. Başta mahdumları ve göz bebekleri olan sevgili Hamit ve Murat’a, yakınlarına, aile mensuplarına, tanımak şerefine erenlere, sevenlerine ve sevdiklerine başsağlığı diliyorum. Ölmeden evvel ölmek ne murattır ya Rabbi! Bir bilebilsek; gerçekte ölen biziz, ama ne yazık ki ağlayanımız yok!
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT