Hazine Müsteşarlığının internet sitesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, IMF Yönetim Kurulunun Türkiye'ye ilişkin 4. Madde Konsültasyonunu tamamladığı ifade edildi. 

Açıklamada, geçen yıl büyümenin beklenenden yüksek gerçekleştiği ve cari açığın düştüğü belirtilerek, artan asgari ücret, düşük petrol fiyatları ve destekleyici para ve maliye politikalarının da yardımıyla iç talebin bu yıl büyümeyi sürüklemeye devam etmesinin beklendiğe işaret edildi.
Ancak, dış finansman ihtiyacının yüksek olmaya devam edeceği ve zayıf sermaye girişlerinin rezervler üzerinde baskı oluşturacağına dikkat çekilerek, enflasyonun ise hedefin üzerinde kalmaya ve yükselmeye devam edeceği vurgulandı.
Kısa vadede, daha sıkı para ve maliye politikalarının kırılganlıkları azaltmaya yardımcı olabileceğinin altı çizilerek, daha uzun vadeli bir çözümün ise potansiyel büyümenin ve iç tasarrufların artırılmasına yönelik yetkililerin iddialı yapısal reform gündeminin ilerletilmesini gerektireceğine işaret edildi.
Türkiye ekonomisinin geçen yıl yüzde 3,8 oranında büyümesinin beklendiğinin, söz konusu büyümenin ana kaynağının iç talep olduğunun altı çizilerek, politik belirsizlikler, olumsuz jeopolitik gelişmeler ve Türk Lirası'ndaki sert değer kaybına rağmen özel sektör tüketiminin güçlü seyrini koruduğu belirtildi. Türk Lirası'ndaki sert değer kaybı nedeniyle, parasal sıkılaştırmanın enflasyonist baskıları hafifletmede yetersiz kaldığı ifade edilerek, zayıf dış talep ihracat büyümesini baskıladığı, ancak ucuzlayan petrol fiyatları sayesinde ithalatın da düşerek cari açığı GSYH’nin yüzde 4,4’ü seviyelerine kadar ciddi şekilde azalttığı bildirildi.
-"Güçlü büyüme, yüksek enflasyon devam edecek"
Güçlü büyümenin, daha yüksek bir enflasyonla birlikte, 2016 yılında da devam edeceği belirtilerek, "Asgari ücretteki yüzde 30 oranındaki yükselişin bu yıl tüketimi GSYH’nin yüzde 0,5’i ile yüzde 1’i kadar artıracağı tahmin edilmektedir. Ayrıca, petrol fiyatlarındaki son dönemdeki ilave düşüş ve yeterli derecede sıkı olmayan para politikası duruşu da destekleyici olacaktır. GSYH büyümesinin bu yıl yüzde 3,5 ve yüzde 4 arasında gerçekleşmesi ve enflasyon oranının bir kez daha yetkililerin yüzde 5’lik hedefinin büyük bir farkla üzerine çıkması beklenmektedir" ifadesi kullanıldı.
Daha düşük seviyedeki cari açığın memnuniyet verici olduğu, ancak dış dengesizliklerin sürdüğü vurgulanan açıklamada, iyileşmenin büyük kısmının düşük petrol fiyatlarına atfedilebildiği ve enerji dışı dengenin çok az değiştiğine değinildi.
Ekonominin dış pozisyonunun, orta vadeli temellerle uyumlu seviyelerden kısmen daha zayıf olmaya devam ettiğine işaret edilerek, mevcut iç talebe dayalı büyümenin yeniden dengelenmeye yardımcı olmadığı ve düşük özel tasarruf oranlarının, müdahale edilmemesi halinde, dış dengesizliklerin birikimini sürdüreceği bildirildi.
Bunun yanı sıra bir miktarı rezervlerden karşılanan açığın finansmanının endişe kaynağı olmaya devam ettiğine işaret edilerek, buna ek olarak, net hata ve noksanın, ödemeler dengesinde gittikçe artan bir rol oynadığı belirtildi.
Türkiye ekonomisinin Türk Lirası'ndaki belirgin değer kaybı ve sermaye çıkışları karşısında dayanıklılık göstermesine rağmen, ekonominin şoklara karşı koyacak tamponlarının azaldığı ifade edildi. Finansal kesim dışındaki firmaların yüksek döviz cinsi borçları ve bankaların dış finansmana bağımlılığının, Türkiye'yi daha fazla sermaye çıkışının oluşturacağı risklere maruz bıraktığı belirtilerek, mali tamponlar halen güçlü kalırken, şoklara müdahale edebilmek için gereken politika alanının, uluslararası rezervlerin bir miktar azalmasından ve uluslararası yatırım pozisyonu açığının geniş olmaya devam etmesinden dolayı zamanla daraldığı vurgulandı.
"Kırılganlıkları azaltmak için izlenilmesi gereken ana yol dış dengesizliklerin sınırlanmasıdır" denilen açıklamaya, şöyle devam edildi:
"Politika yapıcıların karşılaştığı temel zorluklar dış dengesizliği azaltmak ve ekonominin potansiyel büyümesini artırmaktır. Kısa vadede dış dengesizliklerin azaltılması, maliye politikası ve para politikasında daha sıkı bir duruş sergilenerek başarılabilir. Bu kapsamda, ilave makro-ihtiyati tedbirlerden de yararlanılabilir ancak bunlar makroekonomik politikaların ikamesi değildir. Söz konusu politikaların uygulanması durumunda, yurtiçi talebin yavaşlaması ve tasarrufların artması dış dengesizlikleri azaltacaktır. Bu durum, özel sektörün tasarruf oranının ve potansiyel çıktının artırılarak daha güçlü ve daha sürdürülebilir uzun vadeli büyümeyi sağlayacak kapsamlı yapısal reformların uygulanması için bir fırsat penceresi sağlayacaktır."
-"Borç sürdürülebilirliği bir endişe kaynağı değil"
Daha sıkı kamu maliyesi duruşunun, dış dengesizliklerin ve enflasyonun azaltılmasına katkı sağlayacağı ifade edilerek, kamu borç stokunun GSYH’nin yüzde 32’si düzeyinde bulunması hasebiyle, borç sürdürülebilirliğinin bir endişe kaynağı olmadığını bildirdi.
Kamu maliyesi sıkılaşmasının, enflasyonla mücadelede para politikası üzerindeki giderek artan baskının birazını hafifletmeye yardım etmek adına Orta Vadeli Program'da (OVP) öngörülenden biraz daha iddialı olabileceği belirtilerek, harcama tarafında mali sıkılaşmanın, yatırım harcamalarının azaltılması yerine, kamu personel harcamalarının sınırlandırılması da dahil olmak üzere, cari harcamalar üzerine yoğunlaşması gerektiği vurgulandı.
Ayrıca, kayıt dışılığın azaltılması ve vergi tabanının genişletilmesini de içerecek önlemlerle bütçe gelirlerinin artırılmasının mümkün olduğunun altı çizilerek, daha güçlü bir kamu bütçesinin, şoklar karşısında harekete geçmek için gerekli ilave politika alanını sağlayacağı ifade edildi.
Özel sektör bilançolarının son yıllarda daha sıkışık bir hal aldığına işaret edilen açıklamada, kamu garantilerinin ve kamu-özel sektör işbirliği (KÖİ) modellerinin yatırımların finansmanında giderek artan kullanımından kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin, aşağı yönlü bir iktisadi gidişat durumunda gerçek yükümlülüklere dönüşebileceği bildirildi.
Koşullu yükümlülüklerin hızlı artışının, daha güçlü merkezi gözetimi, onaylama süreçlerini ve şeffaflığı gerektirdiğine dikkat çekilerek, kamu sektörünün mali pozisyonunun, işlemlerinin ve risklerinin daha kapsamlı gözden geçirilmesi sürecinin, mali raporlamanın kapsamının, emeklilik sistemi ve KÖİ yükümlülükleri de dahil olmak üzere, genişletilmesi ve bir mali risk beyanı yayımlanması ile desteklenebileceği ifade edildi.
-"Rezervler arttırılmalı"
Açıklamada, orta vadede enflasyonun yüzde 5 hedefine çekilmesini sağlamak için daha sıkı para politikası duruşu gerektiğinin altı çizilerek, enflasyonun, hedeflenen değerin oldukça üstünde olduğu ve son dönemde artmaya başladığına işaret edildi.
Bu gelişmeler neticesinde enflasyon beklentilerindeki bozulmanın devam ettiği belirtilerek, reel faiz oranları artırılarak katı bir şekilde pozitif alanda kalmalarının sağlanması gerektiği, bu düzenlemelerin, Türk lirası üzerindeki değer kaybı baskısını da hafifleteceği vurgulandı.
Para politikası çerçevesinin, para politikasının etkinliğini arttırmak için iyileştirilmesi gerektiğine dikkati çekilerek, faiz koridorunun daraltılması ve piyasanın talep ettiği likiditenin tek bir faiz oranı üzerinden temin edilmesinin, para politikası duruşuna ilişkin net bir sinyal vereceği ve parasal aktarım mekanizmasını güçlendireceği bildirildi.
Açıklamada, rezervlerin arttırılması gerektiği ifade edilerek, cari işlemler dengesindeki mevcut iyileşme çerçevesinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB), net rezervlerini arttıracak politikaları uygulamaya koyması gerektiği bildirildi. Ayrıca müdahalelerin, uygunsuz piyasa koşulları dönemleriyle sınırlı tutulması gerektiğine değinildi.
-"Banka sermayeleri yeterli"
Banka sermayelerinin yeterli düzeyde olduğuna dikkat çekilerek, uzun dönemde azalan bir eğilim izlemekle birlikte, sermaye yeterlilik oranının asgari düzeyin üzerinde kalmaya devam etttiği ve sermayenin, büyük bir oranda yüksek kaliteli sermaye unsurlarından oluştuğu vurgulandı.
Bununla birlikte, Basel-III’ün tedrici bir şekilde uygulanmaya alınmasının, azalan karlılık ortamında, bankaların sermaye ihtiyacını artırabileceği ifade edilerek, takipteki alacakların düşük olduğu ve ayrılan karşılıkların yeterli düzeyde bulunduğu bildirildi.
Öte yandan, bankaların yurtdışı toptan fonlamaya oldukça bağımlı kalmaya devam ettiğine işaret edilerek, aynı zamanda, finansal olmayan şirketler kesiminin döviz cinsinden net açık pozisyonları 174 milyar dolara ulaştığından, reel ekonominin döviz cinsinden maruziyetlerinin yüksek kaldığı belirtildi.
Makro-ihtiyati tedbirlerin bankaların yurt dışı toptan fonlama vadesinin uzamasını ve dayanıklılığın bir miktar artırılmasını sağladığı ifade edilerek, daha uzun vade, daha düşük bir yıllık borç çevirme ihtiyacı doğurduğu böylelikle dış finansman ihtiyacını azalttığı vurgulandı.
Açıklamada, Türk Lirası ve dövize uygulanan zorunlu karşılık oranları arasındaki farkın artırılmasının, döviz cinsinden toptan borçlanma düzeyinin azaltılmasına katkıda bulunabileceğinin altı çizilen açıklamada, ihtiyati politikaların, döviz cinsinden borçlanmada yaşanabilecek sorunlarla ilgili artan riskleri yansıtacak şekilde uyarlanması gerektiği bildirildi.
"Geçtiğimiz günlerde yapılan ve nisan ayında yürürlüğe girecek tüketici kredi risk ağırlıklarına ilişkin düzenleme, tüketici kredilerinde çok keskin bir artış görülmesi halinde yeniden gözden geçirilmelidir" ifadesine yer verilen açıklamada, genel borçluluk düzeylerine odaklanan diğer makro-ihtiyati tedbirlerin de yararlı olabileceğe işaret edildi.
- "Türkiye'ye sergiledikleri misafirperverlik için teşekkür ediyoruz"
Yetkililerin iddialı yapısal reform gündeminin, ekonominin başarılı bir şekilde yeniden dengelenmesi hedefinin ana unsuru olduğuna dikkat çekilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
"Bireysel emeklilik ve kıdem tazminatı sistemlerinin fonlama zemininin geliştirilmesini hedefleyen reformlar özel tasarruf oranlarını ciddi ölçüde artırabilecektir. İşgücü piyasasındaki katılıkların giderilmesi ve yerel sermaye piyasalarının geliştirilmesi, büyümeyi ve rekabetçiliği artıracaktır. Yetkililerin reform planları zamanında ve bütünüyle uygulanmalıdır. Asgari ücretin artırılması çeşitli faydalar sunmakla birlikte, bazı zorlukları da beraberinde getirecektir. Yüksek ücret bir yandan gelir dağılımının geliştirilmesine katkı sunabilecek ve kısa vadede ekonomik canlanma sağlayabilecekken, diğer taraftan işgücü piyasaları, rekabetçilik ve mali denge üzerinde de çeşitli sonuçlar doğurabilecektir. İşgücü piyasalarının katılığı dikkate alındığında, işgücü piyasasının esnekliğinin artırılmasına yönelik çabalar kayıt dışı istihdamın daha da artmasının önlenmesine ve yüksek ücretlerin rekabetçilik üzerindeki olumsuz etkisinin azaltılmasına yardımcı olabilir. "
Açıklamada ayrıca IMF heyetinin, mültecilerin toplumla bütünleştirilmesi yönündeki girişimleri memnuniyetle karşıladığı vurgulanarak, şunlar kaydedildi:
"Türkiye, 2 milyondan fazla mülteci nüfusu ile dünyada en fazla mülteci ağırlayan ülkeler arasındadır. Mültecilerin güvenli bir şekilde ana vatanlarına dönmeleri her zaman için arzu edilmekle birlikte, bu süre zarfında toplumla bütünleştirilmeleri için çaba gösterilmelidir. Bu itibarla Türkiye, mültecilerin etkili bir şekilde topluma kazandırılmaları için önemli bir adım olarak, kayıtlı mültecilerin çalışmalarına izin veren bir yasa çıkartmaktadır. IMF Heyeti olarak yetkililere ve özel sektördeki muhataplarımıza, sergiledikleri misafirperverlik ile açık ve yapıcı geçen tartışmalar için teşekkür ediyoruz."