BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hâlâ mı zoraki evlilik?

Hâlâ mı zoraki evlilik?

Şu an altı yıllık evliyim ve beş yaşında da oğlum var. Ama huzursuzluk ve mutsuzluk bir türlü yakamı bırakmıyor. İnanın şu anki aklım olsaydı ölürdüm de sevmediğimle evlenmezdim...



Milenyum diyerek insanlığın önüne serilen allı pullu koca bir asrın bir yılını daha göz açıp kapayıncaya kadar geride bıraktık. Ne var ki, hiçbir şeyimize merhem olmadı milenyum. Ne akan gözyaşlarımız dindi, ne gidenler geri geldi. Hiç olmazsa toplum birazcık insanlıktan nasibini alaydı. Nerde? Herkes anadan babadan ne gördüyse aynı tas aynı hamam devam ede geldi alışkanlıklarına. "Hayırlı Ramazanlar" diyerek kaleme aldığı mektubunda "Rumuz Ağlayan Gül"ü okurken işte bu hüzün dolu duygulara kapılıyor insan. "Ben sana çoktandır yazmak istiyordum Ünal abi ama ne yapalım ki kısmet bu güneymiş" diyor dertli okurumuz. Devam ediyor çile dolu satırlarına: "Zorla olan bir akraba evliliğini yazmak istiyorum. Tokat'ın Erbaa ilçesindenim. Ama şu an İstanbul'dan yazıyorum. Benim bir ağabeyim, bir ablam bir de kardeşim var. Benimle birlikte dört kardeşiz. İki kız iki erkek. Ağabeyim evlenmek istediğinde sevdiği kızı aldı. Mutlu ve huzurlu bir yuvası var. Ablam da sevdiği insanla evlendi. Onun da mutlu bir yuvası var. Ama bana gelince, henüz onaltı yaşıma girdiğimde annemin aldığı bir kararla dünya zindan oluverdi. Annem beni teyzemin oğluna vermek istiyordu. Onun bu kararına benden başka kimse karşı çıkmadı. Belki ağabeyim karşı çıkardı ama o da askerdeydi. Annem bana bu konuyu hiç söylemeden, hatta söylemeye gerek bile duymadan bir sabah kahvaltı yaparken teyzemle konuşmuş ve "gelin yüzüğünüzü takın" deyivermişti. Ne oluyordu böyle? Bu ne aceleydi? Hayvan mı satılıyordu? Onun evladı oldum diye benim hiç mi düşüncem yoktu? Ama kime ne söz söyleyebilirdim ki? Oradan nasıl uzaklaştığımı anlatamam. Teyzem bile benim o halime şaşırmıştır ama benim halimi anlatmaya kelimeler yetmez... Ne kadar karşı koyduysam, ne kadar hayır dediysem de yeterli olamadım. Çünkü dayanabileceğim bir kimsem yoktu. İstemediğimi, zorla evlendirilmek istendiğimi anlamak bile istemediler. Ayrıca nişanımızı ağabeyime bile haber vermediler. Ve birgün yüzük takmak için herkesin geldiğini gördüm. Annem kafasına koymuştu bir kere. Küçük bir salon tutuldu ve yüzük takıldı. Çile dolu hayatım da orada başladı. Kaç keresinde yüzüğü çıkartıp atmaya kalkıştım ama annemin o yaşta bana söylediği sözler çok ağırıma gitti. Üstelik nişanlılık süresince nişanlımla bir kere olsun görüştürülmedim. Telefonda dahi konuşmama izin vermedi annem. Zorla vermesine karşılık hiç olmazsa birbirine ısınsınlar diye konuşmaya izin verilmez mi? O da yoktu. Annemin bu tepkisi beni nişanlım da daha da soğutuyordu. Zaten istemiyordum, bir de böylesi davranışlar iyice bıktırıyordu. Anlayacağınız beni zorla verdi annem. Düğün yapıldı. Düğünün ikinci günü ağabeyime haber verildi. O da ağabeyim bize telefon açtığı için. Ben o gün gelinlik değil kefen giydim adeta. O gün akıttığım gözyaşlarım, çoğu kızı gelin ederdi inanın. Bizde bir iki sene cicim ayıdır derler, oysa ben hepsinin tersini yaşadım. İki sene bana on yıl gibi geldi. Sürekli tartışma, ağlamak, isyan pişmanlık... Yine anneme birşey söylemeden sessizce o eve alışmaya çalışıyordum. Ama sevgi ve mutluluk yoktu. Sanki bir hayvanı habersiz satarlar ya, o da yeni sahibine alışmaya çalışır; benim hayatım da aynen öyle oldu. Şu an altı yıllık evliyim ve beş yaşında da oğlum var. Ama huzursuzluk ve mutsuzluk bir türlü yakamı bırakmıyor. Ne oldu yani, işte geride sinir hastası bir insan kaldı. Kim muradına erdi? En ufak bir şeyde saatlerce ağlıyorum. Bir diğer üzüntüm de şimdilerde ailem aynı yanlışı, onyedi yaşına yeni giren kardeşime yapmak istiyor. Zavallıyı da aynen benim gibi istemediği birine vermek istiyorlar. "Abla ben ne yapayım?" diye ağlıyor kızcağız. Ben de size soruyorum. Hangi adalet bu tür bir evliliğe izin veriyor? Bu nasıl analık bu nasıl babalık böyle? İnsan gelinlik kız olmakla, hayvan mı oluyor da zorla evlendirilmek isteniyor?
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT