BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > 70 milyonluk uyku tulumu!..

70 milyonluk uyku tulumu!..

Eklemlerin normal hareket açıklığı boyunca tam hareket edebilme yeteneği bütün spor dalları için çok önemlidir.



İspanya Diktatörü Franco, Portekiz Diktatörü Salazar ağabeyinden aldığı "3 F" formülünün "Futbolu için" mimarlarına emir vermişti: "Bana 150 bin kişilik bir uyku tulumu yapın!" Ve de "derhal" 150 bin kişilik "ünlü" Bernabeu Stadı yapılmıştı! Real Madrid de "bu 150 bin kişilik uyku tulumunun işlevini tam olarak yapmasını sağlamıştı!" Şimdi bakıyor ve görüyoruz ki, 2000'li yıllara giren Türkiye'de "benzer bir senaryo" sahneleniyor! Diktatör Franko'nun yerini "Ülkenin tek rating şirketi ve onun raporları almış!." "Raporlar" emrediyor: "Türkiye'yi TV ekranlarından 70 milyonluk bir uyku tulumu haline getirin!." Ve "ne yazık ki", TV'lerimizin anlı-şanlı yöneticileri, programcıları "hiç tereddüt etmeden, hiç aksatmadan" bu emri yerine getiriyorlar! Spor programları oluyor, futbol programları!. Futbol programları oluyor, "Üç büyükler" programları!. Ve de, Türk kültürünü, Türk örf ve adetlerini, Türk ahlâkını hızla erozyona uğratan "arabesk kültürle, Pompei sapkınlıklarının karıştırıldığı yozlaşma ve soysuzlaşma" evlerimize her gün saatlerce "misafir" oluyor! Nedir bu çark? TSYD'nin Antalya'da yapılan Semineri'nde "bütün çıplaklığıyla anladık" ki, ülkemiz, ülke insanımız, kültürümüz, dilimiz, manevi değerlerimiz "tam bir tuzağın içine düşmüş!" Dikkat buyurunuz; "Bu işin içinde olan", bu işte uzman olan, "sözüne sonuna kadar inanacağımız" bir arkadaşımızın verdiği bilgiye göre, "yabancı menşeli bir şirket", hem de "tekel" olarak Türkiye'de "rating araştırmalarını yapıp", her gün rapor haline getiriyor! İşte, "TV ekranlarında nelerin yayınlayacağına, nelerin yayınlanmayağına karar verenleri yönlendiren en önemli güç", bu raporlar! "O arkadaşımız" diyor ki: "Sabahları o raporları elim titreyerek alıyorum. Kimse o raporlara rağmen, onların yönlendirdiği yönün dışında bir şey yapamaz! Yaparsa ertesi sabah kendini kapının önünde bulur!" Korkunç!.. Ama "daha" korkuncu var: Bu raporlar "sadece" 23 ildeki "deneklere dayanılarak" hazırlanıyor! Ve "denek sayısı", sıkı durun "sadece" 1951 kişi!. "Yabancı bir şirket", kimler olduğu "bilinemeyen" 1951 denek, Dünyanın "en tehlikeli ve en güçlü silâhı olan" TV ekranlarının "Türkiye'de olanlarına hükmediyor"; olacak şey mi? Ama, ne yazık ki oluyor! Herkes de seyrediyor! MİT Müsteşarı'nın uyarısına rağmen "Devlet de seyrediyor!" Neyse, biz dönelim spora! Platini de, aynı seminerde "futbolun tamamen ticaretleşmesinin yanlışlığına ve tehlikesine dikkati çekti!" İşte "bu tehlike, rating güdümüyle birleşince", ortaya "ticari futbolun dışındaki bütün sporları" yiyip bitiren, ezen, silip süpüren bir canavar çıkıyor! Kulüpler, tabii başta "Üç büyükler" hızla "spor kulübü olmaktan çıkıp" birer "futbol kulübü olmaya koşuyor!" Spor medyası, futbol medyası olunca, "futbol dışındaki spor dallarına yönelecek gençleri" itecek "teşvik desteği" yok oluyor! "Futbol medyası", diğer spor branşlarında "neler olup bittiğine" bakmıyor bile; "denetleme ve uyarı görevi hiç ama yapılmıyor!" "Spor teşkilatında" nelerin olup bittiği, ramp ışıklarına çıkarılamıyor! Futbol dışındaki 40 federasyona, devlet bütçesinden ayrılan paranın "bir Jardel etmediği" üzerinde kimseler durmuyor! Balkanlardan ve Kafkaslardan gelen sporcular çıkarılırsa, "Türk sporunda ne kaldığı" tartışılmıyor! Yarınlarda nasıl sporcu yetişeceği ya da yetiştirileceği düşünülmüyor! "Birileri" durmadan talimat veriyor: "Türkiye'yi 70 milyonluk bir uyku tulumu haline getirin!" TV ekranları ve spor sayfaları "bu talimata harfiyyen uyuyor!" Yaşasın "ticari futbol!." Yaşasın canavar!. Bırakın öteki bütün sporları istediği gibi yesin!. Şimdi, TSYD Eğitim Semineri'nde sayın Bakan'ın da not ettiği önerimi yineliyorum: Bu gidişin önüne geçilmesi için, mutlaka "yeni spor kanununa" şöyle bir madde konulmalı: "TV'lerdeki spor adı altında yapılan programların hiç olmazsa yüzde 25'i futbol dışındaki sporlara ve onların sorunlarına ayrılacaktır! Bunun yapılıp yapılmadığını da RTÜK izleyecektir." Şimdi "hemen" diyecekler ki; "Olur mu?" "Rating şirketinin raporlarının emirleri oluyor" da, sporun gereği ve geleceği olan "devlet emri" neden olmasın? Trabzonlular'a bakın!.. Takke düştü ve "kel" hemen göründü!. Daha "üç günlük" Trabzonspor yönetiminin önüne fatura konmaya başlandı; "Oktay'ı alamadınız! İçinizde istifa edecekler var!. Siz bunu beceremezsiniz!" Hımm!.. Kasasında parası, Türkiye Lig Şampiyonluğunu "son iki maçta alamadığı bir puanla kaçırmış", hemen hemen bütün oyuncuları "çeşitli milli takımlarda oynayan" bir kulübü ve takımı devralıp "Dünya Takımı yapacağım" iddialarıyla işe başlayan ama "İntertoto Kupası'na bile katılamayacak durumlara düşüren, kulübü gırtlağına kadar borca gömen, geçen yıl futbolculara ödenmesi gereken paraların çok büyük bölümünü yeni yönetime bırakan, kendi teknik direktörünün itirafıyla onun 6 aydır maaşını ödeyemeyen" bir başkana ve yönetime "toz kondurmayan" ve bunun da "gerçek Trabzonluluk" olduğu yazıp söyleyebilenlere bakın siz! Açıkça görülüyor ki; "bunlar" Trabzon'dan ve Trabzonspor'dan yana değillerdi; "Mehmetalispor'dan yanaydılar!" Şimdi açığa düşmenin kızgınlığı içinde, "Üç günlük yönetime ateş püskürüyorlar!" Neden? "Dibek dövücü" öyle istiyor da ondan! İşte, Trabzonspor "bu kişiler yüzünden" bu hale geldi! İşte, Mehmet Ali Yılmaz "etrafını saran bu kişiler yüzünden", genel kurulda "maaşlı personelim" dediği Özkan Sümer'e yenildi! Trabzonlulara isimlerini söylemek bana düşmez, biliyorum ki, "çok iyi tanıyorlar" bu kişileri! Benim söyleyeceğim başka: "Sakın ola ki, bunların yazıp söylediklerini ciddiye alıp, üzülmeyin!" Trabzonspor "doğru yola girmiştir"; devam!. Bu nasıl iş? Emre birdenbire topraktan bitmedi!. Bir gün "paaat" diye Mars'tan da düşmedi!. Yedire yedire, sindire sindire kaç yıldır "geldi geldi", futbolumuzun gündemine oturdu; sonra da Avrupa futbolunun gündemine girdi! Ne yapıyor elin gavuru, "bu tip oyuncular" bulduğunda? "5 yıllık mukavelelerle bağlıyor!" Galatasaraylı yöneticiler ne yaptı? "Bugünü kurtaralım" diyerek "birkaç kuruş daha ucuza kapatmak ve kasadan o gün için daha az para çıkarmak için" pazarlıklar ve araya Fatih Terim'i sokmalar sonucu "İki yıllık... İki yıllık..." sözleşmelerle, bugüne geldi! Mümkün olsa "tek yıllık sözleşmeye bile" inebilirlerdi! Şimdi kıvranıyorlar! Göz göre göre Emre uçup gidecek; hem de "nohut - çekirdek parasına!." Yöneticilerin akılları başlarına geldi ama, "kedi yavrusunun da gözü açıldı!" "Küçük" Emre, koca Galatasaray yönetimiyle oynuyor! Okan da öyle!. Hatta Fatih de!. Ne yönetim ama? Bir de öğünürler; "En Avrupalı biziz!." Sormak gerek; "Emin misiniz, son kararınız mı?" Ne yapmalı!.. Hani Fatih Sultan Mehmet'e atfedilen bir anekdot vardır! Kendini emekliye ayırmış olan "eski" padişah Murat'a, yani babasına gider, der ki: "Ordunun başına geç!." Baba kabul etmez! Fatih Sultan Mehmet der ki: "Ya padişah sensin, o zaman zaten oturduğun ordunun başında olmalısın! Ya da padişah benim, o zaman emrediyorum, geç ordunun başına!" "Baba" Murad ordunun başına geçer! Beşiktaş hızla "Osmanlı'nın o günkü durumuna sürükleniyor!" Yakında Fatih Sultan Mehmet'in babası Murad'a yaptığı teklifi Serdar Bilgili, Süleyman Seba'ya götürebilir! Para... İdealler... Plânlar... Projeler... Kadrolar... "Gençlik aşıları" masalları... İşte bütün bunlar bir yere gelip, düğümleniyor! Düğümü çözmek için de "İskender'ler ve onların kılıçları gerekiyor!." Yani, "yönetim ilmini bilenler!." Yani; Süleyman Seba'lar!. Elbette, bir gün Bilgili'ler de öğrenecekler!. Tarih yazar; Fatih Sultan Mehmet de öğrenmiştir!. Hem de babasının çok ama çok önüne geçerek ve çağ değiştirerek!. Değişen nedir? Zaman!. Görülüyor ki, Bilgili için "zaman" erkenmiş!. Ve de Süleyman Seba için, henüz "geç" değilmiş!. Salihoğlu'na mesaj!.. Sevgili Mustafa Salihoğlu... Stop... Sayın başkanım... Stop.. Yeni görevini kutlarım. Stop... Erol Yaşar Türkalp gibi "karizmatik" bir liderden sonra TSYD Ankara Şube Başkanlığı sorumluluğunu yüklenmek, adeta ateşten gömlek giymek gibi birşey... Stop... Allah yardımcın olsun... Stop... Şimdi hepimize bir görev düşüyor... Stop... Sana yardımcı olmak... Stop... Tabii Genel Merkezimizin de... Stop... Erol Yaşar Başkanımızın bitiremediği projelerin en kısa sürede tamamlanmasına yardımcı olmak hepimizin görevi... Stop... Başarılar diler, sevgilerimi sunarım...Stop... Öcal Uluç... Stop... Olmadı!.. Kendimi bildim bileli bir hususta hassasımdır; "Yalan söylememek ve yazmamak!" Dikkat ediniz; "Yanlış söylememek ve yazmamak" demiyorum! İnsan "doğru" zannederek ya da "doğru bilerek" yanlış birşey söyleyebilir ve yazabilir! "Doğru" olan, bunu öğrendiğinde "özür dilemek", yanlışını kabul etmek ve "doğru" olanı söylemek ve yazmaktır! Bakıyorum, insan olmanın da, gazeteci olmanın da "temel ilkelerinden olan" bu husus, günümüzde iyice gözardı edilmeye başlandı! "Yanlış haberlerden, ondan da öte yalan haberlerden" ortalık toz-duman!. Ülkenin "en büyük 5-6 gazetesini yan yana koyuyorsunuz!" "Aynı günün" gazeteleri! "Mesela", bir Jardel olayında, mesela bir Emre olayında, mesela bir Mehmet olayında, mesela bir Andersson olayında hepsi "başka başka şeyler yazıyorlar" Hangisi doğru? Yoksa.. Yoksa.. Hiçbiri mi? Nasıl anlayacak okuyucu? Nasıl güveni kalacak spor, pardon futbol medyasına? Acaba, "en iddialı spor servislerinin yaptıkları sayfaların" teker teker "içerilere kaydırılmasının" sebepleri içinde "artık gazetelerin eski yıllardakinin aksine arka sayfadan okunmaya başlanmaması olabilir mi? Bu "acıklı" tablonun da sebeplerinin başında, "başka sporları tamamen unutup", sadece "üç büyüklerin futbolunun dar çerçevesine hapsolan habercilerin" her gün "o kadar sayfayı doldurmak için", göz göre göre "haber uydurmaları zorunluluğu" gelmesin? Ben bu soruların cevaplarının "ne olduğunu" çok iyi biliyorum! "Gazete üst düzey sorumluları" ile "spor müdürlerimizin" de "bu sorular" üzerinde düşünmelerini ve varacakları sonucu "yavaş yavaş spor sayfalarına intikal ettirmelerini istemek", bilmem benim gibi "spor sevdalılarının ve hasret çekenlerin" hakkı değil mi? TEL: 0 232 441 57 42 FAX: 0 232 441 57 44 MAİL ADRESİ: ocal.uluc@ihlas.net.tr
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT