BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ayakları birbirine dolanıyordu âdeta...

Ayakları birbirine dolanıyordu âdeta...

Döndü Zehra'ya seslendi aceleyle: - Gel kız, işte geliyor, buna bineceğiz. Durağa yanaşan belediye otobüsü oldukça kalabalıktı. Zehra korkuyla takip etti Döndü'yü. Arabanın içinde ayakta duruyorlardı.



Döndü Zehra'ya seslendi aceleyle: - Gel kız, işte geliyor, buna bineceğiz. Durağa yanaşan belediye otobüsü oldukça kalabalıktı. Zehra korkuyla takip etti Döndü'yü. Arabanın içinde ayakta duruyorlardı. Sıkıca tutundu. Düşmekten korkuyordu. Yaşadığı bu 'ilk'le#den ürkmüştü. Araba hareket edince öne arkaya sallandı ve iki eliyle tutundu koltuğun demirine. Fısıldadı: - Böyle mi gideceğiz abla? - He ya! Şuracıkta zaten. Alışacaksın bunlara. İlk duraktan binenler oturabiliyor ancak... Minibüsler de var ama otobüs daha hesaplı. Otobüs Bostanlı'ya doğru kıvrıldığı anda lüks apartmanlar, yalılar başlamıştı görünmeye. Zehra hayretler içinde bakınıyordu etrafına. Hiç görmediği, bilmediği şeylerdi karşılaştıkları. Döndü'nün omzuna dokunmasıyla irkildi: - Haydi ineceğiz... Cami durağında indiler. Başını kaldırıp çevresini korkuyla süzdü Zehra. Ayakları birbirine dolanıyordu adeta. Döndü onun koluna yapışıp sürükledi: - Yürü kız! Aval aval bakınıp durma, alışırsın, ilk geldiğimde ben de hayret etmiştim, nerede bizim oralarda böyle evler. Malatya'da bile yok bunlar gibisi. Zehra hayatı boyunca iki sefer gitmişti Malatya'ya. Ne şehir bilirdi, ne villa, ne apartman. Küçücük köyünün dar sınırları içinde kurulmuştu bütün dünyası. Şimdi birden bire o dünyanın dışına, hem de kendisininkine hiç benzemeyen garip, şatafatlı, görkemli bir aleme açılıverince bunaldığını hissediyor, benliğini kaplayan ürkeklik aşırı bir korkuya dönüşüyordu. İzmir'in en mutena semtlerinden birisiydi Yalı Caddesi. Karşıyaka ile Bostanlı arasında, palmiyelerle kaplı sahil yolunda şehrin en güzel evleri, en üst hayat standartlarına sahip aileler ikamet ederlerdi. Caminin arkasındaki sokağa girdiler. Pembe mozaik kaplı bir apartmanın kapısındaki upuzun zillerden üst taraftakini çaldı Döndü. Beklemeye başladı. Otomatik kapı açıldığında çıkarttığı "çat!" sesiyle zıpladı Zehra korkarak. Döndü onun haline güldü: - Kız ne korkuyorsun, yukarıdan kapıyı açtılar. Asansöre doğru ilerledi. Kısa, koşar adımlarla takip etti Zehra. Asansöre bindikleri zaman heyecan ve merakla baktı bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istercesine kadının yüzüne. Döndü hemen anlamıştı. Çıkacakları katın düğmesine basıp gülümsedi: - Bu yukarıya merdivenden çıkıp yorulmamak için. Bu bindiğimiz oda hareketli, şimdi bizi durduğumuz yerde yukarı taşıyacak. Sakın korkmayasın ha... Zehra, gözleri dehşetle açılmış bir şekilde duvara yaslandı... Birkaç saniye sonra asansörün otomatik kapısı açıldı, dışarı çıktılar. Buram buram lüks kokuyordu her taraf. Hemen asansörün karşısındaki zili çaldı Döndü bilgiç tavırlarla. Kapıyı üzerinde kahverengi ince bir sabahlık bulunan yaklaşık otuz yaşlarında, sarı saçlı, çekik gözlü, uzun boylu bir kadın açtı. Elinde bir kahve fincanı vardı. Yana çekildi: - Hoş geldin Döndü hanım, gir içeri. Kadın gülümsedi, biraz da yanında Zehra'nın olmasından aldığı bir cesaretle sırıttı: - Tülay hanım, bir köylümü getirdim. Siz demiştiniz Saadet hanım birini arıyor diye. Sarı saçlı kadın başını uzatıp Zehra'ya baktı uykulu gözlerle: - Aaaa, tabii ya, iyi ettin. Bugün evde Saadet. Telefon eder söyleriz. Gel hanım buyur içeri sen de. Kadın süzülerek girdi içeri. Gördükleri karşısında büyülenmişti adeta. Hayal bile edemediği bir manzara karşısındaydı. Etrafındaki her şey yabancıydı kendisine. Köyündeki küçük evini düşündü. Öylesine farklıydı ki bulunduğu yerle.. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT