Mahmut Özay İSTANBUL - Bir çay istemek için kafede gözümüzü gezdirip çalışan birini bulmak için epey arıyoruz ama bir sonuç yok. Herkes kendi âleminde. Bir an aklımdan ‘Bu kafede çalışan yok mu’ diye geçiyor. Dayanamayıp sorunca kafenin çok ilginç hikâyesini öğreniyorum. Anti Cafe, daha önce bildiklerimizden çok farklı. ‘Bir çay alabilir miyim?’ cümlesi bu kafede pek geçmiyor. Tüm yiyecek ve içecekler için de durum aynı. Bir isteğin olduğunda kalkıp kendin alıyorsun. Acıktığında açıyorsun dolabı eldeki malzemelerle sevdiğin yemeği pişiriyorsun. Bir tost yapıp açlığını dindirebiliyorsun. Atıştırmalıklar ya da fırından yeni çıkmış turtalardan da dilediğin gibi yiyebilirsin. Tabii giderken bulaşıklarınızı makineye dizmeyi unutmamanız gerekiyor. Kafe, Rusya’dan yayılan konseptin Türkiye’deki ilk örneği. Öğrencilerin büyük rağbet gösterdiği kafeyi dileyen atölye gibi kullanıyor, dileyen ofis gibi. Burada sadece zamana para veriliyor, geri kalan her şey özgürce kullanılabiliyor. Saat başı ücret 10 lira. İkinci saat 7 liraya düşüyor. Kafenin günlük ücreti ise 30 lira. Ay boyunca her gün gelip ofis gibi kullanmak isteyenlerin ödemesi gereken tutar ise 500 lira.