BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > PEYGAMBER KOKUSU

PEYGAMBER KOKUSU

Resûlullah Efendimizin geçtiği sokaklar mis gibi kokar, bir çocuğun başını okşasa, o çocuk temiz kokusuyla diğer çocuklardan ayrılırdı.



Ramazan Günlüğü 29 RAMAZAN 1432 Allahü teâlâdan başka şeyleri maksat edinmekten kurtulmak, kâmil îmân için zarûrîdir. [Se’âdet-i Ebediyye] PEYGAMBERİMİZ BUYURUYOR: Allah için koku sürünen, misk gibi kokar halde, başka maksatlarla koku sürünen de leşten daha pis kokarak mahşer yerine gelir. > Tolga Uslubaş Resûlullah Efendimiz Medine sokaklarının birinden geçtiğinde O’nun misk gibi kokusu hemen sezilir, sahabe-i kirâm o yoldan Hazreti Peygamber’in geçtiğini hemen anlar. Cismi nazif, kokusu lâtif olan Resûlullah, koku sürünsün sürünmesin, teni en güzel kokulardan âlâ kokar. Bir kimse onunla müsâfeha etse, bütün gün onun rayiha-i tayyibesini (temiz kokusunu) duyar, mübarek eliyle bir çocuğun başını meshetse, rahiya-i tayyibesiyle o çocuk, diğer çocuklardan hemen ayrılır. Resûlullah Efendimiz, kendine has kokusunun yanında ellerine, başına, yüzüne misk veya başka kokular sürer, ud ağacı, kâfûrî ile buhurlanır. Kokuyu rahmani bir lütuf olarak değerlendiren İslam dini, güzel koku sürünmeyi sünnet olarak tanımlar, peygamberini de “gül kokulu peygamber” olarak niteler. Kokuyu medeniyet haline getirmiş Osmanlı döneminde ister yabancı devlet elçisi olsun, ister ziyarete gelen bir komşu, gülsuyu ile birlikte buhur ikram etmek, konuk ağırlama konusuna en temel Osmanlı göreneklerinden biridir. MİS KOKULU MUSHAFLAR Güzel kokulara verilen önem, Kur’an-ı kerimi yazarken dahi kendini, gösterir. Misk ve amber ile hazırlanmış mürekkeplerle yazılan Kur’an-ı kerimlerin kokusu bugün dahi hissedilir. Osmanlı’da buhur suyu ve gül suyu dışında, Ma-i kadı, Ma-i amber, Ma-i aselbent, Ma-i maverd, Ma-i yasemen sevilir. Bunların dışında yasemen yağı, sümbül yağı, gül yağı, reyhan, ıtır, tefarik, sandal, öd ağacı, ful, kakule, tarçın, karanfil, sandal yağları da hayli rağbet görür. Güzel kokunun kişiyi ehlileştireceği, ortamı daha da güzelleştireceği gerçeğiyle hareket eden Osmanlı Devleti’nde koku, bir devlet politikasıdır. Sarayda koku arşivleri oluşturulurken, her dönemin bir kokusu vardır; 2. Selim kokusu, Abdülhamit kokusu gibi... Ramazan ayında ezana bir çeyrek kala iftar edilecek odalarda buhur yakılması adettir. Tanzimat’tan evvel İstanbul’da Topkapı Sarayı’nda, fetihten beri devam ede gelen bir an’ane ise her yıl ramazan ayının on beşinden sonra padişaha buhur suyu takdim olunmasıdır. OSMANLI’DAN TAKLİT Osmanlı’da kullanılan bu buhurların benzerleri o dönemde Avrupa’da da çok yaygın olarak kullanılır. Birçok yabancı kaynakta “Pastilles du Sérail” adıyla rastlanan ‘Saray Pastilleri’ aslında Osmanlı buhur kurslarının taklitleridir. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başında Fransa’da sayısız buhur pastili reçetesi yayımlanır. Osmanlı topraklarını ziyaret eden Prétextat Lecomte 1902 tarihinde kaleme aldığı anılarında, Avrupa’da Osmanlı buhur pastillerinin taklitlerinin ticaretinin nasıl önemli boyutlarda olduğundan bahseder. Sultan Abdülaziz devrinde henüz alkollü ıtriyat yoktur. Fakat devrin sonlarına doğru Avrupa’dan gelen birkaç parfüm kibar ailelerce kullanılmaya başlanır. Lübin suyu bunlardan biridir. Eau de Lubin, kırmızı renkte, lavanta çiçeği ve karanfil kokan, temizlik hissi veren ve iç açıcı bir losyondur ama bir kusuru vardır. Damladığı kumaşta, çamaşırda leke bırakır. GÜL SUYUNDAN KOLONYAYA Kolonya sonraları ucuzluğu, ferahlatıcılığı ile Abdülhamid Han devrinde gül suyunun yerini almayı kolayca başarır. Nişan sepetlerine, çeyizlere konan gül, ıtır, tefarik yağlarının yerini yavaş yavaş losyon, kolonya, lavanta, pudradan oluşan modern parfümeri ürünleri alacaktır... Koku arşivi tutan, kokuyu günlük hayata sokan ve tarihi dönemlerini bile güzel koku isimleriyle anan Osmanlı’dan günümüze pek de bir şey kalmaz. Bugün Lauvre Müzesi’nde Osmanlı koku arşivleri bulunduran Fransa, Osmanlı’dan devraldığı koku kültürünü markalaştırır ve esans yelpazesini fakir ülkelerden aldığı otlarla birleştirerek parfüm yapımının babası olur. AH BİR İFTAR VAKTİ GELSE... Resimdeki 3 Çinli çocuk cami uvlusuna kurulu sofranın başında bekliyor, zaman bir türlü geçmiyor. Menüde ise Çin usulü buhar mantısı (Baozı), et suyunda kuzu etiyle birlikte haşlanan ekmek (Yangrou Paomo) ve buharda pişen güllü pirinç tatlısı var. BURASI ÇİN Sa’d bin Ebî Vakkas’ın torunları 1.3 milyarlık nüfuslu Çin’de resmi rakamlara göre 20, değişik kaynaklara göre ise 100 milyona yakın Müslüman yaşıyor. Çin’in tarihî ve kültürel mirasına ev sahipliği yapan Şian, yüzyıllardır Çinli Müslümanlara (Hui) ev sahipliği yapan şehirlerin başında geliyor. Caddede Çincede ‘helal’ anlamına gelen “Çing Cın” yazısının asıldığı lokantalar dikkati çekerken, bölge birçok şiş kebap türü, pirinçten yapılan ilginç acılı yemek ve börek çeşitleriyle dev bir açık hava lokantası görünümünde. Çin, ağırlıklı olarak Nakşibendi tarikatına mensup Müslümanların olduğu bir ülke. Kendileri, Resûlullah Efendimizin dayısı Sa’d bin Ebî Vakkas hazretlerinin torunları olduklarını söylüyorlar. İslamiyetin Sa’d bin Ebî Vakkas ve üç sahabi tarafından Çin’e müjdelendiği rivayet ediliyor. Hatta Çin’in güneyindeki Guangcou şehrinde bulunan sahabe kabrinin Sa’d bin Ebî Vakkas’a ait olduğu iddia ediliyor. SEYYAHLARIN KALEMİNDEN Türk insanı çok hayırseverdir “Türklerin riayet ettikleri İslam’ın beş şartının dördüncüsü de zekâttır... Türkler bu şartın ifasında kusur etmezler, çünkü çok hayırseverler; din ve mezhep ayırt etmeksizin ister Müslüman, ister Hıristiyan, ister Yahudi olsun, bütün muhtaçlara yardım ederler; onun için Türkler arasında fukaraya pek az tesadüf edilir... Kimisi daha hayattayken servetiyle fukaraya bakar, kimisi ölürken hastaneler tesisi yahut köprülerle kervansaraylar veyahut yol boylarında çeşmeler inşası için muazzam sermayeler bırakır; hatta birçokları da bu hayrat ve hasenatı daha sağlıklarında yaparlar; bazıları ölürken köleleriyle cariyelerini azat ederler; keseleriyle hayrat yapamayanlar ana yolların tamirinde çalışır, bütün bunlara mukabil katiyen para almazlar ve hatta eğer teklif edilecek olursa para için değil, fisebilillah çalıştıklarını söyleyerek reddederler.” (M. Thevenot) “Dünyada esirlere, kölelere, cariyelere ve hatta kürek mahkûmlarına Müslüman Türklerden daha iyi bakan ve daha iyi muamele eden hiçbir millet yoktur.” (Mouradgea d’Ohsson) Her güne bir dua VESVESEDEN korunmak için... “Yâ Allah-ür-rakîb-ül-hafîz-ür-rahîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-halîm-ül’azîm-ür-raûf-ül-kerîm. Yâ Allah-ül-hayy-ül-kayyüm-ül-kâimü alâ külli nefsin bimâ kesebet, hul beynî ve beyne adüvvî! E’ûzü bi-kelimâtillâhittâmmati min şerri külli şeytânin ve hâmmatin ve min şerri külli aynin lâmmetin. “ Bu dua her sabah ve akşam üç defa okunup kendi üzerine veya yanındakilerin üzerine üflenirse, göz değmesinden ve şeytanların ve hayvanların zararından korur. Bir kimseye okurken, E’ûzü yerine (ܒîzüke) denir. İki kişiye okurken (ܒîzü-kümâ) denir. İkiden fazla kimseye okurken, (ܒîzü-küm) demelidir. Her türlü kötülükten kurtulmak için şu dua da okunmalıdır: “E’ûzü bikelimâtillâhit-tâmmâti min şerri külli şeytânin ve hâmmatin. Ve min şerri külli effâkin kâzibetin. Ve min şerri külli gammâzin hâinetin. Ve min şerri külli aynin lâmmetin. Ve min şerri külli bid’atin dâlletin.” Zarar ve kötülüklerden kurtulmak için “Eûzü bikelimâtillâhi-ttâmmâti min şerri mâ haleka” duâsını okuyan, bir yere gelince, o yerden kalkıncaya kadar zarar ve kötülüklerden kurtulur. Bir hadîs-i şerîfte, “Bir şeyden zarar gören, abdest alıp iki rekât namaz kılsın! Sonra; Yâ Rabbî! Senden istiyorum. Senin âlemlere rahmet olan Peygamberin Muhammed aleyhisselâmı vesile kılarak sana yalvarıyorum. Yâ Muhammed! Dileğimi kabul etmesi için Rabbime seni vesile ediyorum. Yâ Rabbî! Onu bana şefaatçi et desin” buyuruldu. MENKIBELER Bayramlıkların hikmeti... Bir bayram günü halk toplanmış, neşeli idiler. Şehzâdeler, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin de geldiler. Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretlerinin huzur-u şeriflerine varıp, tazarru’ ile arz ettiler ki, ey Seyyidi Kâinât! Kureyş ileri gelenlerin çocukları, giyindikleri yeni ve renkli elbiselerle övünürler. Bizim de yeni ve renkli elbisemiz olsaydı, giyerdik. Habîbullah hazretleri bu endişe ile, Allahü teâlânın dergâhına niyaz ederken, Hazreti Cebrâîl aleyhisselâm gelip, Cennetten kâfurlu iki elbise getirdi. Birini Hazreti Hasan’a, diğerini Hazreti Hüseyin’e verdi. O şehzâdeler elbiselerini renksiz görüp, gizlice bizim de elbiselerimiz renkli olsa idi dediler. Cebrâîl aleyhisselâm bu kolaydır; yâ Resûlullah. Emir buyur, su getirsinler. Ben elbiselerin üzerine dökeyim. Siz de Ay’ı ikiye bölen elinizle ovalayın. Şeyhzâdeler renk beğensinler, dedi. O emir söylenince Hazreti Hasan, buyurdu, bana zümrüt renkli elbise sevimlidir. Hazreti Hüseyin buyurdu, bana lâle renkli elbise sevimlidir. Hemen istedikleri gibi mesrûr olup, elbiseleri giyip, sevindiklerinde, Hazreti Cebrâîl aleyhisselâm ağladı. Resûlullah hazretleri buyurdu ki: “Yâ kardeşim Cebrâîl! Herkesin sevindiği bir zamanda senin ağlamanın hikmeti nedir?” Cebrâîl aleyhisselâm buyurdu ki: “Ey seyyid-i mükerrem! Cennette gördüğün kasırları unuttun mu ki, Hazreti Hasan’ın kasrı yeşil, Hazreti Hüseyin’in kasrı kırmızıdır. Bu elbiselerin rengi de onlara işarettir ki, Hazreti Hasan’ın zehir içip vefat edeceği sırada mübârek rengi zümrüt gibi olur. Hazreti Hüseyin’in mübarek yüzü kana boyandığı zaman rengi kırmızı olur. Kıt’a: Zamanın sâkisinin iltifatı budur ki, Hasan’ın bardağına zehir dökmektir, Felek celladının ahdi ile de, şehit Hüseyin’e kılıç çekmektir. Rumeli Paçası Hazırlanışı: Sarımsakları iyice dövün ve yumurtayı, unu, tuzu et suyuyla harmanlayıp orta dereceli bir ateşte muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin. Bir taraftan da sosu için kıymayı yağda salçayla birlikte kavurun. Pişen paçayı tabaklara koyun ve üzerine sosu döküp servis yapın. Özellikle ramazanda iftariyelik olarak sunulan paça mutlaka sıcakken yenmelidir, isteğe göre sosu, kıyma yerine sucukla da yapılabilir. Malzemeler > 3 yemek kaşığı un > 1 yumurta > 1 çay kaşığı tuz > 4 su bardağı et suyu > 1 tatlı kaşığı sirke > 2 diş sarımsak > Yeteri kadar yağ Sosu için: > 100 gr kıyma > Çeyrek paket yağ > 1 yemek kaşığı salça Mercimek Çorbası, Rumeli Paçası, Sigara Böreği, Ayran, Sakızlı Muhallebi
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT