Cumanız mübarek olsun. Sevdiklerinize gönderebileceğiniz Cuma Mesajlarını sizler için derledik. Cuma namazı saat kaçta, haberimizden öğrenin...Cuma mesajları göndermek için hemen tıkla. 16 Ekim en güzel Cuma mesajlarını sizler için derledik. Beğendiğiniz mesajları Facebook, WhatsApp, Twitter gibi uygulamalar sayesinde sevdiklerinize iletebilirsiniz. İşte yeni Cuma Mesajları ve ayrıntılı bilgiler. Cuma günü için en güzel Cuma mesajlarını sizler için derledik. İslam alemi için mübarek sayılan Cuma gününde dostlarınıza yollayabileceğiniz Cuma mesajlarına haberimizden ulaşabilirsiniz.

##tgvideo##

CUMA NAMAZI SAAT KAÇTA TIKLA ÖĞREN


En hayırlı günlerden biri olan Cuma gününe girmiş bulunmaktayız. Bu güne özel insanları sevindirecek, önemli hissettirecek ve dini içerikli mesaj atılır. Bu güne özel kısa cuma mesajları, anlamlı cuma mesajları, yeni cuma mesajları, facebook cuma mesajları gibi tüm türden cuma mesajlarını haberimiz de bulmanız mümkündür. Perşembe gecesinden atılmaya başlanan mesajlar cuma saatine kadar atılmaya devam eder. Bu mesajların içerikleri genelde hadis ve ayet ağırlıklı olur. Her hafta haberlerimiz de sizlere yeni ve atılmamış cuma mesajlarını oluşturuyoruz. Bu hafta ki cuma mesajlarımız;

Cuma Mesajları

Ey insanlar! gaflet uykusundan uyanın!bekliyor bizi bu dehşeti günler… tevbe edin kardeşler… ALLAH BELKİ AFFEDER..hayırlı cumalar

DOSTSUZ DÜNYA OLMAZ İMİŞ,DOST DUASIZ KALMAZ İMİŞ.DOSTUN DUASINI ALANIN SIRTI YERE GELMEZ İMİŞ.DUANIZDA BULUNABİLMEK ÜMİDİYLE HAYIRLI CUMALAR…

ELLERİNİZ AÇIK ,KALBİNİZ SEVGİ DOLU OLSUN GÖZLERİNİZDE İKİ DAMLA YAŞ OLSUN SAĞNAK SAĞNAK Yağan RAHMET DERGAHINDAN BİR DAMLA DA SİZE NASİP OLSUN KARDEŞLİĞİN EN GÜZELİ DUADIR KARDEŞLER DUALARINIZ KARDEŞLERİNİZ İÇİN OLSUN CUMANIZ GİBİ BÜTÜN GÜNLERİNİZ RAHMET OLSUN

"Ey Rabbimiz! Bizi Sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibâdet usûllerimizi göster, tevbemizi kabul et. Zîrâ, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olan ancak Sen'sin." (Bakara, 128) Alemlerin efendisine selatu selam(a.s.m) ile … Hayırlı Cumalarr Dua ile…

Kalpler imanla, gönüller huzurla dolsun. saadetler hepimizin olsun. ne kurulan bağlar bozulsun, nede dostlar unutulsun. cumanız mübarek olsun.


Rabbim sen kalbi kırıkların sığınağı, yolda kalmışların yoldaşı, sen yalnızlığıma arkadaş olan ve tüm gönüllerin dert ortağısın. beni benden uzağa at, senden uzağa atma. cumanız mübarek olsun.

Kimi zamanlar vardır en muhabbetli en uhuvvetli ve en güzel, en içten müminin bayramıdır böyle zamanlar. en güzel günün cuma bayramın olsun. duayla

Önce yollar uzanır hakka yürümek için, tomurcuklar güller açar onu görmek için, dua eden biri var senin için. sende dua et ALLAH için. cumanız mübarek olsun

Güneşin pembliğiyle doğan, saflığıyla süzülen, herkese nasip olmayan mutluluk denen o en güzel duygu sizle olsun. Hayırlı cumalar dilerim.

Yükü sevgi, özü saygı, gücü barış, süsü hoşgörü olan mübarek dinimizin seçtiği haftanın özel günü olan cumanızı kutlarım

Yakınlık ne zamanla ne mekenla sınırlıdır.Eller Allah'a açıldığında akla ilk gelen sevilenlerdir.Aklımda yürüğimde ve duamdasınız.Cumanız mübarek olsun..

Müslümanlar, 

yılbaşı gece ve günlerinde tebrîkleşirler. Birbirlerini ziyâret edip 

hediyeler verirler. Büyükleri, akrabâyı, âlimleri evlerinde ziyâret edip 

duâlarını alırlar...

Sevgili Peygamberimizin Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye hicretinin başlangıç kabul edildiği târihe, seneye, “Hicrî Sene=Hicrî Yıl” denilir. Bunda, ayın hareketi esâs tutulduğu için, "Sene-i Kameriyye" veya "Hicrî Kamerî Sene" de denilir.


14 Ekim 2015 Çarşamba günü 

idrâkiyle şereflendiğimiz Muharrem ayı, İslâm Kamerî senesinin birinci  ayı ve Kur'ân-ı kerîmde kıymet verilen 4 aydan (harâm aylardan) biridir.  Muharrem ayının birinci gecesi (Salıyı Çarşambaya bağlayan gece),  Müslümânların Kamerî-Hicrî yılbaşı gecesi idi. [Muharrem ayının 1'i olan  ilk Kamerî senebaşı, milâdî 622 yılının Temmuz ayının, 16'sına  rastlayan Cum'a günü idi.] Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm 53 yaşında iken, Allahü teâlânın izni ile Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye  hicret etti. Rebîulevvel ayının birinci [Perşembe] günü öğleden sonra,  Ebû Bekr-i Sıddîk'ın (radıyallahü anh) evinden beraberce çıkarak, Sevr Dağı'ndaki mağaraya geldiler. Mağarada 3 gece kalıp, Pazartesi gecesi ayrıldılar. Bir hafta yolculuk yapıp efrencî (mîlâdî) Eylül ayının 20. ve Rebîül-evvel'in 8. [Pazartesi] günü, Medîne yakınındaki “Kub┠köyüne vardılar. Gece ile gündüzün eşit olduğu, Eylülün 23. gününü de  burada geçirip, Cuma günü Medîne'ye girdiler. O seneki Muharrem ayının  birinci günü, yani hicretten 66 gün evvel, Müslümânların hicrî-kamerî sene başlangıcı/hicrî yılbaşı oldu. Bu da, târihçilere göre mîlâdın 622. yılındaydı. Temmuz ayının 16. [Cum'a] gününe rastladığı, Ahmed Ziyâ Beyin “Kozmoğrafya” kitâbında  yazılıdır.


Kubâ köyüne ayak bastığı 20 Eylül günü, Müslümânların  yılbaşısı, yani hicrî sene başlangıcıdır. 20 Eylül gününü başlangıç  kabul eden güneş yılına da “Hicrî Şemsî Yıl” denir. Araplar, İbrâhim aleyhisselâmdan beri Arabî ayları kullanmışlardır. İslâmiyetten önce, “Fîl Vak'ası”nı  başlangıç kabul etmişler ve seneleri buna göre saymaya başlamışlardı.  Hicretle berâber başlangıç değişmiş ve her senedeki en mühim hâdisenin  ismi ile anılmaya başlamıştı (izin yılı, emir yılı, zelzele yılı, vedâ  yılı vs.) Fakat bu şekildeki tatbîkât, bazı târih karıştırmalarına  sebep olduğu için, Halîfe Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) zamanında,  hicretin on yedinci yılında alınan bir kararla hicretin olduğu sene  birinci sene olmak ve o senenin Muharrem ayı başlangıç kabul edilmek  sûretiyle bu târih tesbît edildi. İşte hicrî kamerî târih, bu  târihtir...


Müslümanlar, yılbaşı gece ve günlerinde  tebrîkleşirler. Birbirlerini ziyâret edip hediyeler verirler.  Büyükleri,  akrabâyı, âlimleri evlerinde ziyâret edip duâlarını alırlar. O gün,  bayram gibi temiz giyinip, fakîrlere sadaka verirler...

“La ilahe illallah, sözü, en büyük kaledir. Allahü teâlânın birliğini bildiren yüce bir sözdür. Kim onu kendisine kale edinirse, ebedî saadeti ve nimetleri elde eder."

Ebû Abdillâh Sanhâcî hazretleri kıraat âlimidir. 672'de (1273) Fas'ta doğdu. Burada ilk tahsilinden sonra Kahire'de meşhur âlimlerden kıraat ilmi öğrendi. Fas'a dönerek Fes şehrinde Karaviyyîn Camiinde ders verdi. 723te (m. 1323) Fes'te vefat etti.

Bu mübarek zat, bir dersinde şunları anlattı:

Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) bildirdiği bir hadîs-i kudsîde Allahü teâlâ şöyle buyurdu: “La ilahe illallah, benim kalemdir. Kim benim kaleme girerse, azâbımdan emîn olur.”

“La ilahe illallah” sözü, en büyük kaledir. Allahü teâlânın birliğini bildiren yüce bir sözdür. Kim onu kendisine kale edinirse, ebedî saadeti ve nimetleri elde eder. Kim de bu mübârek kelimeyi kendisine kale edinmezse, ebedî azâba düçâr olur. Bu kelime, kalb dâiresini kuşatan bir kale olmazsa, bu kelimenin ruhu ve manası kalbe tam sinmezse, kalbe hâkim olup nefsin, hevânın ve şeytanın buraya girmesine mâni olan bir muhafız olmazsa, insan bu kalenin dışında kalır. Bu kelimeden nasîbin dil ile olmasın. Bu kelimeden nasîbin, onun ruhu ve manası olsun. Bu kelimeyi rûhuna sindir. Çünkü Resûlullah efendimiz ve diğer peygamberler böyle yapmıştır. 

Kelime-i tevhîdden nasîbin böyle olursa, dünya ve âhıretin sermâyesini, iki dünyanın saadetini kazanmış, Allahü teâlânın velî kullarının zümresine katılmış olursun. Eğer bu sözden nasîbin dil ile söylemekten ibâret kalırsa, bu, münâfıkların başı Abdullah bin Übey ve diğer binlerce kalbinden îmân etmeyen münâfıkların nasîbidir. Eğer Kelime-i tevhîdden nasîbin böyle olursa, dünya ve âhırette hüsrana uğrarsın. Bu ise apaçık bir zarardır. Böyle olunca, düşman zümresine katılırsın. Münâfıklar Cehennemin en alt derekesindedirler.

La ilahe illallah sağlam bir kaledir. Fakat onun üzerine tekzîb mancınığı diktiler, tahrip taşları ile taşladılar, muhalefet ve nifak çekiçleri ile onun yıkılmasına yardımcı oldular. Sonra insanların kalblerine düşman girdi. İnsanlar, Lâ ilahe illallah kelimesinin manasından uzaklaştılar. Onlarda sâdece dilin Kelime-i tevhîdi söylemesi kaldı. Böyle insanlar, sadece kaleyi söylemiş oldular. Nasıl ki ateşin ismini söylemek, insanı yakmadığı, suyun ismi insanı boğmadığı, ekmeğin ismi insanı doyurmadığı, kılıcın ismi insanı kesmediği gibi, kalenin ismi de insanı düşmandan korumaz.