İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Ayhan Zeytinoğlu, Avrupa Parlamentosu’nun, vize ücretlerini 80 avroya çıkaran tasarıyı kabul etmesini endişeyle karşıladıklarını bildirdi.

Zeytinoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, seçimlerine sayılı günler kala mevcut Avrupa Parlamentosu’nun, görev süresi bitmeden önce bir dizi kararın altına imza attığını ve bu kararlar arasında en öne çıkanının, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu üçüncü ülkelere yönelik Schengen vize uygulamasında, vize ücretinin 60 avrodan 80 avroya çıkarılması gibi bazı değişikliklerin kabul edilmesi olduğunu bildirdi.

Vize masraflarının Türk vatandaşlarına ağır maliyetler doğurduğuna dikkati çeken Zeytinoğlu, "Bilindiği üzere, halihazırda Türk vatandaşları Schengen vize uygulamasının doğurduğu ağır mali zorluklarla karşılaşmakta, hatta İKV’nin hesaplamaları ışığında sadece 2017 yılında bile vizenin Türk vatandaşlarına faturası en iyimser haliyle yıllık 58 milyon 302 bin 600 avro tutarına ulaşmaktadır." ifadelerini kullandı.

"AB’nin hareket serbestliği gibi temel değerliyle çelişecek"
Bu tür tercihlerin, zamanın ruhuna aykırı olduğunu ve günümüz teknolojik, ekonomik ve siyasi gerçekleriyle bağdaşmadığını ifade eden İKV Başkanı Zeytinoğlu şöyle devam etti:

"Schengen vize rejiminde öngörülen değişikler arasında en fazla memnuniyetsizlik duyduğumuz gelişme, vize başvuru ücretlerinin 60 avrodan 80 avroya çıkarılması kararıdır. AB’ye aday ülke statüsündeki ve vize serbestliği diyaloğunda son düzlüğe girmiş durumdaki Türkiye’nin halen daha vize başvuru süreçlerini zorlaştıran yeni hamlelerle karşı karşıya bırakılmasını kabul edilebilir görmüyoruz.

Mevcut tabloda vize başvuru ücretlerinin yanı sıra aracı kurum hizmet bedelleri, çeviri ve uluslararası seyahat sigortası masrafları gibi ek giderler de dikkate alındığında oluşan devasa yük, Türk vatandaşlarının AB ülkelerine seyahati önünde zaten fazlasıyla belirgin bir engel oluşturuyordu. Bu bedelin artırılması, vatandaşlarımız ile AB vatandaşları arasında kültürel bir köprü kurulmasına; akademisyenlerin ve sivil toplum çevrelerinin AB’deki paydaşlarıyla etkileşimlerine doğrudan zarar verecektir. Türk vatandaşlarını başka rotalara yöneltirken, AB’nin hareket serbestliği gibi temel değerliyle de şüphesiz ki çelişecektir."

Zeytinoğlu, AB kurumlarının bu değişikliklerin vize başvuru süreçlerini daha esnek hale getirdiği yönündeki açıklamalarını da değindi.

Mevcut vize rejiminde Türk vatandaşlarının, bir Schengen ülkesine vize başvurularını en erken 3 ay önce gerçekleştirebildiğini aktaran Zeytinoğlu, "Öngörülen değişiklikler bu sürenin 6 ay önceye çekilmesini, yani 6 ay önceden itibaren vizeye başvurulabilmesini sağlayacak. Nitekim böylesi bir adımı olumlu bulmakla birlikte, yeterli görmüyoruz. Çünkü vize başvuru süreçlerinde Türk vatandaşlarının karşılaştığı en büyük prosedürel zorluklar; başvurulara geç yanıt verilmesi ve planlanan seyahate kısa süre kala başvuru gerçekleştirilememesidir." değerlendirmesinde bulundu.

"Vizesiz Avrupa hayalinin gerçekleşebilmesi için Türkiye’nin son yıllarda önemli adımlar attı"
İKV Başkanı Zeytinoğlu bütün bu gelişmelerin vize serbestliği diyaloğundan bağımsız ele alınamayacağını belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Vizesiz Avrupa hayalinin gerçekleşebilmesi için Türkiye’nin son yıllarda önemli adımlar attığını, dönem dönem Avrupa Komisyonu ile başarılı iş birliği atmosferinin sağlanabildiğini hatırlamak gerekir. Sürecin bir an evvel olumlu şekilde sonlandırılması, toplumlar arasındaki bağın, iş birliğinin ve karşılıklı anlayışın tesis edilebilmesi için elzemdir. Türkiye, geçerli mevzuatın reformundan, sınır ve belge güvenliğine, kurumsal altyapının güçlendirilmesi ve veri güvenliğinden geri kabul mekanizmalarına kadar çok çeşitli alanlarda reformlar gerçekleştirmiştir.

Nitekim AP’de kabul edilen tasarı, öngörülen değişiklilerle birlikte sadece vize serbestliği diyaloğunun değil, geçerli mevcut vize rejiminin de düzensiz göç ve geri kabule ilişkin gelişmelerden olumsuz etkilenebilmesinin önünü açmaktadır. Bu noktada Türkiye’nin, Avrupa kıtasının sınır güvenliği açısından benzersiz önemini hatırlatmak ve AB’nin önümüzdeki dönemde Türkiye ile vize alanındaki ilişkilerinde güvenlik odaklı bir yaklaşımdansa hak ve ekonomik/siyasi işbirliği temelli bir yaklaşımla hareket edeceği yönündeki temennimizi yinelemek isteriz."