BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İlim ve yoksulluk

İlim ve yoksulluk

Yeni profesör olan bir kimse 530 milyon lira maaş alıyormuş... Daha altındakiler ne alıyor bilmiyorum ama rakamlar pek iç açısı olmasa gerek.



Yeni profesör olan bir kimse 530 milyon lira maaş alıyormuş... Daha altındakiler ne alıyor bilmiyorum ama rakamlar pek iç açısı olmasa gerek. Düşünün, mesleği sürekli bilgilerin yenilemeyi, araştırmalar yapmayı temel alan bir bilim adamı 530 milyon lirayla hem geçinmek, hem de bilime katkıda bulunmak zorunda. Bu kadar büyük büyük paraların konuşulduğu ülkemizde etrafı çizilecek düşünülesi bir durum... Atatürk'ün "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." düsturu galiba sadece duvarlarda kaldı. Halbuki işimize geldiğinde hemen hatırlar, hatırlatırız o sözü. Sanki ilme aydınlanmağa çok önem veriyormuşuz gibi Atatürk'ün o kadar değer verdiği öğretmenlik mesleği de yoklukları göğüsleme sanatı oldu. Bilgiyi darlıkta karanlıkta bırakmak reva mıydı? Ya tıp doktorlarına ne demeli? Bir zamanların o gözde ve paralı mesleği ne yazık ki bugün yürüyüş ve eylem çizgisinde, bir yakınma noktasındadır. Hüner marifet, yetenek, bilgi artık karşılığını bulamıyor. Tabii birkaç geçerli meslek, köşe dönücülük, iş bitirme gibi sanatların dışında... Bugün bir tıp doktoru dahi geçim sıkıntısı çekiyorsa, Bir üniversite öğretim üyesi yoksullaşmaktan, ilmin gerektirdiği yayınlara ulaşamamakta, şu şartlarda araştırma yapamamaktan söz ediyor, bir öğretmen çorap ya da maydanoz satmak gibisinden ek işi yaparak geçimini sağlamağa çalışıyorsa herşeyin yolunda gittiğinden, parlak günlere doğru yol aldğımızdan söz etmek abes olur. Ne yazık manzara kurşuni renktedir. Ölçü ortadadır. Bundan böyle kimse dirsek çürütücü işlere baş koymayacaktır. Düzen idealleri, hevesleri öldürüyorsa, değerler yerini bulmuyorsa ülkede doğru gitmeyen bir şeyler var demektir. Mana dağları yıkılmış, düz ovada yürüyoruz. Yoksullaşma yalnız paraca da kalmıyor, fikirce duyguca da yoksullaşıyoruz. Dürüstlükte, sanatta insani ilişkilerimizde... Şu bir gerçek ki yokluklar artık geniş kitleleri vurmağa başladı. Bu durum parayı ne yapacağını bilemeyen, tabir caizse üfüren bir zümreye karşı büyük bir hınç ve öfke oluşturuyor. "Ben güzelim ve akıllıyım onun için servet sahibi oldum, olamayanlar ise beni kıskanıyorlar" diyerek çalım satan ve ilim adamlarına üniversitelere neredeyse nanik yapma havalarına giren sanatçıların aldıkları olumsuz tepkiler böylesi bir öfkeye dönüşmekte... Bizi yönetenler ekonomiyi düzeltiyoruz derken insan unsurunun kaybetmekte olduklarının bilmiyorum farkındalar mı? Bu halk acaba İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında dahi böyle sıkıntılar yaşamış mıydı? Ramazan günlerinin kimi ihtişamlı sofraları, önerilen yemek listeleri, televizyonlardaki kalbur üstü yemek tarifleri, karşısında terbiyeli, kanaatkâr, sessiz ve sabırlı halk neden yalnızca seçim nutuklarında, seçim sandıklarında hatırlanıyor acaba?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110589
    % 1.15
  • 3.834
    % -0.77
  • 4.5217
    % -0.62
  • 5.1257
    % -0.35
  • 155.245
    % -0.42
 
 
 
 
 
KAPAT