Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Lokman Erdemir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hasan Remzi Efendi'nin, Çanakkale'deki 1'inci Tümen'in 70'inci Alayı'nda teğmen rütbesiyle göreve başladığını, daha sonra albay rütbesiyle emekliye ayrıldığını söyledi.

Hasan Remzi'nin asırlık günlüğünün ailesi tarafından özenle korunduğunu belirten Erdemir, bu belgenin gelecek nesillere ulaştırılabilmesi için Bağcılar Belediyesi tarafından kitaplaştırılacağını ifade etti.

Erdemir, Üsteğmen Hasan Remzi'nin daha sonra "Fertan" soyadını aldığını aktararak, 29 Kasım 1973'te vefat ettiğini, naaşının ise 1 Aralık 1973'te İstanbul Kadıköy'deki Osmanağa Camisi'nde kılınan cenaze namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildiğini dile getirdi.

Günlüğün, Hasan Remzi Efendi tarafından cepheden dönüşte kaleme alındığını ifade eden Erdemir, "Geçtiğimiz yıl Çanakkale Savaşları ile ilgili birçok belgeye ulaştık ama şu bir gerçek ki Çanakkale Muharebeleri sadece 100'üncü yılla sınırlı kalacak nitelikte değil. Çanakkale Muharebeleri, Türk tarihi açısından çok önemlidir. Yani üzerinden 100 yıl geçmiş olması, Çanakkale muharebeleriyle ilgili ilginin ve alakanın kesilmesini gerektirmiyor" diye konuştu.

Erdemir, Üsteğmen Hasan Remzi'nin Çanakkale Muhabereleri'nin en önemli aşamalarında görev yaptığını belirtti.

Onun, özellikle Zığındere ve Şehitler Sırtı muharebelerinde yer aldığına değinen Erdemir, şöyle devam etti:

"Kendisi, 1'inci Tümenin 70'inci Alayı'ndadır. Hatıratında ifadeler, Çanakkale Muharebeleri'ni yaşıyor gibi yansıtmıştır. Hatıratında, Şehitler Sırtı bölgesindeki muharebeleri anlatırken 'O ne uzun geceydi, her taraf birden bire fırladı... Allah Allah...' diye başlar ve o anı anlatır. Cephede nasıl hücum ettiklerini, askerin nasıl fedai can ederek vatan ve millet, mukaddesatı için ölümü göze aldıklarını hatıratında anlatır. Hatıratındaki ifadeler, Mustafa Kemal Atatürk'ün Bomba Sırtı'ndaki ifadelerine çok benzer. 'Siperler arasındaki mesafe 8 metreydi', 'Biraz sonra öleceklerini biliyorlardı, bilenler Kur'an-ı Kerim okuyor, bilmeyenler dua ediyordu' der."

- Ruslara karşı da mücadele etti

Yrd. Doç. Dr. Lokman Erdemir, Hasan Remzi Efendi'nin Çanakkale Cephesi'nden 7 Ocak 1916'da ayrıldığı bilgisini verdi.

Günlükten bazı bölümleri aktaran Erdemir, şunları kaydetti:

"İngilizler, Çanakkale'den çekilmeden iki gün önce, birliği Arıburnu bölgesindeki diğer birlikler çekildiği için diğer cephelere gönderilmek için geri çekilir. Hasan Remzi Efendi, hatıratında şu ifadelere de yer verir: 'Cepheye Çanakkale'ye 14 bin iaşe eri ile geldik, muharebeler boyunca tümenimiz 22 bin ikmal aldı... Cepheden ayrılırken mevcudumuz 6 bindi.' Yani basit bir hesap yaparsak cephede 36 bin askerle mücadele vermişler ancak ayrılırken kalan sayı 6 bin. Cephede bulundukları sürede 30 bin şehit, yaralı ve hasta bırakan bir tümen. Biliyoruz ki Çanakkale'ye Osmanlı Devleti 22 tümen göndermiştir. Tabii Hasan Remzi Efendi, sadece Çanakkale'deki savaşlarda cephede bulunmaz, bir süre İstanbul'da kaldıktan sonra ikinci bir cephe hattına gönderilir. Trenle Haydarpaşa'dan Pozantı'ya, oradan yürüyerek Mardin ve Diyarbakır üzerinden bugün Bitlis ve Bingöl civarındaki Ruslara karşı 2'nci Ordu komutasındaki birliğine katılır. Hatıratında burada da Türk askerinin Ruslara karşı verdiği mücadeleyi anlatır. Hatıratında ayrıca Rus ihtilalini ve Rusların cepheden çekilişlerini de detaylı olarak görebiliyoruz."

- "Kız Kulesi'nden İstanbul'a bakışını ve hüznünü de kaleme almıştır"

Erdemir, Hasan Remzi Efendi'nin 1917 yılında Filistin Cephesi'nde görevlendirildiğini anlattı.

Onun, Nablus Meydan Muharebesi'ne de katıldığına değinen Erdemir, "Selfit bölgesinde İngilizlere esir düşer. Hatıratında esaretini de hazin bir şekilde anlatır" dedi.

Hasan Remzi'nin, 1921 yılında esirlerin değişimi kapsamında İstanbul'a döndüğünü söyleyen Erdemir, şöyle konuştu:

"Hatıratında, Kız Kulesi'nden İstanbul'a bakışını ve hüznünü de kaleme almıştır. Şehitler Sırtı'ndaki taarruz esnasında ise hatıratında neye güvendiklerini ve Çanakkale'deki siperleri şöyle anlatır: 'Bütün güvenimiz allı mollu yeşilli basmalardan yapılmış kum torbaları arkasında idi ve yumuşak topraklı boy siperleri içindeki aslan yürekli, asil kanlı Mehmetçiklerin manevi gücüydü.' Aslında Çanakkale ruhu nedir diye sorarsanız, işte o siperlerin içinde gelecek yardımlara, tüfeğine değil, kalbindeki, gönlündeki vatan sevgisine ve imanına borçluyuz. Çanakkale ruhu budur. Ölümü bile bile, öleceğini bile bile taarruz edebilmektir. Çanakkale ruhu, her şeyi göze alarak arkasında yetim ve dul bile bırakmayı göze alarak ölebilmeyi bilmektir."